Şubat Ayı Sanata Saldırılar ve Hak İhlalleri

sanat-meclisiMimesis Haber/ Sanat Meclisi, Şubat ayı sanata saldırılar ve hak ihlalleri raporunu açıkladı. Raporu aşağıda paylaşıyoruz.

  • 7 Şubat gecesi OHAL kapsamında yayınlanan bir KHK ile 330’u akademisyen 4 bin 464 memurun ihraç edilmesinden birkaç gün sonra, şimdi de Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümünden üç profesör beş akademisyen başka bir KHK ile ihraç edildi, bölümde dört akademisyen kaldı. En fazla ihraç Ankara Üniversitesinden geldi, toplamda 34 ‘barış akademisyeni’ atıldı. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden ihraç edilen 16 akademisyenden biri olan Prof Dr. Funda Başaran, ihraçların üniversiteler adına büyük bir utanç olduğunu söylerken, bilim üretmenin iktidarın KHK’leri ile sınırlanamayacağını vurguladı:

“Üniversite ve fakülte vasıflarını yitirmiştir. Ancak bizim bilgi üretmemiz için içi boşalan duvarlara ihtiyacımız yok. Biz öğrencilerimizle yine bir araya geliriz. Bilgi üretmeye ve ürettiğimiz bilgiyle dünyayı değiştirmeye devam edeceğiz”

İhraç edilen akademisyenlerden A. Ü. Araştırma görevlisi Dr. Aylin Aydoğan da, “Sadece geri döneceğiz demiyoruz. Geri döneceğiz ve hesap soracağız diyoruz” ifadelerini kullandı. Ankara Üniversitesi DTCF Tiyatro Bölümünden Prof. Dr. Beliz Güçbilmez ise “Dükkanı kapattık. Patron çıldırdı” şeklinde bir mesaj paylaştı.

  • 1 Ağustos 2016 tarihinde işlerine son verilen Şehir Tiyatroları oyuncuları Pervin Bağdat, Cem Baza, Irmak Örnek ve müzisyen Burçak Çöllü açtıkları işe dönüş davasını kazandılar.
  • Nâzım Oratoryosu Orkestra Şefi İbrahim Yazıcı’nın son çıkarılan KHK ile ihraç edilmesi sonrası Fazıl Say’dan tüm sanatçılara dayanışma çağrısı geldi: “İbrahim Yazıcı, büyük bir değer ülkemiz için, yurtdışında da en çok tanınan şeflerimizden biri. Bütün dünya şok yaşıyor. İşinden atıldı. Kamudan ihraç edildi. Bu bir cadı avıdır. 8 eserimin ilk seslendİrilişini yaptı, NAZIM oratoryosu ile özdeşleşti. Bu mu acaba sebep? Bilmiyorum. Merak ediyorum. Buradan tüm müzik camiasına sesleniyorum, birbirimize yardımcı olalım. Dayanışma içinde olalım. Dün Fazıl, bugün İbo, yarın sen… İlk kez birbirimize tutunalım. Kurumlar. Orkestralar. Korolar. Devlet sanatçıları… Tüm sanatçılara çağrımdır”.
  • Sabahattin Önkibar’ın “Devlet Bahçeli ve MHP İçin Her Şey” adlı kitabının toplatılmasının ardından kitabı yayımlayan Kırmızı Kedi Yayınevine saldırı düzenlendi. Yüzünü kar maskeli şahıs, binanın camlarını kırdı ve “Sabahattin Önkibar akıllı olsun” diye bağırarak kaçtı. Saldırı sonrası yayınevinden bir açıklama geldi:

“Aklımıza Almanya’da faşizmin iktidara gelişi sırasında yaşanan Kristal Gecesi geliyor. Bu saldırı, Türkiye’nin gitmekte olduğu yer açısından bir milattır.” Türkiye Yayıncılar Birliği’nden ise şu açıklama geldi:

“Bir kitap hakkında, henüz içeriği bilinmiyorken, hakkında bilirkişi raporu olmadan, yalnızca bir siyasi lider üzerine yazıldığı bilgisi ve eleştirel fikirler içerdiği izlenimiyle alınan bu kararı hukuken açıklamak mümkün değildir. Kararın ardından çıkan haberlerle kamuoyunun dikkatinin kitaba çekilmesi ve ardından yaşanan bu saldırı, bu tür kararların olumsuz etkilerinin nasıl yayılabileceğine, yazarları ve yayıncıları hedef gösterme işlevi görebildiğine dair son örnektir ve oldukça endişe vericidir”.

  • Oyun Yazarları ve Çevirmenler Derneğinden protesto:
    “Yayınlanan bir KHK ile ülke tiyatromuzun ve sanatımızın gelişimine vurulan öldürücü darbeleri kınıyor, ömürlerini mesleklerine adamış akademisyenlerimizin, geleceklerini kurmak için çabalayan öğrenci arkadaşlarımızın insani haklarının üzerindeki kısıtlamaların kaldırılmasını talep ediyoruz.
    Bu ülkede yaşayan her insanın daha aydınlık, daha çağdaş, daha bilimsel ve daha özgür bir yaşam hayal ettiğini biliyor, bu hayallere ulaşmak için oluşturulan engellerin bir an önce sonlanmasını istiyoruz. Doğası gereği iyi, güzel ve doğruya muhtaç olan insan, hangi ideolojiyi savunursa savunsun böyle bir toplumda yaşayamaz. Geleceğimizi cehenneme çevirmemek için sanata, bilime, akla sahip çıkalım”.
  • Türkiye’nin çeşitli üniversitelerindeki Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümü öğrencileri, AKP’nin akademideki kıyımına tepki gösterdi. Eşzamanlı olarak tüm bölümlerde yapılan açıklamada, “Akademisyenlerimizin yanındayız, öğretmenlerimizi geri istiyoruz” denildi. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü öğrencileri de bir basın açıklaması yaptı. Açıklamada şöyle denildi: “Son KHK ile birlikte ihraç edilen akademisyenlerin sayısı beş bine yaklaştı. Bu akademisyenler arasında ülkenin en köklü üniversitelerinde hayatlarını bilginin ve deneyimin aktarılmasına adayan 115 barış isteyen akademisyen de vardı. Bugün burada bize dayatılan, akademik hiyerarşilerden ve dört duvardan ibaret, yozlaşmış ve yaşamla tüm organik bağları koparılmış bir ‘akademik yapı’yı reddediyoruz. Çünkü DTCF Tiyatro’da herkes tiyatronun gereklerini yerine getirir yani kolektif olarak öğrenir, öğretir ve üretir. Ve burada herkes bilir ki akademi bir düşünme biçimidir, belli bir mekana ihtiyaç duymaz, kendi mekanlarını üretir ve bu nedenle de toprakla, havayla, suyla, insanla, yani yaşama dair her ne varsa onunla iç içe ve onunla bir bütündür ki zaten aksi de mümkün değildir. İşte biz şimdi omzumuzda taşıdığımız yükün ağırlığıyla tarihe şerh düşüyor ve kolektif üretici gücün egemenliğindeki akademik düşünce, özgür üniversite ve barış için haykırıyoruz. Tam burada duruyor, hayır, gitmiyoruz”.
  • Danimarka merkezli ifade özgürlüğü organizasyonu Freemuse, “Art Under Thread” (Tehdit Altında Sanat) başlığıyla her yıl yayımladığı raporda, 2016 yılında 78 ülkede toplam 1028 ihlal tespit etti. 2016 yılında tüm dünyada 840 sansür ve 188 ciddi ihlal vakası gerçekleşti. Ciddi ihlaller kategorisine göre 2016 yılında tüm dünyada üç öldürülme, iki kaçırılma, 16 saldırı, 84 hapsedilme ve tutuklanma, 43 dava, 40 işkence ve tehdit vakası gerçekleşti. Türkiye’de ise üç saldırı, 11 hapsetme, yedi dava, iki tehdit ve işkence, 13 sansür olayı, sanatçılara yönelik gerçekleşen ihlaller olarak raporlandı. Müzisyenler, tüm dünyada toplam 86 ciddi ihlal vakası ile en büyük baskıya maruz kalan sanatçılar olarak belirlendi. Müziği 32 vaka ile tiyatro, 27 vaka ile görsel sanatlar takip etti. Sinema en çok sansürlenen sanat biçimi olarak belirlendi ve sansür vakalarının tümünün yüzde 79’u sinema alanında gerçekleşti. İran, toplam 30 ciddi ihlal vakası ile bir kez daha sanatsal özgürlüğü en çok kısıtlayan ülke oldu. Tüm dünyada gerçekleşen ciddi ihlal kayıtlarının yüzde 69’u, İran, Türkiye, Mısır, Nijerya, Çin, Malezya, Suriye, Tanzanya ve Özbekistan’da gerçekleşti. Sansür alanında ise en önce çıkan ülke, toplam 557 vaka ile Ukrayna oldu. En çok sansür uygulayan ülkeler listesinde Türkiye yedinci sırada yer aldı. İlk on ülke, Kuveyt, Çin, Mısır, Hindistan, Rusya, Türkiye, ABD, Pakistan ve İran olarak sıralandı. Tüm dünyada gerçekleşen sansür kayıtlarının yüzde 88’i bu ülkelerde gerçekleşti.
  • Piyanist Dengin Ceyhan öğle saatlerinde evine gelen polisler tarafından gözaltına alındı ve tutuklandı. Dengin Ceyhan’ın sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek gözaltına alındığı ve tutuklandığı ifade ediliyor. Piyanist Fazıl Say, 1992 doğumlu genç piyanist Dengin Ceyhan’la ilgili sosyal medya hesabından çarpıcı bir açıklama yaptı”

Say, Dengin Ceyhan. Türk piyanisti. 1992 doğumlu. Suçu ne anlaşılmadı. Tutuklandı. Hapiste”. Cumhurbaşkanına hakaret ettiği iddiasıyla tutuklanan piyanist Dengin Ceyhan için savcılığın itirazı üzerine tahliye kararı verildi.

  • Ü. DTFC’den bir ay kadar önce ihraç edilen Doç. Süreyya Karacabey’den sonra, şimdi de biri bölüm başkanı olmak üzere 6 bilim insanı daha, gerekçe gösterilmeden işten atıldı. İzmir Tiyatroları Platformu, “Barış imzacısı oldukları için böyle bir muameleye maruz kaldıklarını düşündüğümüz bu akademisyenlere yapılan haksızlığı şiddetle kınıyor, bugüne dek birçok değerli tiyatro duayeninin yetiştiği bu çınar okulun öğretimine eskisi gibi devam etmesi için ihraç edilen tüm akademisyenlerin bir an önce işe iadelerini istiyoruz” şeklinde bir açıklama yaptı.
  • Sareban Sokak Sanatçılarının solisti Ramazan Açıkgöz, 15 Şubat 2017 sabahı Denizli’de yapılan Şafak operasyonu ile gözaltına alındı. Yakınlarının kendisine hiç bir şekilde ulaşamadığı ve durumu hakkında bilgilendirilmediği Açıkgöz’ün sosyal medya hesapları yüzünden gözaltına alındığı tahmin ediliyor.
  • 16’ncı !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nin programında yer alan “Son Şinitzel” isimli film eser işletme belgesi alamadığı için festivalde gösterilemedi. İsmet Kurtuluş ve Kaan Arıcı’nın yönettiği 22 dakikalık kurmaca film için İstanbul Telif ve Sinema Müdürlüğü’ne yaptıkları eser işletme belgesi başvurusuna Değerlendirme ve Sınıflandırma Kurulu tarafından verilen yanıtta, bazı sahnelerin çıkarılmasının istendiğini ifade ettiler. Bu talep sansür konusunda yeni bir aşamayı da işaret ediyor. Zira bugüne kadar eser işletme belgesi alamayan filmler tümden reddediliyordu. Kurul ilk kez bir filmin bazı sahnelerinin değiştirilmesi gerektiğine ‘hükmetti’. Filmde Haluk Bilginer’in hayali ülke başkanını canlandırdığı film uzak gelecekte geçiyor. Birleşmiş Milletler “Dünyayı Terk Edin Mars’taki Kolonilere Yerleşin’ çağrısı yapınca son arzusu şnitzel yemek olan başkan yaverini görevlendiriyor. Ancak son tavuk 200 yıl önce görülmüştür ve yaverin işi oldukça zordur. Tanıtım bültenlerinde yer alan yukarıdaki ibarelere bakarak sansür gerekçesinin politik olduğu ifade edildi. Resmi adıyla “Zorunlu Kayıt Tescil Uygulaması”, bilinen adıyla Eser İşletme Belgesi, asıl olarak eser üzerindeki hak sahipliğini düzenliyor. Ancak bakanlık özellikle sinema alanında bu belgeyi vermeyerek/ geciktirerek bir sansür aracına dönüştürüyor. Geçmişte “Dersim 38” ve “Berivan” filmlerinin gösterimi engellenmişti. 2015 yılında İstanbul Film Festivali’nde “Bakur” filmine eser işletme belgesi verilmemesiyle patlayan sansür skandalı krize dönüşmüş, jüriler ve bazı filmler festivalden çekilmişti. Sinema Yazarlar Derneği (SİYAD) “Son Şnitzel” adlı kısa filme kayıt-tescil belgesi verilmesi için bazı sahnelerinin çıkarılmasının şart koşulmasını Türkiye’deki sansür uygulamalarının en yeni örneği olan nitelendirdi. SİYAD’ın açıklamasında “İlgili yasal mevzuatın, Değerlendirme ve Sınıflandırma Kurulu’nun yetkilerinin filmlere yalnızca yaş sınırlandırılması getirilmesinden ibaret olacak ve kayıt-tescil belgesi uygulamasına son verilecek şekilde yeniden düzenlenmesi taleplerimizi bu vesileyle yineliyoruz” denildi.
  • Kurulduğu günden bu yana İstanbul’un ve Türkiye tiyatrosunun lider mekanlarından biri olmuş; yalnızca yapı olarak değil, aynı zamanda 55 yıl boyunca burada sahneye çıkan birbirinden önemli isimleri ağırlamasıyla bilinen Muammer Karaca Tiyatrosu’nun çürümeye terk edilişi ilk kez belgelendi. Muammer Karaca Tiyatrosu 5 yıl önce tespit yapılmaksızın ‘riskli yapı’ ilan edilerek Dostlar Tiyatrosu’nun elinden alınmıştı. Her yıl en az bir kere “yıkılacak” haberlerinin çıktığı, deprem riski nedeniyle “tamamen boşaltılarak kapılarının mühürlendiği” söylenmişti. Bir okurun basına ulaştırılan fotoğraflarda tiyatronun içindeki eşyaların hâlâ durduğu ve içerisinin harabeye döndüğü görünüyor.
  • Son sayısında yayımlanan bir karikatür sebebiyle hedef gösterilen Gırgır Dergisi yayıncı kuruluş tarafından kapatıldı, çalışanları işsiz kaldı. Son sayısında yayımlanan karikatürün ardından hedef gösterilen Gırgır Dergisi, yayıncı şirket tarafından bugünden itibaren kapatıldı. Oğuz Aral’ın kurduğu ve 1972’den bu yana yayımlanan haftalık mizah dergisi Gırgır, dergide yayımlanan Hz. Musa karikatürü sonrası hedef gösterilmişti. Derginin son sayısında yayınlanan “Musa Kızıldeniz’i ayırır ve Yahudiler kurtulur” başlıklı karikatürün, Musevilik ve İslam gibi semavi dinlere hakaret içerdiği iddia edildi ve karikatür nedeniyle Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından resen soruşturma başlatıldı. Bir süredir Sözcü gazetesi tarafından mizah eki olarak verilen derginin yayıncı şirketinin avukatı tarafından yapılan açıklama şöyle:

“Gırgır dergisinin son sayısında yayınlanan hoş olmayan karikatür nedeniyle yayıncı şirket Gırgır dergisinin kapatılmasına ve dergide çalışanların tamamının işten çıkarılmasına karar vermiştir. Bu karikatürün yayınlanması en başta toplumumuzu rahatsız ettiği gibi, yayıncı şirketi de çok rahatsız etmiştir. Karikatürün firmayı zor durumda bırakmak amacıyla kötü niyetli çalışan kişi veya kişiler tarafından yayınlandığını düşünüyoruz. Kasti bir tutum söz konusudur. Dini değerlerin aşağılandığı bu karikatür kötü niyetli bir tutumla çizilerek, yayıncı şirkete danışılmadan, adeta gizlenerek, son anda habersizce yayına verilmiştir. Bunu yapan çalışanlar dini değerleri aşağılamak suretiyle suç işlemiştir. Buna sebep olan çizer ve çalışanlar hakkında yayıncı firma olarak Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunacağız.” Cumhurbaşkanı Başdanışmanı İbrahim Kalın konuya dair açıklamasında, “Bunun adı mizah ve ifade özgürlüğü değil, ahlaksızlık ve nefret suçudur” demişti. Gırgır’dan konuya dair yapılan açıklamada “Yorgunluk ve uykusuzluk nedeniyle basım öncesi fark edilmeyen bu ‘berbat’ karikatür nedeniyle incitmiş olduğumuz herkesten özür dileriz” denilmişti. Gırgır Dergisinin 10 yıldır arka kapağını çizen Deniz Kestane, “Malum karikatürü ve çizerini kınıyorum. Malum karikatür yüzünden 25 kişiyi ekmeğinden eden yönetimi ayrıca kınıyorum. Ne yöneticisi, ne editörü, ne de o karikatürün çizeri olduğum halde popüler çizeri olduğum için beni tehdit edenlere akıl fikir diliyorum”.

  • İstanbul Kadıköy Fahrettin Kerim Gökay Caddesi’nde bulunan Müjdat Gezen Sanat Merkezi’ne yönelik kundaklama girişimi yaşandı. Yangın söndürüldükten sonra soruları yanıtlayan Müjdat Gezen, “Görüntüde çember sakallı bir arkadaş var. Yangınlar bizim içimizdeki ateşi asla söndüremez. Burası dünyanın ilk ve tek parasız özel okuludur. Kurslarımızdan gelen paralarla buradaki öğrencilerin okuması kolaylaşıyor” diye konuştu. Akit gazetesi ve televizyonu ile Burhan Kuzu’nun kendisini hedef aldığını hatırlatan Müjdat Gezen, Akit’in üç yıl önce de kendisini hedef gösterdiğini, o gün koruma talebine olumsuz yanıt veren emniyetin geçtiğimiz günlerde kendisine koruma tahsis ettiğini açıkladı. Müjdat Gezen, AKP hükümetinin saldırganlara yol verdiğini dile getirdi. Müjdat Gezen ve Müjdat Gezen Sanat Merkezi geçtiğimiz günlerde Akit TV’de hedef gösterilmişti. Kanalın sunucularından Ahmet Kezer, Müjdat Gezen’e hakaret ve küfürler yağdırmıştı. Birkaç gün sonra kamera kayıtlarına dayanarak yakalanan saldırgan, sorgudan sonra bırakıldı, tepkiler üzerine tekrar tutuklandı. Sosyal medyada, olay unutturulup soğutulduktan sonra failin tekrar serbest bırakılacağı yönünde çok sayıda yorum yer aldı.
  • Taksim’de kültür sanat mekanları birer birer yok olurken, son veda eden Tiyatro Pera oldu. Tiyatrocu Nesrin Kazankaya öncülüğünde faaliyetlerini sürdüren 100 kişilik sahne, mal sahibinin tasarrufuyla piyasanın yasalarına yenik düştü. Beyoğlu’nun yaşadığı acı dönüşüme böylece bir halka daha eklenmiş oldu. Tiyatro Pera Oyuncusu ve Sanat Yönetim Kurulu Üyesi Zeynep Özden, “Uzun soluklu bir plan dahilinde Beyoğlu’nu Beyoğlu yapan her şey gözümüzün önünde baltalanıp yok ediliyor” dedi.
  • Referandum öncesi ‘Hayır’ kampanyaları üzerine yapılan tartışmaların odağında yer alan konulardan ‘No’ filmi Digiturk’ten kaldırıldı. Şili’de diktatör Augusto Pinochet’nin ülkeyi baskıyla referanduma götürme sürecini ve Pinochet’ye karşı örgütlenen ‘Hayır’ kampanyasını anlatan filmi 5 Şubat’ta ‘Dilediğin zaman’ uygulamasına ekleyen Digiturk, 16 Şubat’ta filmi yayından kaldırdı. Konuyu Cumhuriyet’teki köşesinden duyuran Çiğdem Toker, “Film yeniden çok konuşulmaya başlayınca, nihai hedefi kâr maksimizasyonu olan bütün şirketler gibi Digitürk de bu filmi abonelerinin izlemesine açmıştı. Şirketi arayan aboneler, filmin perşembe günü kaldırıldığını öğrendi” dedi. Toker, filmin yayından kaldırılmasının nedenine ilişkin de şöyle yazdı:
    “Bence iki seçenek var. Ya ülkeyi yönetenler, Katar’lı şirket mülkiyetindeki Digitürk’e ‘Ne yaptığınızın farkında mısınız?’ diyerek filmi kaldırmasını rica (!) etti, Ya da Digitürk, büyük yayın gruplarının ilkelerinden ilham alarak, farkındalık geliştirmeye karar verdi ve sinema filmi bile olsa, anlamı ‘hayır’ olduğu için ‘No’nun tarafsız yayıncılık ilkesine aykırı düşeceğine karar verdi. Ve filmin parasal getirisinden vazgeçti” dedi.
  • Oyuncu Tuba Ünsal, Bartın’da meslektaşlarıyla okul ziyareti taleplerinin “Bunlar lisede referandum propagandası yaparlar” denilerek reddedildiğini açıkladı. Tuba Ünsal, “Bugün Bartın’da şahane bir seyirciye oynadık. Bizi üzen bir olay oldu paylaşmak isterim. Biz turnelerimizde gittiğimiz şehirlerde, kasabalarda mutlaka okulları ziyaret etmek istiyoruz, öğrencilerle buluşup belki ilham veririz tiyatro sevgisi aşılarız diye düşünüyoruz. Usta oyuncu Kayhan Yıldızoğlu 84 yaşında ve en çok da o istiyor bu buluşmaları. Bugün Bartın’da Milli Eğitim Müdürü Yaşar Demir önce ‘Bir araştıralım şunları’ diyor sonra da daha ileri giderek ‘Bunlar lisede referandum propagandası yaparlar izin yok’ diyor ve devlet lisesine girmemize izin vermiyor. Oysa ne tiyatromuz bünyesinde olan sanatçılar ne ben ne de 84 yaşındaki Kayhan Yıldızoğlu’nun siyasetle politikayla alakamız olamaz” dedi.
  • Fatih Belediyesi, İstanbul’un en eski yapılarından olan, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan tarihi surlara çatı monte edip, düğün salonu açtı. Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu ‘nitelikli portatif örtü’ iznini gerekçe gösteren Fatih Belediyesi, İstanbul’un en eski yapılarından olan ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan tarihi surlara çatı monte edip düğün salonu açtı. Belediye’ye göre, Koruma Kurulu kararıyla monte edilen çatının surlara hiçbir zararı yok. Kurul, 12 Mayıs 2016’da, söz konusu surlara, ‘nitelikli portatif örtü’ sistemi kurulabileceğine karar vermişti. Kurulun bu kararı üzerine, açık hava düğün ve organizasyonlarında kullanılan sur bölgesine, Fatih Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü tarafından geçtiğimiz Eylül ayında yaklaşık 3 metre yüksekliğinde açılıp kapanabilen bir çatı monte edildi. Fatih Belediyesi’nin CHP’li Meclis üyesi Fazıl Uğur Soylu ise, “Surların bitişiğinde bulunan sosyal tesis için inşa edilen hareketli çatıyı inceledim. Duvarlara monte edilmemiş. Ancak çirkin bir görüntü ortaya çıkmış. Surların dışından da görünüyor. Bu konuyla ilgili şikayette bulunacağız” şeklinde tepki gösterdi. İstanbul surlarına yapılan hareketli çatının yüzlerce yıllık tarihi dokuyu bozduğunun altını çizen Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi ise konuyla ilgili şu açıklamada bulundu: “Bu surlarda uygulanacak her proje surların kimliği göz önüne alınarak uygulanmalıdır. Surlara verilecek işlevler kültür varlığının korunmasına hizmet etmeli ve alanın bütüncül olarak algılanmasını engellememeli. Topkapı Sosyal Tesisi ise tüm bunların aksine kara surlarının bir bölümünde miras alanının kimliğiyle ilgisiz bir kullanım şekline neden olmakta, bu tarihi doku düğün ve benzeri etkinlikler için bir ‘konsept’ malzemesi olarak pazarlanmaktadır.”
  • Şair Hasan Hüseyin Korkmazgil’in yapıtlarından oluşan “Gölgesinde Çınar”ın adlı oyunu sergileyen Samsun Sanat Tiyatrosuna Artvin’de salon verilmedi. Konuya ilişkin sanat yönetmeni Yaşar Gündem’in açıklaması şöyle:

“Melbourne’dan dönüyorum. Cumartesi İstanbul’a ineceğim. Pazar günü Burdur’a geçeceğim. Belediye organizasyonu, Hasan Hüseyin’i anacağız “Gölgesinden Çınar” oyunuyla. Aktarma anında mesaj geldi. Artvin de oyuna valilik engeli var.  9-10-11 Mart tarihlerinde Karadeniz’de bekliyor dostlar bizi. Ardanuç, Artvin ve Kemalpaşa’da sergileyeceğiz oyunumuzu. Artvin Özel İdaresinin elinde olan salon, bin bir güçlükle ve cüzi miktar olan salon kirası hangi gerekçe ile 2 bin TL’ye çıktığını bilmesek de tahsis gerçekleşti. Oyunu Artvin Halk Evleri organize edecek. Valilik durun bakalım biz daha izin vermedik. Bir konuyu inceleyelim der. İncelenecek Konu Tiyatro. Konuşma metinleri elimde. Keyfi uygulama İle devletin salonu halktan gizleniyor, engelleniyor… Bu arada oyun 10 Mart da olması planlanıyor. Valilik ne zaman inceleyecek ne zaman izin verecek onu bilemiyoruz”.

Yorum


işlemi tamamlayınız: