Sanat Alanında Hak İhlalleri – Temmuz 2017

Mimesis Haber / Sanat Meclisi’nin yayınladığı Temmuz 2017 hak ihlalleri raporunu aşağıda bulabilirsiniz:

Temmuz ayı festivallerin peş peşe yasak yediği, sanat insanlarının sindirilme hedefiyle gözaltına alındığı bir ay oldu. Bu arada, AKP profiline uymayan sanat mekanları da ölüme ve çürümeye terk ediliyor. Yüzümüzü sonbahara doğru çevirdiğimiz Ağustos ayında, sanat üretimi ve paylaşımının önüne yeni engellerin hazırlandığına dair duyumlar alıyoruz. Emeği için direnenler için ölüm yolunu gösterenler, sanatın da ölüm fermanlarını yazıp çiziyorlar. İşte Temmuz sıcağında sanatın başına gelenler:

  • Mimarlar Odası, 9 yıldır sanata ve sanatçıya kapatılıp yargı kararına rağmen çürümeye terk edilen AKM’nin yıkılıp yerine yeni bina yapılması için proje hazırlatılmasının anayasal suç olduğunu tekrar vurguladı. “İleride ‘kandırıldık’ dememeleri için bir kez daha anımsatıyor ve yetkilileri göreve davet ediyoruz” diyen Mimarlar Odası, Erdoğan’ın “Projesi bitti, yıkıp yeniden çok güzel bir eseri İstanbul’a kazandıracağız” ifadesine karşılık yaptığı açıklamada, “2863 sayılı Koruma Yasası uyarınca bir kültür varlığını restore etmeyerek yıkıma terk etmek suç olduğu halde cumhurbaşkanının açıklamalarından, bizzat bilgisi dahilinde, kasıtlı olarak çürümeye ve yıkılmaya terk edildiğini öğrenmekteyiz ve bu konuda yapılan tüm suç duyuruları bugüne kadar işleme konulmamıştır” Yazılı açıklamada, AKM’nin, tarihi boyunca birçok toplumsal etkinliğe ev sahipliği yapmış olan Taksim Meydanı ve Gezi Parkı ile bütünleştiği; tarihi geçmişi, yaşanmışlıkları, mimari değeri ve yapıldığı dönemi yansıtması ve özgünlüğü gibi taşıdığı değerler itibarı ile birinci derece kentsel sit alanı’nın bir parçası olduğu; Mimarlar Odasının, koruma ilkeleri çerçevesinde restorasyonu yapılarak bir an önce sanat, sanatçı ve sanatseverlerle buluşuncaya kadar sürecin takipçisi olacağı söylendi ve ayrıca kültür-sanat mekânları için de adalet istemekte oldukları vurgulandı.

  • Türkiye tiyatrosunun usta isimlerini ağırlayan Şişli’nin 45 yıllık tiyatro salonu, maddi sebeplerden dolayı kapılarını kapattı. Salon, sahip çıkılmayı bekliyor.Tiyatro salonunun sahiplerinden Ari Altınman, “Depo ve sauna yapmak için isteyen oldu. Misyonumuzu devam ettirecek insanlara bayrağı devretmek istiyoruz” derken, oyuncu Kemal Başar da “Burada çok büyük tiyatrocuların ruhları, nefesleri var” diye konuştu. Oyuncu Nedim Saban ise “Aile bunu ayakta tutamaz, belediyenin asli görevidir bu” Şişli Tiyatrosu adıyla 1972 yılında faaliyete başlayan ve yıllar süren macerasına ilk olarak Pekcan Koşar ve Suna Keskin ile başlayan tiyatro salonu, 1974 yılında “Gönül Ülkü – Gazanfer Özcan Tiyatrosu” olarak yoluna devam etti. Demet Akbağ’ın ilk kez tiyatro sahnesiyle tanıştığı, Adile Naşit, Suna Keskin, Pekcan Koşar, Sümer Tilmaç, Selim Naşit, Hadi Çaman’ın da aralarında bulunduğu usta oyuncuları da ağırlayan salon, 2002’den 2008 yılına kadar Şişli Belediyesi tarafından işletildi. 2008 yılında Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu adıyla varlığını sürdüren tiyatro salonu, finansal problemler nedeniyle kapılarını kapattı ve satışa çıkarıldı.

  • Yeni Akit gazetesi, aralarında sanatçı ve akademisyenlerin de bulunduğu kişileri hedef göstererek “İşte ateist olduğunu açıklayan oyuncular! İslam’a ve Müslümanlara hakaret edenler de var” manşeti atıp; İlyas Salman’ı alkolik ve inançlara küfreden birisi; Levent Üzümcü, Emin Gürsoy ve Erkan Can’ın ise içinse evrim teorisini destekleyen bir videoda yer alıp, inancı olan tüm insanlara cahil dedikleri iddia edildi ve Pelin Batu’nun “Ateistim ama çoğu insandan dindarım” sözü hatırlatıldı. Bu gazete, Sivas’ta Madımak Provokasyonuyla elim bir olayın fitilini ateşleyen bir ateist olarak vurguladığı Aziz Nesin’i, ölümünden bunca yıl sonra bile hedef gösterildi ve Prof. Dr. Celal Şengör’e de “Ben bir ateistim. Tüm dinlerin insanlığa büyük zararlar verdikleri kanaatindeyim” cümlesiyle göndermede bulundu.

  • Tunceli Valiliği, bu yıl on yedincisi düzenlenecek olan Munzur Kültür ve Doğa Festivalini, OHAL gerekçesiyle yasakladı. Valilik kararında, festivalin Dersimdeki huzur ve güven ortamını bozacağı iddia edildi: “İlimizde basın açıklaması dışında yapılacak toplantı, gösteri yürüyüşleri, oyun, temsil, stant kurma, bildiri dağıtma, çadır kurma, oturma eylemi, konser, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kapsamında düzenlenecek tüm etkinlikler Olağanüstü Hal süresince yasaklanmıştır. Ayrıca düzenlenmek istenilen festival etkinliğinin çeşitli gruplarca farklı amaçlara çekilebileceği, etkinliğin amacı dışına çıkabileceği bu durumun ilimizde huzur ve güven ortamının bozularak kamu güvenliği açısından açık ve yakın tehlike oluşturabileceği değerlendirildiğinden; belirtilen etkinliğin yapılması Valiliğimizce uygun görülmemiştir.”

Kayyum atanan belediyeden yapılan açıklamada ise, organizasyon için yapılan ihalede ‘yeterli rekabet şartlarının oluşmaması’ ve ‘maliyetin yüksekliği’nden dolayı festivalin ertelendiği ifade edilmişti.

  • Diyarbakır’da şehir tiyatrosunda 27 yıl boyunca oyunculuk yapan Şahabettin Dağ son çıkartılan KHK ile görevinden ihraç edildi. Diyarbakır’da, 1990 yılında kurulan Şehir Tiyatrosunda 26 yaşındayken oyunculuğa başlayan 53 yaşındaki Dağ, 1994 yılında Refah Partili Büyükşehir Belediyesi döneminde tiyatronun kapatılmasıyla 1 yıl zabıta olarak görev yaptı, tiyatro 1 yıl sonra açılınca oyunculuğa döndü. 2016 Ekim ayına kadar birçok oyunda görev olan Dağ, geçen yıl Ekim ayında Büyükşehir Belediyesi’ne kayyum atanıp Şehir Tiyatrosu’nun kapatılmasıyla yeniden zabıta yapıldı, yaklaşık 7 ay bu görevi yürüttükten sonra ise geçen hafta yayınlanan son KHK ile görevinden ihraç edildi. Evli 4 çocuk babası Dağ, “27 yıllık emeğimiz bir kalemde silinmeye çalışılıyor. Şimdi hem karara itiraz edeceğim, hem de emeklilik hakkım için SGK’ya başvurumu yapacağım” dedi.

  • Fatih Mehmet Maçoğlu başkanlığındaki Ovacık Belediyesi, 24 Temmuz ile 30 Temmuz 2017 arasında 1. Uluslararası Ovacık Sanat Günleri festivali düzenleme kararı almıştı. İlk kez düzenlenecek olan bu festivalde müzik, sinema, tiyatro, resim, heykel, felsefe, sosyoloji, kadın, çocuk ve sağlık atölyelerinde çalışmalar yürütülecekti. Türkiye’den bir çok sanatçı, sinemacı, yazar, gazetecilerin de yer alacağı 1. Uluslararası Ovacık sanat Günleri’nde konserler ve söyleşiler de yer alacaktı. Festival için çalışmalar tamamlanmış, bir çok katılımcı Ovacık’a gitmek için plan da yapmıştı. Ancak Tunceli Valiliği, OHAL gerekçesiyle festivalin tek bir günde ve kapalı alanlarda yapılması şartını koşunca Ovacık Belediyesi de sanat günleri çalışmalarını iptal etti.

  • Tutuklu Grup Yorum üyeleri için iki haftadır her salı ve perşembe 11.00-14.00 saatleri arasında Özgürlük ve Adalet Nöbeti tutan Grup Yorum üyesi Bergün Varan ve İdil Halk Tiyatrosu oyuncusu Akif Uzun önce gözaltına alındı, ardından da çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı. Bergün Varan, 30 Mayıs 2017 günü İdil Kültür Merkezi’nde gözaltına alınmış ve saçları kökünden kopartılmıştı.

  • Geçtiğimiz ay Diyarbakır merkezli birçok kentte yapılan siyasilere yönelik operasyon kapsamında gözaltına alınan Tevgera Jinên Azad (TJA, Özgür Kadınlar Platformu) aktivisti Sara Aktaş, yazdığı şiirler nedeniyle tutuklandı. Savcılık soruşturmasında Sara Aktaş’a yazdığı şiirler soruldu. Savcılık söz konusu şiirlerin ‘halkı kin ve düşmanlığa’ sürüklediğini iddia etti. Kürtçe tercüman aracılığıyla ifade veren Sara Aktaş, “Uzun yıllardan beri şiir yazıyorum. Şiir kitaplarım var. Kitaplarımın incelenmesi halinde halkı kin ve nefrete, düşmanlığa sürükleyecek herhangi bir cümle olmadığı görülecektir. Yazdığım şiirlerde kadınları dile getirdim. Yine word dosyası içerisinde yer alan şiirlerim kitaplaştıracağım şiirlerdir. Bu çok ağır bir ithamdır. Yayınlanmış kitaplarım hakkında herhangi bir yasak yoktur” şeklinde savunma yaptı. Daha önce yayınlanmış kitapları bulunan Sara Aktaş’ın yeni şiir dosyası da suç delilleri arasında yer aldı ve gizlilik kararı konuldu. Hakkında tutuklama kararı verilen Sara Aktaş’ın yayınlanmış “Savaş Yıkıntıları”, “Aksi Yalandır” ve “Hapishane Avlusundaki Sarmaşığın Çiçeği” isimli şiir kitapları bulunuyor. Aktaş’ın şiirleri ile ilgili şair Sennur Sezer de Evrensel gazetesine bir yazı yazmıştı. Geçen yıl Kasım ayında hava yoluyla Diyarbakır’dan İstanbul’a giden Aktaş, Atatürk Havaalanında gözaltına alınmış, hakkında “KCK’nin Türkiye sorumlusu yakalandı” şeklinde haberler çıkmış, bir süre tutuklu kalmış ve ilk duruşmada serbest bırakılmıştı.

  • Diyarbakır’da Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan Kürt Yazarlar Derneği ve Kürt Pen üyesi Kürtçe dil eğitmeni-yazar Hasip Yanlıç, evine yapılan baskınla gözaltına alındı, evinde yapılan aramada Hasan Cemal’in “Delila” adlı kitabına da el konuldu. Gözaltı gerekçesi öğrenilmeyen Yanlıç, Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü TEM Şubesi’nde tutuluyor. Müvekkili hakkında bilgi veren Avukat Devran Matyar, müvekkilinin dosyasına gizlilik kararı getirildiğinden dolayı dosya içeriğine ulaşamadıklarını belirtti.

  • HDP’nin tutuklu eş başkanı Selahattin Demirtaş’a yazdığı mektupta Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a hakaret ettiği iddia edilen karikatürist Melih Gürler hakkında dava açıldı, geleceğinin olumsuz etkileneceği göz önünde bulundurularak cezasında 1/6 oranında indirim yapıldı ve 10 ay hapis cezası ile cezalandırıldı. Karikatürist Gürler’in 11 liralık yargılama gideri ile Bekir Bozdağ’ın avukatının 1980 liralık kefalet ücretini de ödemesi kararlaştırıldı. Melih Gürler’e daha önce de ‘Beştepe Mahallesi. Külliye Sokak. No: 1 Kaçaksaray/Ankara’ adresine Abdül Müttalip ismiyle göndermek istediği mektup nedeniyle “Cumhurbaşkanı’na hakaretten” 1 yıl 6 ay hapis cezası verilmişti.

  • Suruç katliamı anmasında yaptığı konuşma nedeniyle İstanbul Adliyesi’ne ifade vermeye giden Yazar Temel Demirer gözaltına alındı. Demirer’in, Ankara’daki göz altıları protesto ettiği ve açlık grevindeki tutuklu akademisyen Nuriye Gülmen ile öğretmen Semih Özakça’ya destek konuşması yaptığı için gözaltına alındığı belirtildi.

  • Fotoğraf sanatçısı ve şair Mehmet Özer, polisler tarafından hiçbir gerekçe gösterilmeden yolda yürürken gözaltına alındı. Cezaevinde açlık grevinde olan akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’ya destek olmak için 3 kişi Yüksel Caddesinde basın açıklaması yapmak istedi. Polis eyleme izin vermeyerek Konur Sokağı boşaltmaya çalıştı. Bu sırada sokakta yürüyen Mehmet Özer’e arkadan vuran polis “yürü, yürü” diyerek gözaltına aldı. Gözaltına alınırken polisler tarafından darp edilen Özer’in gömleği yırtıldı, “Kabahatler Kanunu” kapsamında para cezası kesildi. Yaklaşık bir saat araçta bekletildiğini belirten Özer, neden gözaltına alındığını öğrenemediğini ve cezaya itiraz edeceğini söyledi.

  • 11 Temmuz günü Rize Pazar ilçesinde açılmak istenen taş ocağına karşı köylülerle birlikte iş makinelerinin vadiye girmemesi için direnen Şair İbrahim Karaca, jandarma tarafından gözaltına alındı. 24 saat nezarette tutulan Karaca, ertesi gün savcılık ifadesinden sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Kendisine, sosyal medyadaki “halkı galeyana teşvik eden” bir paylaşımı gerekçe gösterildi. Söz konusu facebook paylaşımı şöyleydi:

Ya ‘nasıl olsa yenileceğiz bari dayak yemeyelim’ deyip tecavüzcüye teslim olacağız, ya da ‘yenilirsek yenilelim ama direnelim, haklılığımızla karşı koyalım’ diyeceğiz… Tecavüzcüye kendi irademizle teslim olmayacağız! Bu haksız, dağdan gelip bağdakini kovmak isteyen, birkaç şirketin yararını gözetip köylerimizi taş ocağı yapmak isteyen haçlı ordusuna karşı direneceğiz! Vadi girişinde nöbet tutacağız, karargah kuracağız, yediden yetmişe kadar hastalarımız, yaşlılarımız ve çevre illerden gelecek dostlarımızla karşı koyacağız!

  • İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, yönetmen Mustafa Altıoklar’ın, 15 Temmuz darbe girişiminin birinci yılında düzenlenen anma törenlerine ilişkin Twitter hesabından yaptığı paylaşımları incelemesinin ardından hakkında gözaltı kararı aldı. Almanya’da bulunan Altıoklar İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın verdiği kararla ilgili olarak, “Eleştiriye kapalı bir toplum haline geldik. Herkesin aynı düşündüğü tek tip bir toplum yapısı isteniyor. Yıllardan beri uyardığımız bir totaliter rejim bugün Türkiye’de gerçekleşiyor. Hukukun askıya alındığı bir toplumda gözaltı kararı beni şaşırtmadı. Tek tip elbiseler giydirilmek isteniyor. Bütün bunlar kötüye gidişatın bir işareti. Oysa Türkiye’nin yarısından fazlası bu hükümeti istemiyor. Kırk milyon insana bu tek tip kıyafetler nasıl giydirilecek? Umarım Türkiye bu süreci kazasız belasız en kısa sürede atlatır” açıklamasını yaptı.

  • Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu (BGST) 2015 yılında seyirciyle buluşturduğu Kim Var Orada / Muhsin Bey’in Son Hamlet’i oyunuyla Kültür Bakanlığı’na karşı açtığı davayı kazandı. BGST Kim Var Orada projesi ile Kültür Bakanlığı yardımına başvurmuş ancak herhangi bir gerekçe gösterilmeden bu talebi reddedilmişti. Aynı durum BGST’nin bir önceki oyunu Lorca’nın Acıklı Güldürüsü adlı oyunla 2014 yılında da yaşanmış, BGST Kültür Bakanlığı’nı mahkemeye vermişti. Ankara 4. İdare Mahkemesi BGST’yi haklı bulmuş, bakanlığın kararını ise gayri hukuki olarak nitelendirmişti. Bu sefer Ankara 7. İdare Mahkemesi Kültür Bakanlığı’nın BGST’nin Kim Var Orada oyununa dair tavrını ise şöyle nitelendirdi: “işlemde hukuka uyarlık görülmemiştir”. Mahkeme Kültür Bakanlığı’nın aldığı kararı böylelikle bir kez daha gayri hukuki bulmuş oldu.

Ağustos 2017’ye sanat insanlarımız ve mekanlarımız dört bir yandan darbe üstüne darbe yiyerek giriyor. Ülke sokakları, ülke insanları haklarını canı pahasına arayan eğitmen Nuriye ve Semih’ten direnmenin en kararlısını gördü ve öğrendi. Sanat insanlarının da kendi alanlarını aynı direngenlikle savunmaktan başka yolları kalmadı.

 

Yorum


işlemi tamamlayınız: