‘TAMAM’dan Önce ‘HAMAM’

“Elbette her yurttaş kadar dertliyim. Keşke dertsiz bir dünyaya doğsaydık ve doğarken bile ağlamasaydık” diyen Emrah Eren, hiçbir şey için umutsuz olmadığını söylüyor ve ekliyor, “Enseyi karartmıyorum ve ulaşabildiğim her insan bu umudu aşılamaya gayret ediyorum. Ve sanırım “TAMAM” demeden önce bir de “HAMAM” demekte fayda var. Çok kirlendik çünkü, bizi hamam paklar.”

Yönettiği ve rol aldığı oyunlarla adından söz ettiren ve son olarakta 22. Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri’nde Baba Sahne’de yönettiği “Bir Baba Hamlet” ile Yılın En Başarılı Yönetmeni ödülünü alan Emrah Eren ile buluştuk. Daha önce yönettiği oyunları seyretmiş ve kaleme almış biri olarak söylemeliyim ki hepsi birbirinden başarılıydı. Yaptığı işlerle her zaman dikkat çeken ve adından söz ettiren Eren ile aldığı ödülü, bugünü ve yarını konuştuk.

-22. Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri’nde, Yılın En Başarılı Yönetmeni ödülünü aldınız ve konuşmanızda Hamlet’in meşhur repliğini ‘ama’ ekleyerek kullandınız, “Çürümüş bir şeyler var amaDanimarka Krallığı’nda”… Ne demek istediniz? Ülkemizde çürümüş bir şeyler var mı? Nedir bunlar?

“Tiyatro çok ciddi bir şakadır” derdi rahmetli Müşfik Kenter Hoca. Kulağımın küpesi aslında bu tabir. Ve zamanla çok daha önem kazanıyor benim için. Mesleğine gereken titizliği gösterirken aslında şaka yaptığımızı unutmamak… Ödüller de öyle aslında. “Afife Tiyatro Ödülleri” gibi işini titizlikle yapan organizasyonlar sezon sonunda bizim şakalarımıza ortak oluyorlar. Bu yılın şakalarından benim de payıma “En İyi Yönetmen” şakası düştü. Çok güzel bir şaka oldu tabii… İşimizin doğası gereği sahnede bazen koca koca laflar ederken bazen de seyirciden makas alıyoruz. Konuşmamdan alıntıladığınız cümlenin orijinali: “Çürümüş bir şeyler var Danimarka Krallığı’nda” (William Shakespeare- Hamlet- Perde 1 Sahne 4) Müthiş replik. Fakat öyle bir gece için bir anda hamasi kaçabilirdi. Araya koyduğum “ama” ile yüzleri biraz olsun gülümsetmek istedim.

‘Gülmek hayata tutunabilmek’…

-Gülümsettiniz de, peki ama sizin “ama” da neler saklıydı?

İşte o “ama”da neler saklı ise o kadar gülelim istedim. Gülmek hayata tutunabilmek için en büyük silahımız. Lafa gelince Nasreddin Hoca’nın torunlarıyız değil mi? Ecdadımızın mirasına sahip çıkacaksak işe önce Nasreddin Hoca’dan başlasak nasıl olur acaba? Acılarımızı fıkra haline getirsek, nasırımıza basanların suratına avaz avaz gülsek, takmasak, tınmasak… Çok da ciddiye alacak kadar uzun yaşamıyoruz maalesef. Yine Shakespeare’den alıntı yapayım madem Hoca Nasreddin’i takan yok:

“Tepesi bulut kaplı burçlar,
görkemli saraylar,

Ulu mabetler, hatta şu yüce yerküre
Ve üstünde var olan ne varsa, bir
gün eriyecek;
Biraz önce uçup giden şu hayali
gösteri gibi,
Dumanı bile kalmayacak ardında.
Rüya dediğin şey de bizlerden olur
işte

Ve minicik ömrümüzü yine bir uyku
noktalar.” (William Shakespeare-Fırtına-
Perde 4 Sahne 1)

-Neden “Hamlet”i değil de ‘Bir Baba Hamlet’i sahnelemeyi tercih ettiniz?

Çok kendiliğinden ve hızlıca gelişen bir süreçti. Önce Baba Sahne’yi gezdirdi bana Nilgün Kurt, sahnenin büyüsüyle zehirledikten sonra da teksti tutuşturdu elime. Heyecanla Barış Ağabey’i (Dinçel) aradım. “Teksti oku öyle konuşalım” dedi. İlk perdeyi okumayı bitirince bir daha aradım, ne zaman başlayacağımızı sordum. Gerisi de çorap söküğü gibi geldi açıkçası. Sebastian Seidel’in yazdığı, Yücel Erten Hoca’nın nerdeyse Türkçe söyleyerek çevirdiği oyunun orijinal adı “Hamlet for You” yani “Size Göre Hamlet”. Bize göresi de “Bir Baba Hamlet” oldu. Şevket Çoruh ve Murat Akkoyunlu inanılmaz bir ikili. Adeta hazıra kondum. Shakespeare eserlerine yaklaşmak aklımın ucundan dahi geçmezken kendimi ortasında buldum diyebilirim. Bir daha da Shakespeare’e niyetlenmeyi pek düşünmüyorum açıkçası. Evrensel bir yazar evet, ama yönetmenin o evrenselliğe ulaşabilmesi için Shakespeare’in diline hâkim olması şart bence. Hiçbir repliğin boş yere yazılmadığı, Rönesans’ın altın oranının hem içerikte hem biçimde korunduğu, deha işi eserler hepsi. Hamlet, buzdağının görünen tarafında bir oyun metni, evet, ama altında kocaman bir felsefe kitabı yatıyor. “Bir Baba Hamlet” kadarı bana yetti de arttı…

‘Hiçbir şey için umutsuz değilim’

-Size önce bir vatandaş olarak soruyorum; Var mı ülkeyle ilgili bir derdiniz, nasıl buluyorsunuz ülkenin son durumunu? Size bir sanatçı olarak soruyorum artık “TAMAM” mı?

Ülkenin dertlerine bugüne kadar sahneye koyduğum oyunlarda fazlasıyla değinmeye gayret ettim ve bu gayretim sanırım böyle devam edecek. Darbelerin (Sokağa Çıkma Yasağı- 2009), mülteci sorununun (Nereye- 2011), pedofili belasının (Turnike- 2012), totaliter rejimlerin (Hayvan Çiftliği-2014), kitlesel katliamların (Kıran Resimleri-2016), erdemsiz siyasetin (İvan İvanoviç Var Mıydı, Yok Muydu?-2016) ve insanı öğüten sistemin (İntiharın Genel Provası-2017) ardında yaşananlara mercek tutmaya çabaladım karınca kararınca. Elbette her yurttaş kadar dertliyim. Keşke dertsiz bir dünyaya doğsaydık ve doğarken bile ağlamasaydık. Ama hiçbir şey için umutsuz değilim, enseyi karartmıyorum ve ulaşabildiğim her insana bu umudu aşılamaya gayret ediyorum. Ve sanırım ‘TAMAM’ demeden önce bir de ‘HAMAM’ demekte fayda var. Çok kirlendik çünkü, bizi “HAMAM” paklar.

‘Evim, yuvam BBT’

-Nasıl gidiyor bu aralar hayat?

Durmadan çalışmaya devam. Evim, yuvam dediğim BBT’de yeni sezon hazırlıkları sürüyor. O hazırlıkların koordinasyonuyla uğraşıyorum bir yandan. Sezon başında Baba Sahne ve tiyatroadam’da birer oyun yöneteceğim. O oyunların ön çalışmaları sürüyor. Bu çalışmaları hızlıca bitirip tatile çıkmayı arzuluyorum açıkçası. Kızım artık dört yaşında, sezon içinde ondan çaldığım vakitleri bir şekilde telafi etmek istiyorum.

Cumhuriyet

Yorum


işlemi tamamlayınız: