Berliner Ensemble’den Kafkas Tebeşir Dairesi

Erkal Umut

Berliner Ensemble

Berliner Ensemble, kurucusu Brecht’in yazdığı, Epik – Diyalektik Tiyatro’nun önemli örneklerinden sayılan “Kafkas Tebeşir Dairesi” adlı oyunu İstanbul’da sahneledi[1].

Berliner Ensemble, Bertolt Brecht tarafından, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Doğu Almanya’da (Alman Demokratik Cumhuriyeti) kurulmuş. Bir yandan Epik- Diyalektik Tiyatro’nun önemli örnekleri Brecht eliyle sahnelenirken, diğer yandan Epik – Diyalektik tiyatronun kuramsal çalışmalarına da ev sahipliği yapmış bir kurum Berliner Ensemble. Bu kurumun prestijli bir tiyatro olarak sayılmasındaki temel harç da budur kuşkusuz.

Epik – Diyalektik Tiyatro üzerine önemli çalışmalar yapan Brecht’in kurduğu topluluğun/ kurumun onun bir oyunu ile Türkiye’ye gelmesi, tiyatro ile şu ya da bu düzeyde ilgisi bulunanlar için son derece heyecan verici bir durum kuşkusuz.

Berliner Ensemble’nin Kafkas Tebeşir Dairesi sahnelemesi üzerine değerlendirmeye geçmeden önce, özellikle özgün metine ve oyunun yapısal özelliklerine ilişkin kimi bilgi ve değerlendirmelerin, aynı oyunun Tiyatroadam tarafından sahnelendiğinde yazdığımız yazıda yer aldığını ve bu yazıyla beraber okunmasının yararlı olacağını belirtelim[2].

Ayrıca, yine Berliner Ensemble’in, önceki İstanbul Tiyatro Festivali’ne sahnelediği “Üç Kuruşluk Opera” oyununa dair yazı, bu yazı ile ilintili olduğundan ayrıca okunabilir[3].

Özgün Metinin Kısaltılması

Berliner Ensemble, “Kafkas Tebeşir Dairesi” özgün metninde yer alan birçok bölümü oynamıyor. Oynanan bölümlerde de metinler önemli ölçüde kısaltılmış.  Oynanmayan bölümler şöyle:

“Ön Oyun” (Vadi için savaşım) “Son Oyun”- oynanmıyor.

“Soylu Bebe” – önemli bir kısmı oynanmıyor.

“Kuzey Dağlarına Kaçış “– Hancı/ Soylu kadınlar sahnesi oynanmıyor. Çürük köprü sahnesi oynanmıyor. Nikah sahnesinin önemli bir kısmı oynanmıyor. Oynanan kısımlarda da kısaltmalar yapılmış.

“Yargıcın Öyküsü” – Tebeşir dairesi dışında hiçbir mahkeme sahnesi oynanmıyor. Oynanan     sahnelerde de çıkarılan birçok yer bulunuyor.

Büyük çaplı metin kısaltmalarının dramaturg ve yönetmen tasarrufu ile hangi gerekçelerle yapıldığını bilemiyoruz. Özgün oyun metnini referans alarak değerlendirirsek; üzerinde durulması gereken en önemli konu, özgün metinde yer alan anlam ve ileti alanlarının daralıp daralmadığı, epik – diyalektik yapısını aşındırıp aşındırmadığıdır. Oynanmayan ya da oynanan ancak kısaltılan bazı sahnelerin, oyunun diyalektik yapısındaki yeri ve önemleri üzerinde durarak yanıtlar vermeye çalışalım.

Özgün Metnin Yapısı

Oyunun iki ana dramaturjik gövdelerinden biri ön oyundur; diğeri de mesel (parabel) özelliğe sahip Gruşa ve Azdak öykülerinin yer aldığı sahnelerdir. Yapısal anlamda farklı olan ancak birbirlerinin anlam ve iletilerini besleyen bu bölümlerden ön oyunun çıkarılması, oyunun diyalektik yapısında peşinen gedikler oluşturuyor.

Diğer yandan, ön oyunsuz metnin her iki bölümü arasındaki (Gruşa ve Azdak bölümleri arasındaki) diyalektik bağı, Azdak sahnelerinin ve diğer bazı sahnelerin çıkartılması ile etkisini kaybediyor.

Gruşa’nın bebeği sahiplenirken, korur ve esirgerken yaşadığı olaylarda açığa çıkan sınıfsal ayrımların belirlediği davranışlar ile bu güçlükler karşısında Gruşa’nın düşünsel gelişim ve aşamaları, ilk bölümün dramaturjik yapısını oluşturmaktadır.  Azdak’ın yer aldığı sahnelerde de muktedirlik/ mülkiyet/ iktidarda olma ile adalet anlayışı ve işleyişi arasındaki nesnel bağların –özellikle mahkeme sahneleri ile-  teşhiri de ikinci bölümün dramaturjik yapısını oluşturmaktadır.

Ön ve son oyunlar ile Gruşa ve Azdak sahneleri arasındaki diyalektik bağ, meselin hissesini ön ve son oyunda tarihsel bir alanda belirginleştirmek ve aynı zamanda ön oyundaki kolhozların kamu yararına aldıkları kararlarını Gruşa’nın ve Azdak’ın öyküleri üzerinden açarak tartışmaktır. Bu konuda Brecht’in dediklerini hatırlarsak: “Kafkas Tebeşir Dairesi” bir parabel (mesel) değildir. Ön Oyun bu açıdan bir yanılgıya da yol açabilir. Çünkü mesel, vadinin kime verileceği üzerindeki tartışmalara ışık tutmak için anlatılmıştır. Ama alıcı gözüyle bakılınca görülür ki, mesel gerçek bir öykü gibi gelişmektedir, kendi başına hiçbir şeyi ispatlamamakta, sadece geçer akçe tartışmada belki de örnek yerine geçebilecek belirli bir tür hikmeti, bir tutumu göz önüne sermektedir. Ve buradan hareketle Ön oyunun bu hikmetin geçerliliğine de kökenine de tarihsel bir yer tanıyan bir girizgâh olduğunu görürüz[4].

Oyunun diyalektik yapısını besleyen sahnelerden biri de örneğin soylu kadınların bir handa oda bulmaya çalışırlarken, Gruşa’nın soylu kadın taklidi yaparak, onlara katılıp bebeğin kalabileceği sıcak bir oda bulma gayretinin işlendiği sahnedir. Bu sahne, sınıfsal ayrımların belirlediği tutum ve davranışların sergilenmesi ve Gruşa’nın bebeğe verdiği emeğin onun dönüşümündeki etkisi bakımlarından önemli yer tutan bir sahnedir.

Diğer bir örnekse, Azdak’ın yaşlı kadının davasını gördüğü sahnedir. Bu sahnede, toprak sahipleri ile yoksul yaşlı kadının arasındaki “anlaşmazlık” Azdak tarafından yoksul yaşlı kadın lehine çözülürken, bu sahnede “mucize” olarak adlandırılan “durum” ve açık edilen adalet ile mülkiyet arasındaki ilişkiler hem ön oyuna hem de Gruşa’nın öyküsüne dair göndermeleri içermektedir.

Bu iki sahnedeki diyalektik yapı, oyunun hemen her sahnesi için geçerlidir kuşkusuz; Brecht’in epik – diyalektik anlayışla yazdığı diğer eserlerinde olduğu gibi.

Berliner Ensemble, diğer birçok sahne gibi, bu iki önemli sahneyi de oynamıyor. Dolayısıyla, oynadıkları sahneler, oynamadıkları sahnelerin diyalektik bağ ve ilişkilerinden yoksun kalıyor.  Bu da sahnede gördüğümüz öykünün, sadece, bir bebeği sahiplenen iyi kalpli bir kadının öyküsü olarak kalmasını sağlıyor.

Marksist Brecht

Tam burada, Brecht’in Marksist dünya görüşünün epik – diyalektik yapıtlarındaki görünürlüğüne dair söz etmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Brecht’in Ana ve Komün Günleri adlı yapıtları hariç, diğer yapıtlarında politik / siyasal ifadeler çıplak ve net olarak yer almamaktadır. Marksist bir yazardan, politik söylem dozu fazla olan yapıtlar beklenebilir belki. Ancak Brecht, yapıtlarında; burjuva değerlerini, kapitalist sistemdeki insan ilişkilerini ortaya koyarak bunların eleştirisi üzerinden sistem eleştirisi yapmaktadır. Tarihsel ve diyalektik maddeci anlayış ile yazdığı oyunlarda; olaylar, olgular, durumlar sınıfsal bir bakış açısı ile değerlendirilir. Bu “sakin” tutumda ortaya dökülen kapitalizmin kötülüklerinin, burjuvazinin insanlık dışı değerlerinin, sınıfsal ayrımın yarattığı ilişki biçimleri ve çelişkilerin görülmesi ve üzerinde düşünce yürütülmesi istenir Brecht tarafından. Kuraldışı oyununda Kuli’den, Galilei oyununda Galilei‘den, Cesaret Ana oyununda Cesaret Ana’dan ve Kafkas Tebeşir Dairesi oyununda Gruşa’dan, Azdak’tan; onları çevreleyen, kuşatan toplumsal olgu, olay ve çelişkileri çekip aldığımızda ve yine onları çevreleyen, kuşatan toplumsal olgu, olay ve çelişkiler üzerine düşünce yürütmeyi dikkate almadığımızda, görmezden geldiğimizde  geriye kalanlar, kimi liberal argümanlardan öteye gidemeyecektir. Liberal argümanların insan ve toplum üzerine “özgürlükçü söylemleri” de burjuva ekonomik yapıyı, sınıfların varlığı ve meşruluğunu ret etmez. Dolayısıyla, Brecht’in oyunlarında, sınıfsal belirleyiciliğin bulanıklaştırılması ile üreyen liberal söylemlerin, epik diyalektik tiyatro bağlamında değersiz olduğunu özellikle belirtelim.

Sahneleme Üzerine

Azdak’la ilgili bölümlerin büyük ölçüde çıkarılması ve diğer bölümlerde yapılan eksiltmelerden geriye kalan Gruşa’nın öyküsü, dramatik bir kurgu olarak kendini gösteriyor. Gruşa’nın bebeğe sahip çıkma mücadelesi, onun bireysel alanında geçen üzücü bir öyküye dönüşüyor. Berliner Ensemble’nin bu kurgusu, özgün metindeki sınıfsal tutum ve davranışları, toplumsal olay ve olguların üzerinde yükseldiği koşulları, özcesi metindeki diyalektik yapı ve işleyişi seyrelten bir dramaturji benimsendiğini gösteriyor.

Bu dramatik kurgu; dekor, kostüm, aksesuar, oyunculuk, müzik ve ışıkta dramatik dışı bir yol izlenerek sahnelenmiş. Beyaz takım elbise içinde, artistik jestlerle davranarak, bir mikrofondan Gruşa’nın öyküsünü aktaran sunucu; deri kıyafetler içindeki askerler; üzerinde sadece beyaz slip bir külot bulunan damat; Kafkas yerel şapkası gibi peruk takmış ağzı ve dili kıpkırmızı boyanmış, yarı çıplak Azdak; oyunun boyunca elektrogitar ile daha çok atmosfer, yer yer de duygu ve gerilimi yaratmaya çabalayan müzisyen; oyuncuların üstüne, elbiselerine bulaşan, Azdak’ın kafasından aşağı dökülen kan kırmızısı boya gibi farklı ve sıra dışı sahnelemenin, alabildiğine kısaltılmış oyun metnine olan karşılıkları net ya da anlaşılır değil. Kimi metaforik göndermelerin, dolaylı anlatımların, modern dünyanın karmaşasına absürt yolla göndermeleri içeren teatral yaratımların yarattığı “görsel cazibe” ile izleniyor oyun.

Dekorun bulunmadığı, oyuncuların sahnenin gerisinde sıralarını beklerken kostüm ve aksesuarlarını hazırladıkları; gestus yerine kaba jestlerinin hâkim olduğu; Gruşa ve sunucu dışında altı oyuncunun birden fazla tiplemeleri canlandırdığı oyun, özellikle sahne enerjisinin yüksekliği ile dikkat çekiyor. Özellikle Gruşa karakterini canlandıran Stefanie Reinsperger, Gruşa’nın bireysel mücadelesini aktarmada başarılı. Azdak’ı oynayan Tilo Nest’in, bazı yerlerde beliren epik oyunculuktaki başarısı, oyunun epik – diyalektik bir anlayışla sahnelenmesi durumundaki sağlayacağı etkiyi getiriyor akla.

Epik tiyatronun kimi biçimsel özelliklerini de içererek var edilen bu “spesifik” sahneleme, alabildiğine kısaltılmış oyun metninde merkeze alınan Gruşa’nın dramını aktarmada başarılı. Ancak, yukarıda da sözü edildiği gibi, özgün metnin yapı ve özelliklerinden uzak kalan bir çalışma.

[1] DasDas sahne 28 ve 29 Mart 2018- Yönetmen: Michael Thalheimer Kostüm: Nehle Balkhausen    Müzik: Bert Wrede Dramaturji: Bernd Stegemann Işık: Ulrich Eh Müzisyenler: Kalle Kalima, Kai Brückner Oyuncular: Stefanie Reinsperger, Ingo Hülsmann, Tilo Nest, Nico Holonics, Sina Martens, Carina Zichner, Veit Schubert, Sascha Nathan, Peter Luppa

[2] http://www.mimesis-dergi.org/2017/12/kafkas-tebesir-dairesi/

[3] http://www.mimesis-dergi.org/2016/06/brechtin-sosyalistligi-ile-uc-kurus-odullu-opera/

[4] Kafkas Tebeşir Dairesi, Bertolt Brecht, Çev. Can Yücel, s.130

 



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: