Theatre Dromesko’dan “Le Dur Desir De Durer”

Duygusu Güçlü, Garip ve Gerçeküstü Bir Şiir

Mehmet K. Özel

paris’in ulusal tiyatro kurumlarından monfort tiyatrosu’nun programı ağırlıklı olarak çağdaş sirk türünde ürünler veren tiyatro topluluklarının gösterilerinden oluşur. hatta, orada bir gösteriye bilet aldıysanız bilirsiniz ki sadece bu türde değil, genel olarak gösteri sanatlarında farklı, deneysel ve çoğunlukla kalburüstü bir iş sizi bekliyordur.

eğer paris’e gidiyorsam ve boş akşamım varsa oyun bakmak için ilk girdiğim sitelerden biridir monfort’unki. ve paris tiyatrolarında o akşam ilgimi çeken bir şey bulamadıysam, monfort’ta ne olursa olsun bilet alırım mutlaka.

yıllar önce, monfort’a arkadaşlarımı da beraberimde sürüklediğim l’apres midi d’un foehn’den büyülenerek çıkmış, ve daha önce tanımadığımız phia menard’ın sıkı hayranı olmuştuk. stereoptik’in avignon’a da davet edilmiş, çağdaş gölge tiyatrosu işi dark circus’ını da orada seyretmiş ve hayran kalmıştım. geçtiğimiz şubat ayında bir akşam theatre dromesko’yla da orada tanıştım; ve kural bozulmadı: yine büyülenmiş olarak çıktım gösteriden.

hakkında sonradan araştırma yapınca, 1990’da kurulduğunu öğrendim, yani neredeyse 20 yıllık bir topluluk theatre dromesko. daha önce adlarına rastlamamış olduğuma hayıflandım, ama eninde sonunda onlarla yolumun kesişmesine ve onları keşfetmiş olmama sevindim.

yazdığım son paragrafı tekrar okuyunca, otomatikman çoğul kullanmış olduğumu fark ettim; aslında bir tiyatro topluluğu, ve ondan tekil olarak bahsedebilirim. sanırım, gösterinin bende uyandırdığı kolektiflik ve aileymiş gibi olma hissiyatı, theatre dromesko’dan tekil bahsetmemi engelliyor. belki bir de, yönetmen hanesinde iki ismin yazması ve isimlerin soyadlarının olmayışı: lily ve igor.

le dur desir de durer topluluğun 10. yapımıymış. “(hayatı) sürdürmek [veya (yaşamaya) devam etmek] için haşin bir arzu” anlamına geldiğini söyledi gösteriye birlikte gittiğim arkadaşım. fransızca bilmeseniz de, kelimeleri arka arkaya okuduğunuzda, sadece anlamlarının değil, okunduğundaki ritmik etkinin de gözetildiğini anlıyorsunuz.

le dur desir de durer ölüm fikriyle ölmeye karşı durma üzerinden hesaplaşmaya çalışan bir iş. birbirleriyle gevşek bağlarla ilişkilendirilmiş parçalardan oluşuyor. metin az ve sadece monologlar olarak var. canlı ve kayıttan müzik (enstrümental ve sözlü olarak) çokça -ve ilginç bir şekilde üst üste bindirilerek- kullanılmış. dans, hareket ve sözsüz durumlar ağırlıkta. müzikler ise françoise hardy’nin tous les garçons et les filles’inden viyolonsel sololara, paskalya töreni marşlarından ispanyol şarkılarına, özgün bestelere geniş bir yelpazede kullanılıyor.

gösterinin özelliklerini böyle art arda sıralayınca hemen akla pina bausch geliyor. en büyük fark, görkemli bir sahne tasarımının olmayışı. monfort tiyatrosu’nun bahçesinde espace chapiteau isimli ahşaptan, barakamsı bir yapıda sahneleniyor gösteri. seyirciler alçak tabure ve banklarda karşılıklı konumlanıyorlar; ortada bir koridor sahne, yükseltisi yok, icracılar sahnenin iki dar ucundan girip çıkıyorlar (dolaşım genellikle tek yönde gerçekleşiyor).

le dur desir de durer (ölüme) direnmek üzerine müthiş etkili anların/hallerin/durumların arka arkaya getirilmesiyle oluşturulmuş bir kolaj.

paskalya’da ispanya sokaklarında podyum üzerinde gezdirilirken rastlayacağınız bir meryem heykeliyle başlıyor oyun. yalnız, bu meryem’in ağzı hareket ediyor, onu taşıyanlarsa insanın yarı boyunda dört ayaklı yaratıklar; birden meryem’i taşıdıkları podyumun altından çıkıp etrafa kaçışıyorlar, meryem devriliyor, sonra tekrar onu sırtlayıp geldikleri gibi gidiyorlar.

tütülü domuz, demir karyolayla geriye doğru giden (ileri gitmeye direnen) genç adam, üç peri kızın dansı, makyaj masalı ve tekerlekli sandalyelerde oturarak bir yandan pudralanıp bir yandan gezinen ve makyajları bitince ayağa kalkarak sahneden dışarı (yani kulislerden birine) doğru bakıp müzik icra ederken üzerlerindeki sahne kıyafetlerinin arka kısımlarının bütünüyle olmadığını (yani çıplak olduklarını) gördüğümüz kadın şancı ve erkek gitarist, beyaz boynuzlu siyah buldog, balerin, arabalı viyolonselci, boğa güreşçisi kılıklı oraklı boynuzlu ve kuyruklu adamın (belki de şeytanın) kendi gölgesi ile dansı, bir kulisten çıkıp hızla yürüyerek diğer kuliste kaybolan sayısız insana rağmen denediği her defasında kulisin duvarına çarpan ve geri savrulan adam bir geçit töreni misali önümüzden geçtiler 90 dakika boyunca.

bu sahnelerin her biri birbirinden etkiliydi, ancak le dur desir de durer’in seyretmeye doyamadığım ve tüylerimi huşudan diken diken eden üç doruk noktası vardı:

ilki kulisten rüzgar makinasıyla yaratılan şiddetli rüzgarla dakikalarca savrulan insan figürleri.

ikincisi, şimdi sıkı durun, murabutkuşu (türünü ben de bilmiyordum, internette araştırdım ve öğrendim, bir leylek türüymüş, ingilizce marabou stork olarak geçiyor) ile ispanyolca şarkı söyleyen kadının düetinde kuşun, ona kadın tarafından hiç bir direktif verilmeden, sanki bir oyuncu gibi yürüyüşü, kadının sırtına çıkışı, şarkının en can alıcı anında kanatlarını açışı, öyle kalışı ve sonra kadının sırtından yere inip, diğer kulis kapısından çıkışını hayatım boyunca unutmayacağım.

ve gösterinin son sekansı: ölüm yatağındaki adamın midesinin bulunduğu yere elini daldıran diğerlerinin çıkarttıkları şarap şişeleri, bardaklar, renkli süslemeler ve şemsiye, yatağın üzerinin geniş tahtalarla örtülerek yatağın önce tabuta sonra mezara dönüşmesi ve ardından tahtaların uzatılarak ortaya şölen masasının çıkması; şarap şişeleri, bardaklar ve tavana ters yerleştirilen şemsiyeyle dört bir uca bağlanan renkli süslemelerle hazırlanan cenaze sonrası törenine biz seyircilerin davet edilmesi.

olur da bir gün yurtdışında theatre dromesko’nun bir gösterisine denk gelirseniz; bir bilet alın, girin, pişman olmayacaksınız.

Danzon



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: