Kabuğunu Kırmaya Çalışan Üç Kadının Hikâyesi

Bahar Çuhadar

Etkili bir hikâye, o hikâyeyi seyirciye iletmeye yol açan bir metin çözümlemesi, o çözümlemenin sahnede vücut bulabilmesi için de neyi neden yaptığını bilen bir reji. O rejinin içinde de neyi neden nasıl söyleyeceğini özümsemiş -biraz da çarpıcı performanslar sunan- oyuncu(lar) ve öykünün ruhuna, karakterlerin hayatına, yönetmenin reji fikirlerine işlevsel/pratik/göz alıcı/yaratıcı (Bunlardan biri, hepsi ya da daha fazlası) şekilde eşlik eden ışık, dekor, kostüm tasarımları. Küçük salonlarda izlediğimiz, yeni nesil tiyatro işlerinden kişisel olarak en temel beklentim yukarıdakilerin iyi dozlarda bir harmanı. Her zaman denk gelmiyor; kimi zaman enfes bir metin sahnede beklenmedik haller alıyor; kimi zaman nefes kesen bir oyunculuk yaratıcılıktan uzak ya da abartılarak sadece kalabalıklaştırılan sıkıcı bir sahne tasarımının içinde kalıyor.

Craft’ın ‘Yutmak’ında –ki Craft’ın bugüne dek yaptığı işler arasında en iyisi olduğunu düşünüyorum- böyle bakınca; tertemiz bir harman var. Feminist genç İskoç yazar Stef Smith’in ilk okumada anlaşılması pek de kolay olmayan metni, üç akran kadının bambaşka türdeki yalnızlıklarından birer kesit aktarıyor. Aldatılan-bağımlı kadın, iki senedir evden çıkmayan ağır depresyondaki kadın ve bir trans erkek olan üç karakter var elimizde. Smith birbiriyle kısıtlı temas kuran bu üç kadının içe ve dışa attıkları çığlıkları yazmış. Cem Yılmazer hem çok sade ve hem de en ufak bir parçası bile oyunda bir ‘işe yarayacak’ şekilde tasarlanmış bir sahne ve ışık tasarımı yapmış. İbrahim Çiçek, ilk yönetmenlik deneyiminde üçü de birbirinden zor oyunun (oyuncunun) yönetimini çok başarılı bir şekilde sırtlamış. Çağ Çalışkur’un çevirisiyle izlediğimiz, Gizem Erdem’in koreografik desteğini alan oyun çok belli ki; her bir aşaması titiz ve temiz bir çalışmanın sonucu.

Üç kadının da kendi kabuğunu kırmaya çalıştığı bir dönemi işliyor hikâye. Çiçek’in rejisinde Rebecca (Başak Daşman), Anna (Ece Dizdar) ve Sam (Merve Dizdar) bu sırayla kendi ‘bölme’lerinde (evlerinde) çıkıyor karşımıza. Ki o bölmeler aslında kafalarının içlerinde de sıkışıp kaldıkları çıkmazlar: Bir erkeğe olan bağımlılık, dünyaya ve doğaya karşı duydukları ve ruhlarını paramparça eden ağır vicdan azabı, içine hapis hissettiği beden… Biz tam da her şeyin ‘tak ettiği’ bir anda çıkıyoruz karşılarına.

Smith benzerleri defalarca yazılmış, sahnelenmiş bu kadınlık öykülerini (Anna’nınkini ayrı tutarsak) hem keskin hem de yumuşak bir tonla yazmış, en güzeli de bize bu kadınların bu karar verme&olma süreçlerini anlatmayı seçmiş. Çiçek’in ve Yılmazer’in buluşları da (Aksesuar, dekor ihtiyacının kâğıt rulolarından koparacakları parçalar ya da renkli boyalarla karşılanması gibi…) oyunun seyirciyle arasındaki iletişimi güçlendirmiş. Üç kadın oyuncu da uçlara kolayca savrulup, hırçınlaşıp iticileşebilecekken, belli ki çok iyi anladıkları karakterlerini olduğu gibi taşımışlar sahneye.

Sizi öyle şoktan şoka sokacak bir oyun değil ‘Yutmak’. Güncel bir feminist&ekolojist dille yazılmış bir özgürleşme anlatısını, işini çok iyi yapan bir ekip tarafından sahnelenişi…

Yıldız: 4/5

26 Mayıs 2017 tarihinde Hürriyet Cumartesi’de yayımlandı.

Bahar Noktası

 



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Okuyucu Yorumları

“Kabuğunu Kırmaya Çalışan Üç Kadının Hikâyesi” yazısına bir yorum var.

  1. Bence harika çok açıklayıcı ve bilgilendirici bir yazı olmuş çok faydalanma fırsatı buldum sayenizde teşekkürler.

Yorum


işlemi tamamlayınız: