21. İstanbul Tiyatro Festivali’nin Programına Kişisel Bir Bakış

Mehmet K. Özel

13-26 kasım 2017 tarihleri arasında iksv tarafından düzenlenecek olan 21. istanbul tiyatro festivali’nin programı açıklandı. ilkbahardaki basın toplantısında söylendiğinden farklı olarak festival 10 yerine 14 gün, 4 yerine 6 yabancı yapım, 10 yerine 13 yerli yapım içeriyor. bunlar, kağıt üzerinde olumlu gelişmeler.

önce iksv’ye bir teşekkür: sezon içinde sanatsal yönü ağır basan yabancı sahne yapımlarının neredeyse hiç turneye gelmediği bir “dünya kenti”nde bu festival sayesinde şehrin tiyatro izleyicilerinin ve tiyatrocularının dünya tiyatrosundan örnekler izleyebilmeleri çok önemli; o yüzden iki fazla yapım iki fazla yapımdır.

şimdiden şunu söyleyebilirim: bu seneki festivalin bizlere tanıtacağı iki önemli isim wajdi mouawad ve angelin preljocaj.

lübnan asıllı kanadalı wajdi mouawad son 10-15 yılın en önemli tiyatro yazar ve yönetmenlerinden biri. mouawad geçen yıl paris’in önemli ödenekli tiyatrolardan la colline – theatre national’in başına getirildi.

sanata meraklı istanbul seyircisi mouawad’ı dennis villeneuve’un 2010 tarihli muhteşem “incendies” (içimdeki yangın) filminden hatırlamalı. film hem iksv istanbul film festivali’nde gösterilmiş hem de daha sonra vizyona girmişti. mouawad bu filmin uyarlandığı oyunun yazarı. “yanık” adıyla ve cem emüler rejisiyle 2011-12 sezonunda istanbul devlet tiyatrosu’nda da sahnelendi bu oyun. ama “yanık”ın esas 2010 yılında hollanda-türkiye etkinlikleri kapsamında rotterdam tiyatrosu (ro theater) tarafından cemal reşit rey konser salonu’nda sahnelendiği bir versiyonu var ki; nefesim kesilerek ve hayranlıkla izlemiştim; wajdi mouawad adını da ilk defa o zaman duymuştum.

[eğer izlenimlerimi merak ederseniz burayı tıklayarak okuyabilirsiniz. blogumda ayrıca mouawad’ın “yanık”ını da içine alan dörtlemesi hakkında kapsamlı bir yazı yazmıştım; belki onu da okumak istersiniz; eğer öyleyse tıklayın.]

mouawad bu yılki festivale kendisinin yazdığı, yönettiği ve tek kişi olarak oynadığı “seuls” oyunuyla geliyor; yani onu komple bir tiyatrocu olarak değerlendirebileceğiz. kesinlikle kaçırılmamalı!

angelin preljocaj ise arnavut asıllı fransız bir koreograf. çok daha ünlü ve aranır olduğu, ve yetkin işler ürettiği yıllarda topluluğuyla ankara’ya turneye gelmişti. preljocaj’ın yolunun istanbul’a düşmesi gecikti ama hiç olmamasından iyi.

zamanında paris opera balesi’ne işler yapmış olan, ilk dönem yapıtları çok daha yenilikçi ve özgür olan preljocaj son yıllarda sanki biraz, yerleşik olmanın verdiği rehavete kapılmış gibi. umalım bu en yeni işi “fresk” bizi havalara çıkarsın; kesinlikle kaçırılmamalı.

bu yılın yabancı konukları arasında çok yakından tanıdığımız iki isim var: terzopoulos ve ostermeier. ikisi de çok büyük iki isim; avrupa tiyatrosunun temel taşlarından. ne mutlu ki iki tiyatrocunun da işlerini defalarca istanbul’da izledik. bu seferkileri de mutlaka izleyeceğiz, kaçar mı! ancak şehrimizde dünya tiyatrosundan çok az örnek izleyebiliyorken, keşke işlerini daha önce seyretmediğimiz başka ustaları tanısaydık diye düşünmeden de edemiyorum. almanca konuşulan ülkelerin tiyatrocularından bu şehrin izleyicisinin ve tiyatrocusunun tanımadığı ama tanıması gereken o kadar çok isim var ki; “bir ostermeier daha” yerine onlardan biri olsaydı keşke. keza terzopoulos yerine avrupa tiyatrosundan çağrılabilecek bir çok isim sayılabilir.

yabancılardan son ikisinden biri çocuk oyunu. uzun yıllar sonra ilk defa geçen festivalde bir çocuk oyunu programa alınmıştı ama topluluk terör korkusuyla istanbul’a gelmekten vazgeçmişti. bu sefer yine bir çocuk oyunu konmuş programa, bence çok yerinde bir karar.

son yabancı yapımın yönetmeni pedro penim’i ise yine geçen festivalde çılgın, eğlenceli ancak biraz çapaklı ve gelişigüzel bir iş olan “zululuzu” ile tanımıştık. penim’e kesinlikle ikinci bir şans verebiliriz.

festivalin yerli yapımlarına gelirsek; bazılarını, sahneleyecek kurum veya topluluklar sezon programlarını açıklarken öğrenmiştik zaten, ama festival için olacaklarını bilmiyorduk. dolayısıyla çoğu pek sürpriz olmadı. hatta moda sahnesi’nin “fırtına”sı, festivalden 1.5 ay önce, yani önümüzdeki hafta sahnelenmeye başlayacak bile; festival programına alınmasının ne anlamı oldu o zaman. “sezon festivali yutacak” derken kast ettiğim buydu. diğer yerli yapımları da hemen festival ertesi izlemeye başlayabileceğiz sanırım; dolayısıyla kısıtlı bütçelerimizi yerliler yerine yabancılara harcamak daha stratejik bir karar olur.

20. ile 21. festival arasındaki en ilginç bağ ise; geçen festivalde istanbul şehir tiyatroları yapımı olarak yöneteceği açıklanan “martı”nın kadrosundan garip bir yönetmelik maddesi gereği çıkartılan serdar biliş’in bu festivalde aynı metni kendi topluluğuyla sahneleyecek olması.

festivalde dansın bir yabancı iki yerli yapıma düşmüş olması geçen edisyonda da yaşanan bir sorundu. demek ki festivalin zamanının kısalması dansı etkilemedi. bunu iyi bir şey mi yoksa kötü mü olarak algılayacağız, bilemedim. şaka bir yana; ileriki yıllarda dans ve performans disiplinlerinin festivalde daha fazla görünür olmasını diliyorum.

festivalin yan etkinlikleri geçen sefer olduğu gibi yine dopdolu; umarım nitelik olarak da öyledir.

yabancı konuklara yerli tiyatronun showcase’ini yapıyor olmak da olumlu; umarım amacına ulaşır. ancak şuna da dikkat çekmek lazım; bu seneki festivalde iksv’nin proje ortaklığı yaptığı hiçbir yerli veya yabancı yapım yok.

bununla bağlantılı olarak bir noktayı daha belirtmek isterim; sadece festival kapsamında sahnelenecek, ne öncesinde ne sonrasında izleme şansımızın olmayacağı “biricik” herhangi bir prodüksiyon da yok (mesela genco erkal’in kadın tiyatrocularla sahnelediği nazım projesi gibi, ya da mahir günşıray’ın lorca gecesi gibi). dolayısıyla yıllar sonra 21. festival deyince aklımızda kalacak olanlar yine yurtdışından gelen konuklar olacak.

toparlarsam; festival ve yan etkinlikler programına genel olarak baktığımda bir dağınıklık gördüğümü söylemeliyim; bir omurgası, etrafında şekillenen bir teması yok gibi. olmak zorunda değil tabii, ancak “toplamaymış gibi duran” bir festival de bizleri ona kolay kolay “bağımlı” yapmayacakmış gibi.

gariplik notu:

programda açıklanmadığı halde festivalin internet sitesine konan “program değişikliği” ibaresiyle öğrendiğimiz üzere “werther!” diye bir oyun da programa alınmış ancak yerini “seuls”e bırakmış. daha programın resmi olarak açıklandığı saatlerde siteye “program değişikliği” diye bir ibare koymak ilginç ve garip tabii. tiyatro festivali’nin sitesini düzenleyen arkadaşların acemiliği sayesinde istanbul’a getirilmek istenip de getirilemeyen yapımlardan birini daha öğrenmiş olduk böylece :)

Danzon

 



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: