‘Martı’nın Aslında Komedi Olduğuna İkna Eden Bir Uyarlama

Bu yazı, 6. Nilüfer Tiyatro Festivali kapsamında, 9 Nisan Mart-15 Nisan 2018 tarihleri arasında Prof. Dr. Tülin SAĞLAM ve tiyatro eleştirmeni Yavuz PAK’ın moderatörlüğünde düzenlenen ‘Genç Eleştirmenler’ atölyesi kapsamında yazılmıştır. Bir hafta süren atölyeye İstanbul Üniversitesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü, Erzurum Atatürk Üniversitesi Sahne Sanatları Dramatik Yazarlık Bölümü,  Dokuz Eylül Üniversitesi Sahne Sanatları Bölümü Dramatik Yazarlık ve Dramaturgi ASD, Uludağ Üniversitesi Sahne Sanatları Bölümü Dramatik Yazarlık ASD, Kocaeli Üniversitesi Dramatik Sanatlar Bölümü öğrencilerinden  toplam altı öğrenci katılmış, atölye kapsamında altı oyun izlenmiş ve değerlendirilmiştir. Atölyenin sonunda öğrenciler tarafından kaleme alınan eleştiri yazılarını, kültür sanat ve tiyatro portalları Hürriyet Kitap Sanat, Tiyatro Dergisi ve Mimesis’te takip edebilirsiniz.

Yiğit Koçyiğit

Yazarı Çehov aksini söylese de ‘Martı’nın bir komedi oyunu olmadığını düşünenlerdendim. Fakat Ahmet Sami Özbudak’ın uyarlamasıyla Serdar Biliş’in yönetiminde Pürtelaş Tiyatro topluluğunun sahnelediği ‘Martı’ beni bu oyunun bir komedi olduğuna ikna etti.

Anton Çehov’un yazdığı ‘Martı’ Rus devrimi öncesi artık kısır, durağan bir hayat süren ve taşrada yaşayan burjuva bir ailenin dramını anlatır. Çehov, ‘Martı’ da dahil olmak üzere yazdığı oyunların komedi olduğunu, fakat yanlış anlaşıldığını söyler. Ben de ‘Martı’nın bir komedi oyunu olmadığını düşünenlerdendim. Fakat Ahmet Sami Özbudak’ın uyarlamasıyla Serdar Biliş’in yönetiminde Pürtelaş Tiyatro topluluğunun sahnelediği ‘Martı’ beni bu oyunun bir komedi olduğuna ikna etti.

Klasik sayılabilecek bir oyunu oynamak bir tercih meselesidir. Oynanmak istenmesinin bir nedeni olmalıdır. Oyunda karar kılındıktan sonra bu kez de oyunun nasıl sahneleneceği üzerine düşünülmeye başlanır. Yazıldığı döneme uygun ve birebir şekilde mi yoksa oyundaki anlamlardan birini öne çıkaracak şekilde oynamak mı? Ya da oyunu günümüze uyarlamak mı? Sanırım bunlardan en zoru son söylediğimiz. Çünkü oyundaki anlam birimlerini kaybetmeyecek bir şekilde değişiklikleri bütün metne uygulamak çok emek isteyen bir iştir. Zaten seyirciyi ikna etmeye uğraşan metin günümüze uyarlandığında savaşılması gereken başka bir cephe daha açılacak demektir.

Pürtelaş Tiyatro’nun ‘Martı’sı kum bir zeminde karşılıyor seyirciyi. ‘Martı’yı okurken ve izlerken en çok merak ettiğim şeylerden biri de göl ve oyundaki tiyatro sahnesinin seyirciye nasıl verileceğidir. Göl küçük bir havuz olarak verilmiş, oyunun başındaki küçük oyun ise havuzun içinde oynanmış. Basit ve etkili bir yöntem. Ayrıca sahnedeki kum ve havuzdaki suyun birleşmesiyle oluşan çamur yani bataklık da etkili bir anlam birimi oluşturmuş.

Uyarlama boyunca metindeki bütün olaylara sadık kalınmış ve kişilerin büyük bir çoğunluğunun temel özellikleri çağdaş hale getirilerek yeniden sahneye yerleştirilmiş. Kişilerin içinde bulundukları sosyal sınıf ve yaşam biçimlerine uygun bir şekilde giydirilmesine dikkat edilmiş. Atların yerini arabalar, enfiyenin yerini viski ve bira, not defterlerinin yerini ses kayıt cihazı ve bilgisayarlar, operetlerin yerini skeçler, can sıkıntısının yerini ise elektrik kesintileri almış.

Oyundaki müzik ve enstrüman tercihleri de çok yerinde. İzleyiciyi duyguya sokarken oyunculukların önüne geçmeyecek ve sahne geçişlerini sağlayacak bir sinyal olarak kullanılmış. Kalabalık bir oyuncu kadrosuna sahip olan oyundaki kişilerin aralarındaki ilişkiler ve evlilik gibi değişiklerin takibi seyirciyi zorlamayacak bir şekilde repliklerle verilmiş.

Oyunda bilerek mi yoksa rastgele mi yapıldığından emin olamadığım bazı buluşlar da var. Fakat oyundaki bütün değişiklikleri ve tercihleri göz önünde bulundurduğumuzda ortak bir yapı oluşturulduğunu ve bilinen bir oyun olmasına rağmen izlerken seyirciyi heyecanlandıran bir oyun olduğunu söyleyebiliriz.

Bu uyarlamayı izlemek için zaman ayırmanızı öneririm. Zira oyun bitiminde üzerine düşüneceğiniz çok şey olacak.

Oyundaki rol dağılımı ise şu şekilde: Tilbe Saran (Arkadina), Şerif Erol (Sorin), Fırat Tanış (Trigorin), Serdar Orçin (Doktor), Ecem Uzun (Nina), Gonca Vuslateri (Mâşa), Cem Cücenoğlu (Şamrayev), Sevil Akı (Polina), Kayhan Açıkgöz (Öğretmen), Boran Kuzum da (Treplev).

Yazının bundan sonraki kısmı detaylı bir inceleme içermektedir. Oyunu henüz izlememiş olanların heyecanlarını kaçırmamak için yazının buradan sonraki kısmını oyunu izledikten sonra okumalarını öneririm.

Oyunun başında bir insan vücudunu gösteren röntgen filmleri görüyoruz. Röntgen filmlerinin sahnedeki olaylara göre sökülüp yere atılması güzel bir anlam ilgisi oluşturmuş. Oyun başındaki kullanımı hariç, bütün sahnelerde arkada öylece duran ve final sahnesindeki silah sesiyle aydınlanan filmleri görünce aslında izlenilen bu koca oyunda genç yazar Kostya’nın otopsisi olduğunu ve neden öldüğünün anlatıldığını anlıyoruz.

Nina tarafından küçük havuzun içinde oynanan oyunu izlemek üzere çevreye yerleştirilen sandalyelere oturulmasında ise üst akıl sıralaması yapılmış. Eşinin kendini aldattığından ve Kostya’ya umutsuzca âşık kızından habersiz kahya Şamrayev, direkt yere otururken, ilişkiler düzleminde kimin kime ilgisi olduğunu bilen herkes küçük sandalyelere oturuyor. Son olarak en büyük sandalyeye ise Kostya’nın annesi Arkadina oturuyor. Çünkü hem sahnede dönenlerin hem de gözü dışarıda sevgilisi yazar Trigorin de dahil herkesi nasıl kontrol edeceğini biliyor. Bu da onu bu sahnenin ‘üst aklı’ yapıyor.

Kadınların gözdesi doktor Dorn ile kahyanın eşi Polina’nın ona olan ilgisi bir adım daha ileriye götürülüp bir yasak aşka evriltilmiş. Oyun boyunca doktorun babacan bir şekilde gönlü kırık kişileri teselli edişinin verilmesi de ihmal edilmemiş.

Oyunda Kostya-Nina, Nina-Trigorin gibi aşk sahneleri daha da belirginleşmek için verildiği sahneler özellikle sahnenin içindeki küçük havuzda veriliyor. Oyunda yalnız kalan âşıklar ise sırasıyla havuzun içine gelip bu kez de yalnız olduklarını gösterecektir. Bıçkın bir delikanlı olarak verilen genç yazar Kostya; oyundan farklı olarak sevdiği kadının canını yakacak, annesiyle argolu konuşacak ve çiftliğin işçisi Yakov ile aynı sigarayı paylaşacak kadar mütevazı birine dönüşmüş.

Çehov, ‘Martı’yı Kostya’nın oyununun sahneleneceği yerin inşasından gelen çekiç sesleri ve işçi Yakov’un gösterilmesiyle başlatmıştır. Oyunlarında iyi bir metin matematiği ve anlam birimi kullanıcısı olan Çehov’un bunu Rusya’da yapılacak devrimin ayak seslerini vermek için kullanıldığı düşünülmektedir. Uyarlamadaki Yakov’un ise bu kez sahneye bir plajda yarı çıplak bir şekilde çıkması aklıma ister istemez artık işçi sınıfının kapitalist sistemde daha da sömürüldüğü ve çıplak olduğu düşüncesini getirdi.

‘Martı’nın iyi bir oyun olmasının başka bir sebebi de oyun kişilerinin ilgi alanlarının benzer ve bir o kadar da farklı olmasıdır. Arkadina ve Nina’nın oyuncu, Trigorin ve Kosya’nın (Treplev’in) yazar olması gibi. Nina ile Kostya kendi nesillerinin özelliklerini göstermekte ve yeni bir arayış içindedir. Böylece oyunda eski nesil ve yeni neslin kıyaslaması göze sokulmadan başarılı bir biçimde verilmektedir. Pürtelaş Tiyatro’nun uyarlamasında Arkadina ve Nina kıyaslaması verilebilmiş fakat Trigorin ve Kostya kıyaslaması Nina’ya karşı tutumlarından dolayı uyarlanırken kaybolduğu söylenebilir. Öte yandan genç neslin son yansıması Maşa da boş geçilmemiş ve uyarlama dahilinde annesi Polina gibi mutsuz bir evliliğe sahip olacağı gösterilmiştir.

Uyarlama esnasında kaybolan anlam birimleri de var. Örneğin Çehov’un ‘Martı’sında Arkadina kendisinden ayrılmak üzere olan Trigorin’i durdurmak için onun ayaklarına kapanır ve onun kıymetini kimsenin kendisi gibi bilemeyeceğini söyleyerek ikna ederken Pürtelaş Tiyatro’nun uyarlamasında Arkadina gözyaşlarını ve cazibesini kullanarak Trigorin’i kendisinden ayrılmaması için ikna eder.

Kaybolan bir diğer anlam birimi de (bana göre oyunun en önemli kısmı olan) devrim öncesi ortadan kalkmasına az kalmış olan ölü bir neslin kıyaslamalarıyla verilişinin kaybolmasıdır. ‘Martı’, yazıldığı dönem göz önünde bulundurulduğunda taşradaki çiftliklerinde kapana kısılmış ve kendini gerçekleştirememiş eski Rus zenginlerinin kendi gölünün sınırları içindeki bir martı gibi son çırpınışlarının aktarılışıdır. Mekân ve oyun kişileri günümüze uyarlanırken metnin dönemine tanıklığından gelen bu anlam birimi ortadan kalkmıştır.

Bütün bu fırtınalı iç tartışmaları bana yaşattıkları için Pürtelaş Tiyatro topluluğuna teşekkür ederim.

‘Martı’ 17 ve 27 Mayıs’ta Zorlu PSM-Studio’da izlenebilir.

* Yiğit Koçyiğit, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Tiyatro Bölümü, Dramatik Yazarlık Anasanat Dalı öğrencisidir.

* m.yigitkocyigit@gmail.com

 

 

Yorum


işlemi tamamlayınız: