Kadın Hikâyelerinden İki Örnek: Hallo ve Dirmit

Handan Salta

 “Bilmezler yalnız yaşamayanlar,

Nasıl korku verir sessizlik insana;

İnsan nasıl konuşur kendisiyle;

Nasıl koşar aynalara,

Bir cana hasret,

Bilmezler.”

Orhan Veli’nin dizelerinden çıkıp gelen iki kişiyi görmüş gibi oldum bu yıl izlediğim iki farklı sahne olayında: Hallo ve Dirmit. Seslerini duyurmak için biri bedeninden, diğeri kelimelerden yardım alan iki kadının can havliyle kendilerini ifade etmeye çalışmasını sahneye taşıyan yapımların her ikisi de tek kişilikti.  Zaten bu kadar sessizlik, yalnızlık, anlaşılmama durumlarını  anlatmanın en iyi yolu solo performans değil miydi? Her iki yapıtta da sahnede oyuncunun bedeni dışında tek bir eşya gördük. Bir yürüme bandı ve bir saksı.

Konsepti ve tasarımı koreografide 35 yılı geride bırakan dansçı, hoca Aydın Teker’e ait Hallo’nun soyut evreninde yürüme bandının bütün çağrışımlarını hesaba katarak kentli bir kadının yalnızlığını, duyulma isteğini işittik, kan ter içinde kalıp koşturmasını izledik. Performansçı sesini duyan olur umuduyla defalarca yürüme bandının üzerinden bize ‘halo’deyip durdu.  Benim izlediğim gösteride seyirciler sıklıkla performansçının ‘hallo’suna cevap verseler de performans sonrasında yapılan söyleşiden öğrendiğimize göre her defasında farklı tepkilerin geldiği gösterilerin bazılarında kimseciklerden ses çıkmıyormuş. Bunu duyunca seyircilerin arasında ilk ‘hallo’yu ne tür  insanların söylediğini düşünmeye başlarken kendi kendime ‘belki o akşamlarda da izleyicilerden bir kişi bile oyuncu Gizem Aksu’nun sesine ses verseydi, diğer seyirciler de kendi seslerini duymaktan çekinmezlerdi, kimbilir?’ diye düşündüm. Ancak bu performansın tasarımındaki güzellik de tam bu noktada ışıldıyordu zaten. Seyirciden tepki alamadığı durumlarda yaşanılan iletişimsizlik, sertlik ve soğuklukla gelen  kendini, toplumu, sistemi sorgulama ihtiyacı burun buruna gelinen kesif katılıkta ister istemez kendini gündeme getiriyor. Seyirciden tepki geldiğinde performansçının bu sesi duymazdan gelmesi de seyirciyi offsayt pozisyonunda bırakarak izleyicisi olduğu ve müdahale edemediği yüzlerce şeyi aklına getirerek koltuğunda rahat bırakmıyor.

Seyyar Sahne yapımı olan ve Latife Tekin’in Sevgili Arsız Ölüm romanından Nezaket Erden tarafından uyarlanıp oynanan, Hakan Emre Ünal tarafından yönetilen Dirmit’in anlatıcısı sözünün değersizliğinden, yalnızlığından söz etmenin yolunu yaşadıklarını  en yalın haliyle anlatmakta bulmuş. Doğa olaylarına, kendilerine anlaşılmaz ve okunamaz gibi görünen gelişmelere mitolojik diyebileceğimiz bir bakışla anlamlar yükleyen köy halkının ve ailesinin katı tutumu karşısında bir kız çocuğunun merakını ve anlama, anlamlandırma, ilişkilenme çabasını kadim korkular ve inançlarla kesintiye uğratan görenekle karşılaşıyoruz oyunda. Oyuna adını veren Dirmit, önüne konan her engel karşısında Süper Mario’yu hatırlatan manevralarla yeni bir sıçrama yaratıyor. Konuşacak veya kendisini anlayacak kimsesi kalmayınca kuyuyla, ağaçla konuşuyor, sözünü, düşüncesini onların ağzından söylüyor zaman zaman. Sahnedeki oyuncunun beden dili, sesi hatta giysileri bile görünmez olması istenen bu kız çocuğunun duruşunu, renkli dünyasının nasıl pastelleştiğini, kuruyup kaldığını kesik kesik hareketlerde, ürkek tavırlarda, çekingen ama afacanlığı da elden bırakmayan  anlatımda ortaya çıkarıyor.

Hayata ilişkin merakla, içtenlikle sorular sormak, (medyanın, iktidarın  her konudaki fikrimizi, algımızı bir şekilde belirleyip yönettiği bir dünyada ne kadar mümkünse) içinden geldiği gibi davranmak isteyen herkesin karşısına çıkan engeller kadınların karşısına misliyle çıkıyor ne yazık ki. Söz konusu engellere canının acıdığı yerden yanıt veren iki yapımın ortak noktası kendi dillerini, ifade biçimlerini bulmuş olmaları.  Yapacakları her atılımın kesintiye uğrayacağını az çok kestirseler bile denemekten yorulmayan süper kahramanları karşımıza getirmeleri. İyi seyirler.

 

Yorum


işlemi tamamlayınız: