Halk Dansları Caiz midir?

Levent Soy

Farklı şekillerde ifade edilse de, halk dansları kurslarının/eğitiminin, ikinci bir emre kadar Halk Eğitim Merkezleri’nin müfredatından çıkarıldığı duyuruldu geçtiğimiz günlerde.

Gerekçe olarak kurslara başlayanlarla sertifikalarını alanlar arasındaki katılımcı sayısının fark arz ettiği gösterildi. Bu gerekçeye karşı pek çok teknik soru sorulabilir:

  • Halk Eğitim Merkezleri’nin diğer başlıklarda açılan kurslarında kayıt yaptıranlar ile sertifika alanlar arasındaki katılımcı sayısı farkı, halk dansları kurslarındakine göre dramatik bir farklılık gösteriyor mu?
  • Bu karşılaştırma tüm kurslar arasında mı yapıldı, yoksa mesleki eğitime faydası olan, sosyal bilgi beceri geliştiren vs gibi kategoriler kaale alındı mı?
  • Ücretsiz olan ve sonucunda kişiye mesleki yada maddi bir yükselme vaat etmeyen herhangi bir kursta, kayıt yaptıranlarla sertifika alana kadar yani sonuna kadar devam eden bir kurs ortamı hayal etmek, hayatın olağan akışına uygun mu?

Bunlara bir de ikincil sorular ekleyelim:

  • Halk Eğitim Merkezleri’nin amaçları nedir? (aşağıda ipucu var)
  • Halk dansları kurslarının Halk Eğitim Merkezleri müfredatında şimdiye kadar bulunmasının anlam ve önemi nedir? (daha aşağıda bu sorunun da kısmi bir cevabı var)
  • Halk Eğitim Merkezleri bir şirket mantığında kurulmadığına göre, yani devlet sponsorluğunda halkı çeşitli sosyal, mesleki vs alanlarda eğitmek olduğuna göre, Halk Eğitim Merkezleri’nin bağlı olduğu Milli Eğitim Bakanlığı sorumlu olduğu her alanda ‘girdi/çıktı’ verilerinde sorun yaşadığında kapıya kilit vurmayı mı tercih edecektir? Yoksa temel amacına ulaşmak için çeşitli önlemler almak, geliştirmeler yapmak mı daha doğru olacaktır?
  • Milli Eğitim Bakanlığımız kapıya kilit mantığıyla çalışıyorsa, sorumlu olduğu örgün eğitim sistemi tarafından mezun edilen öğrencilerin okuduğunu anlama konusunda dünya kulvarlarında nal topladığı göz önünde bulundurularak tüm okullarını ikinci bir emre kadar kapatması gerekmez mi?

Ya da en temizi, meselenin etrafında dans etmeyip can alıcı soruyu doğrudan sormak:

  • Halk Eğitim Merkezleri’nde halk oyunları kurslarının kapatılması kararının, MEB ile Ensar Vakfı arasında imzalanan, örgün eğitimin yanı sıra Halk Eğitim Merkezleri gibi yaygın eğitim kurumlarının da tümüyle denetimden uzak bu vakıflara devredildiği protokolün hemen ertesinde verilmesi tesadüf müdür?

Cevap basit: Tabii ki değildir.

Bu hamleyle Cumhuriyet döneminin halk oyunlarına atfettiği kadınlı erkekli, mümkün olduğunca eşit görünümlü vatandaşların oluşturduğu bir ulus yaratma faaliyeti hedeflenmiştir.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın ve Ensar(vari) vakıfların zamanın ruhuna uygun pratiklerine baktığımızda ise yeni egemen ideolojinin ulusçuluk değil, ümmetçilik olduğu, bunun hat safhada bir eril cinsiyetçilik sosuyla tatlandırıldığı görülüyor.

Ensar vakfı gibi kurumların yönetimini gasp ettiği eğitim ortamlarında, kadın ve erkeklerin el ele, omuz omuza vermesini, birlikte ter dökmesini, birbirlerinin yüzüne bakıp konuşabilmesini, gülümsemesini kabul edeceğini beklemek saflık olacak.

Kurslar hakkında söz konusu ikinci emir sonucunda, Halk Eğitim Merkezlerinin ayrı ayrı kadın ve erkek ekipleri kurduğunu görmek sürpriz olmayacak.

Not: Halk biliminin her alanı, dans, müzik, yemek, masal vs, ulus devletlerin yaratılması sırasında devletlerin en kullanışlı araçlarından biri olmuştur. Türkiye de bunun bir istisnası değildir. Cumhuriyet Türkiye’si halk dansları pratiğini, yeni kaynaşmış ve sınıfsız bir toplum yaratma çabasında önemli bir yere koymuştur. Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü’nde ve bgst’de yıllardır halk dansları alanında yaptığımız çalışmalarda bu yaklaşımı eleştirdik. Halk kültürünün resmi ideoloji tarafından biçimlendirilmesine, yeniden tarif edilmesine karşı çıktık ve hem kuramsal hem de pratik olarak alternatif yaklaşımlar ürettik.

Geldiğimiz bu aşamada mücadele edilecek ideolojinin ‘tek millet’ten ‘tek erkek ümmet ve onun altındaki tek kadın ümmet’e dönüştüğü görünüyor.

 

Yorum


işlemi tamamlayınız: