Karşıyaka Belediye Tiyatrosu’ndan Bir Anti-Kahramanın Trajedisi

Savaş İkinci Perdede Çıkacak

Serkan Fırtına

Karşıyaka Belediye Tiyatrosu uzun yıllara dayanan birikimini katlayarak sürdüren ve bu sıralar birbirinden kaliteli yapımlarla adından söz ettiren bir belediye tiyatrosu. Zekeriya Hocalar gibi önemli bir tiyatro insanın hem eğitimci hem de yönetmen olarak görev yaptığı tiyatronun son oyunlarından “Savaş İkinci Perdede Çıkacak”ı Aydın Efeler’de izleme fırsatı buldum. Öncelikle şunu net olarak söyleyebilirim ki; Zekeriya Hocalar sahnelediği oyunlar üzerine yoğun bir çalışma yaptığı belli olan bir yönetmen. Sadece günü kurtarmak için oyun sahneye koyan bir rejisör değil. Onun rejilerinde estetik uyumun sahne uzamının her yerine yansımasını görmek mümkün.

Hakkında yazacağım oyunlar hakkında temsil anında ve sonrasında seyirci davranışlarını, yorumlarını çok önemserim. Bu oyunda da gözlemlediğim ve konuştuğum herkesin gözlerinin içi parlıyordu. Tiyatro sanatının insan üzerinde yarattığı o eşsiz yansımasını gördüm. İki perde boyunca, Çek yazar Oldrich Danek’in bir aktörün yaşamı üzerinden tiyatro sanatının gücünü gösteren oyununu izledik ve sıkılmadık. Uzun zamandır,  insanların sıkılmadan ve dikkat dağıtıcı başka şeylerle pek ilgilenmeden bir oyun izlediklerine şahit oldum desem abartmış olmam. Çünkü genellikle oyun izlerken etrafımdaki birçok insanın maalesef cep telefonlarından bir türlü kurtulamadığını görüyorum.

 Ele aldığı konu bağlamında tiyatro sanatının can damarından yola çıkan oyun, belki de bu yüzden etkiledi bizleri… Yücel Erten’in dilimize kazandırdığı yapıt, tiyatroya gönül vermiş ve bu sanatın gücüne inanan ekiplerin kesinlikle repertuarlarında bulunması gerekiyor. Sadece tiyatroya gönül vermiş amatörlerin değil, meslek olarak seçenlerin de hem kendileri hem de tiyatro üzerine düşünmelerini sağlayacak donelere sahip olan Savaş İkinci Perdede Çıkacak; tiyatroseverlerin uzun bir süre akıllarından çıkartamayacakları mesajlarla ve görüntülerle örülü bir oyun.

Hastanede son günlerini yaşayan aktör Brendl’ın tiyatro yaşamının başlangıcından sonuna kadar olan zaman dilimindeki kesitlerde, dönemin siyasal ve toplumsal koşullarının tiyatro sanatına olan yansımalarını da gözlemliyoruz. Etik ve ahlak kavramları üzerinden inceleyebileceğimiz bir içsel çatışmanın kahramanıdır Brendl, bu çatışmalarının neticesinde Nazilerle işbirliğine kadar gidebilmektedir. Dünya parçalanmanın eşiğindeyken, Brendl’da kendi çevresini ve ilişkilerini parçalamaktadır. Brendl’ın tek amacı her şeye(!) rağmen ‘tiyatro’ yapabilmek ve hayatı boyunca oynamak isteyip bir türlü oynayamadığı Kral Oidipus’a can vermektir. Aktörün yaşam izleği psikanalitik açıdan incelendiğinde neden ısrarla Kral Oidiupus’u oynamak istediği üzerine fikir ileri sürülebilir. Oidipus kompleksi üzerinden baktığımızda, Brendl’ın ailesine karşı duyduğu sevgi ve düşmanlık onun karakterini oluşturan nedenlerden biri olarak değerlendirilebilir.

Brendl, tüm eylemleri ile bir anti-kahraman olarak var ediliyor. Tutkusu için her türlü kötülüğü yapmaktan çekinmeyen Brendl, seyirciye yansıttıkları ile farklı bir yüzünü gösteriyor. İnsanoğlu hayatta kalmak için ‘oynamak’ zorundadır (homo ludens) ama bu oyunlar kendi içerisinde iyi-kötü oyunlar olarak ayrılır. Brendl sahne diline ve maskesine büründüğü zamanlardaki oyunlarıyla ayakta kalmaktadır. Bu onun için ‘iyi’ oyunlara örnek; sahne dışına çıktığı ve hayatındaki insanlara karşı takındığı tavırlar ve gerçekleştirdikleri onun ‘kötü’ oyunlarıdır.

Brendl, oyun ve gerçeklik arasında sürekli gelgitler yaşar. Bu durumdan kurtulamadığı için yaşam yolculuğu trajik bir hale bürünür.

İspanyol filozof ve şair George Santayana’nın dediği gibi, “Maskeler, duyguların aynı anda hem sadık, hem gizli, hem de mükemmel olabilen donmuş ifadeleri ve hayranlık uyandıran yanıklarıdır” Oyundaki üç genç kadının, Brendl’ın değişim ve dönüşüm noktalarında ‘hayranlıkları ile’ dahil olmaları çok güzel tasarlanmış. Arzulanmanın ve hayran olunmanın sanatla ilişkisi bağlamında ayrıca incelenmesi gereken bu üç oyun kişisi üzerinden, freudcu bir psikanalitik okuma bile yapılabilir…

Brendl rolünde, oyun boyunca duraksamadan etkileyici ve inandırıcı bir performans sergileyen Yıldırım Önür göz dolduruyor. Böylesine zorlu bir rolün üstesinden gelmeyi başaran oyuncunun, ileride daha farklı rollerde de karşımıza çıkacağına eminim. Önür, kumaşı sağlam, genç bir yetenek… Oyunun diğer rollerini üstlenen oyuncularda rollerinin gerekliklerini oyun mantığından kopmadan yerine getiriyorlar. Özellikle birçok oyunda gözlemlediğim, oyuncuların sahnede nerede duracağını ne yapacağını bilmeyen görüntüleri bu oyunda hiç görmedim. Sahne trafiği üzerine gereken ayrıntı çalışmalarının yapıldığı belli oluyor. Çünkü tüm rollerin yerleştirmelerinde, giriş ve çıkışlarında uyum ve bütünlük söz konusu. Karşıyaka Belediye Tiyatrosu’nun deneyimli isimlerinden, oyunun yönetmen yardımcısı ve aynı zamanda Savcı ve Merie rollerini yorumlayan Gamze Vardar, tecrübesi ile oyuna derinlik katan isimlerden.

Oyunda; Asistan Doktor, Arkadaş, Bay Hylas, Drehmel ve Mahkum rollerinde sahneye çıkan Kaan Bora Topçu’da değinmek istediğim diğer bir isim. Sahne hâkimiyeti, inandırıcılığı, ses ve beden kullanımındaki başarısıyla ileride adından sıklıkla söz ettirebilecek biri…

Hocalar’ın sahnenin her yerini -oyunun dramatik kurgusu için- ilmek ilmek ördüğü belli oluyor. İzleyiciyi yormayan, sahnedeki aksiyona hizmet eden işlevsel bir yerleşim söz konusu. Dönem oyunu olmasından dolayı kostümlere özellikle dikkat ettim. Zekeriya Hocalar bu konuda da şanslı bir isim. Günnur Orhon imzasını taşıyan kostüm ve dekor tasarımı oyunun bütünlüğünü yansıtan başarılı bir estetik çerçevesinde hazırlanmış.

Dans ve müziğin oyunun sıçrama ve duraksama anlarında tam zamanında devreye girmesi izleyen üzerinde yönlendirici bir etki sağlıyor. Bu anlamda özellikle dans kullanımı çok başarılı bulduğumu söylemeden edemeyeceğim. Koreografide Gizem Mert’in imzası var.

Oyunun bütüncül görselliğini ve psikolojik derinliğini çok iyi yansıtan bir ışık tasarımı kullanılmış.

Rejilerinde profesyonel sahne tasarımcıları ile çalışan Hocalar, gördüğüm kadarıyla oyunlarının dramaturgisini kendisi üstleniyor. Ancak oyun dramaturgisini yönetmen kendisi üstleniyor ve bu desteğe gerek duymuyor olsa da afişte bunun belirtilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Savaş İkinci Perdede Çıkacak yorumlama anlamında yönetmene geniş olanaklar tanıyan bir yapıt. Hocalar’da bu açık alanı sonuna kadar kullanıyor ve tamamen özgün bir rejiye imza atıyor. Oyunun dilsel özünü, eylemsel özelliğe taşımayı başarıyor.

Eleştiri yazılarımda genellikle abartılı olacağını düşündüğüm için ‘müthiş’ kelimesini kullanmayı pek sevmem ama bu rejinin başarısını anlatmak için başka bir kelime bulamıyorum.

Bu değerli oyunun, diğer kentlerdeki tiyatroseverlerle kesinlikle buluşması gerektiğini düşünüyorum.

Oyunun Künyesi :

Yazan: Oldrich Danek

Çeviren: Yücel Erten

Yöneten: Zekeriya Hocalar

Yönetmen Yrd: Gamze Vardar

Dekor-Kostüm: Günnur Orhon

Koregraf: Gizem Mert

Işık: Onur Yıldız

Efektör: Egemen Ulubeli

Dekoratörler: Serdar İlbay, Uğur Şanlı, Salih Akkuş, Yıldıray Kayacı

Kişiler

Bendl: Yıldırım Önür

Struna: Tahsin Ceylan

Baş Hekim – Yaşlı Oyuncu: Akın Bozacı

Savcı – Marie: Gamze Vardar

Hemşire – Anna – Genç Oyuncu – Rejisör: Ezgi Sır

Asistan Doktor – Arkadaş – Bay Hylas- Drehmal – Mahkum: Kaan Bora Topçu

Landecky – Doktor: Serhan Çelik

Müdür – Doktor: İsmail Tekin

Ela: Buket Kahraman

Eva: Simay Baygın

Ema: İpek Tabanlı

Dansçılar: Betül Eser, Aylin Önür, Hülya Yılmaz

Tiyatro Gazetesi’nin 85. sayısında yayınlanmıştır.



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: