Özlem Güveli, Fatima’nın Erkekleri’ni Anlattı

Kültür Sanat 12 Mayıs 2018 – 10:10 

İstanbul Devlet Tiyatrosu 2017-2018 tiyatro sezonunun yeni oyunu “Fatima’nın Erkekleri” ile seyircilerini ağırladı. “Fatima’nın Erkekleri” 6 Mart 2018’de Küçük Sahne’de ilk temsilini gerçekleştirdi. Oyunun başrol oyuncularından Özlem Güveli, projesiyle ilgili konuştu.

Fatima’nın Erkekleri oyununu anlatır mısınız?

“Hollywood’da şöhretli yapımcı ve yönetmen olan Fatima eşyalarını müzayedeye çıkartır. Her bir eşya, onun geçmişte yaşadığı önemli bir olaya denk gelir. Kronolojik akmayan bu öyküde, Fatima karakterinin ilk dönüşümü, kaba ve acımasız bir baba ve içinde yaşadıkları toplumun dayatmacı ahlaki değerleri yüzünden intihar eden erkek kardeşinin ona yaşattığı travma nedeniyle gerçekleşir. Çareyi Türkiye’deki evinden kaçmakta bulan Fatima, Amerika’da yeni bir hayat kurmaya çalışır. Burada aşık olur, ancak sevdiği erkeği bir kaza sonucu kaybeder. Bu büyük kayıp Fatima’nın ikinci önemli değişim noktasıdır. Yalnız kalan Fatima güçlü ve başarılı olmak için, babası gibi sert ve acımasız olmak gerektiğini düşündüğü için bir yönetmen ve yapımcı olarak Hollywood’ta şöhret basamaklarını hızla tırmanmaya başlarken neredeyse bir canavara dönüşür. Erkek egemen sinema dünyasının acımasız koşullarında bir kadın olarak var olmaya çalışırken Fatima, son derece sert ve piyasayı avucunun içinde tutabilen biridir artık. Ne var ki sevdiği erkekten ona kalan en değerli varlığı, oğlu Aslan’ı kaybetmek üzere olduğunu farketmesi Fatima’nın üçüncü dönüşümünü harekete geçirir ve bir müzayede düzenleyerek geçmişiyle yüzleşmeye başlar.
Sinematografik bir kurguyla ilerleyen oyun, aslında pırıltılar içinde görünen o şöhretin ardında saklanan acılar ve kayıplarla örülmüş bir kadının yaşamını konu alır.”

Bu proje size gelince ne düşündünüz?

Başta oyunun adı, “Fatima’nın Erkekleri” bana itici geldi. Hiç tanımadığım genç bir yazarın oyunuydu. Ancak oyunu okumaya başladığımda beni içine çeken, kadınların ruhuna seslenen bir duygu hissettim. Metinde bazı sorunlar vardı. Daha çok anlatıya dayalı olan metnin hem bir odak sorunu vardı hem de iki kişilik olarak tasarlanmış olmasına rağmen ikinci oyuncuya çok az alan tanıyordu. Bu nedenle oyuna ciddi bir masa başı çalışması yapılması gerekiyordu.
Yönetmen Serkan Salihoğlu ile buluştuğumuzda bu durumu onunla paylaştım ve yazarın metin üzerinde gerekli değişimleri yapmaya hazır olup olmadığını sordum. Serkan, yazarın her türlü işbirliğine, gerektiğinde sahneleri yeniden yazmaya hazır olduğunu söyledi. Bunun yanı sıra bir oyun hazırlanırken yapılacak olan masa başı çalışması, yani metnin dramaturjik çözümlemesi benim için çok önemlidir. Yönetmenle bu konuda hemfikir olunca, daha önce de birlikte çalışmalar yaptığım, Yüksek Lisans tezimde danışman hocam olan Istanbul Üniversitesi, Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji bölümü öğretim üyelerinden Hasibe Kalkan’ı önerdim. Bu, oyunu çok isteyerek repertuarına almış olan, İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürü, Celal Kadri Kınoğlu’nun bu öneriyi kabul etmesiyle yönetmen Serkan Salihoğlu gibi Almanya’da eğitim görmüş olan Hasibe Kalkan’la Alman ekolü ağırlıklı yoğun bir prova süreci ve masa başı çalışma ortamı oluştu. Metni tamamen yapı bozumuna uğratıp yazarla birlikte ekipçe yeniden yarattık. Prova sürecinde oyuncu ve kadın olarak Fatima’yı ve travmalarını hep hissetmeye çalıştım.

Müşfik Kenter hocamızın dediği gibi “Önce insan olun, duygu sizden, içinizden gelsin, sonra duyguları oynadığınız karaktere büründürün. Sonra da keyfini çıkarın”, öğüdünü hiçbir zaman unutmam. Bu oyunda da her oyunda olduğu gibi rolümle böyle bir ilişki kurdum, yönetmenin karakter için istediklerini de unutmadan. Almanya’da ve Istanbul’da çeşitli tiyatrolarda deneysel oyunlar sahnelemiş olan genç ve çok yetenekli olan Serkan Salihoğlu, benim bazen anlatıcı, bazen o anın içinde yaşayarak anlatmamı, bazen de anı gözümde canlandırarak anlatmak gibi çeşitli anlatım boyutları ve oyunculuk biçemleri kullanmamı istedi. Bu arada sevgili partnerim Can Şıkyıldız’ı unutmamak ve hakkını vermek lazım. Can’la birlikte çalışmak çok keyifliydi, çünkü çok disiplinli, çalışkan ve denemelere açık bir oyuncuydu. Paslaşmalarda birbirimizi anladık, tamamladık ve hiç zorluk çekmedik. Can oyundaki tüm erkekleri oynuyor, kardeş, oğul, baba, sevgili ve hayatımdaki tüm erkekleri. Çalışma sürecinde ve sahne üstünde güzel bir uyum yakaladık. İki kişilik oyunlarda bu çok önemli. Aslında provada tüm ekip bir aile gibi olduk. Bu oyunda diğer bir şansımız da düzenli olarak sesimizi ısıtmak için şan çalışması yapmış olmamız. Düzenli olarak her prova döneminin parçası olması gereken bu çalışma ne yazık ki sadece müzikli oyunlar ve müzikallerde yapılıyor. Biz bu bağlamda da çok şanslıydık.

Bu oyun biraz günümüz kadınlarının yaşadıklarına dokunuyor mu?

Bence oyun günümüz kadınlarına, hatta erkeklerine bile fazlasıyla dokunuyor. Bir çok seyirci oyundan gözleri dolmuş ya da ağlamış olarak çıkıyor. Bunun nedeni oyunda herkesin kendi hayatıyla ilgili, yüreklerine dokunan bir parça bulması. Ataerkil ve geleneksel düzende özgün kimliğini yaşayamayanlardan tutun, bu oyunda erkek egemen dünyada tek başına var olmaya çalışan bir kadının hikayesine tanıklık ediyoruz. Çürümüş ahlaki değerlerin yarattığı baskı, yalnızlık ve kayıplarla baş etme mücadelesi, istemesek de ayakta kalabilmek için sistemin parçası haline gelmemiz gibi temalar herkesi oyunun içine çekiyor. Ayrıca gemişiyle hesaplaşan bir kadının hikayesini izleyen herkes kendi geçmişine dönmeye başlıyor, travmaları, hayalleri, aşkları ve acılarıyla yüzleşiyor. Ben de bir kadın olarak oyunda kendime ait çok şey buldum. Bu nedenle Fatima’yı içimde çok hissediyorum ve bunu sahneye etkileyici bir biçimde taşıdığıma inanıyorum. Ben de bir erkek çocuk annesiyim, bir ailem var, sanatçıyım. Biz de bu ülkenin kadınları olarak benzer sorunları yaşayabiliyoruz. Bazen zorluklarla baş edebilmek, güçlü olabilmek için dişlerimizi ya da pençelerimizi çıkartmak zorunda kalıyoruz. Oyunda beni en çok etkileyen cümlelerden bir tanesi “bu kadın hem boğa hem matador, vazgeçmeyeceğim”. Ülkemizde tüm kadınlar o kadar çok mücadele halindeler ki, evliliklerinde, iş hayatlarında, anneliklerinde, aile ilişkileri içinde hep hem boğa hem matadorlar. Hatta kanunlar karşısında bile. Oysa her kadının içinde sevgi ve şefkat bekleyen küçük bir kız çocuğu var. Ne kadar sert görünmeye çalışsak da, belki de bu ayakta dimdik durabilmek için takındığımız bir maske.

Yine oyundan bir alıntı, “sevdiği erkeği kaybeden kadınlar için bazı özel günler zor geçer. Yılbaşı, doğum günü, bayramlar, zor… Gece olup yatağa yattığında bu yalnızlık vücuduna bir bıçak gibi saplanır. Yorganı başına çeker sessiz sessiz ağlarsın. O bir yerlerde beni bekliyor diye düşünürsün.” O maskenin altında gizlenen kadın aslında bu.

Bu oyunu sadece kadın oyunu olarak görmek yanlış mı olur?

Fatima’nın Erkekleri’nin baş kişisi bir kadın olduğu için, oyun ilk bakışta bir kadın oyunu gibi görünüyor, ancak oyun aynı zamanda Fatima’nın çevresindeki erkeklerin de oyunu. Özellikle kardeşi Ateş ve oğlu Aslan bu bağlamda öne çıkıyor. Fatima’nın kardeşi Ateş’in eşcinsel olduğu gerçeği babası ve içinde yaşadıkları geleneksel toplum tarafından kabul edilemediği için, ona cinsel tercihini bastırmak ya da ölmekten başka çare kalmaz. Fatima’nın oğlu Aslan ise pırıltılı görünümün ardına gizlenen sahtelik ve yalanlardan örülmüş bir dünyanın içinde güçlü bir şekilde var olmaya çalışan bir annenin oğlu olmanın sancısını yaşar. Fatima, ataerkil ve geleneksel düzenin baskıları sonucunda kaybettiği kardeşinin acısını içinde taşımasına karşın ironik bir biçimde giderek erkekleşerek yeniden reddettiği tavırları ürettiği için oğlunu da kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalır. Fatima başarılı ama mutlu değildir, sevdiklerini hep kaybettiği için sevmekten korkar hale gelmiştir. Onun için Fatima, günübirlik ilişkilerle hayatı geçiştirmeye çalışır, ta ki en değerli varlığı oğlunu kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya gelene dek. Ancak o zaman anne olduğunu hatırlayıp, içindeki canavarı öldürüp, çok derinlere gömdüğü küçük kızı uyandırır ve oğlunu yeniden kazanır.

Sözcü Gazetesi

Yorum


işlemi tamamlayınız: