Nederlands Dans Theater 2’nin İzmir Turnesi

Mehmet K. Özel

dünyanın -tek bir koreografa bağlı olmayan veya tek bir koreografla anılmayan- en iyi çağdaş dans kurumu NDT/nederland dans theater (hollanda dans tiyatrosu)’nun 2 numaralı topluluğu, 32. uluslararası izmir festivali kapsamında 21 haziran akşamı ahmed adnan saygun sanat merkezi’ndeydi.

1959’da kurulan NDT’nin başında, uzun dönemler boyunca -aynı zamanda koreograf da olan- genel sanat yönetmenleri bulunmuş. bunlar arasında efsaneleşen hans van manen ve jiri kylian NDT’yi günümüzdeki kalitesine yükseltmiş olan iki isim. 2011’den beridir ise paul lightfoot topluluğun artistik rotasını çiziyor.

NDT’nin iki topluluğu var: NDT1 ve NDT2. tahmin edileceği gibi NDT1 kurumun esas ve prestije sahip topluluğu. NDT2’nin 1’den tek farkı, aslında sadece kadronun daha genç dansçılardan kurulu olması (kylian döneminde bir de yaşlı dansçılardan kurulu NDT3 vardı). bunun dışında; NDT 2’nin repertuvarında da dünyaca ünlü koreografların yapıtları ve dünya prömiyerleri var, NDT2 de yılda en az NDT1 kadar gösteri yapıyor, dünyada isteniyor, bolca turneye çıkıyor.

NDT2’in en önemli özelliği ise, NDT1’e dansçı yetiştiriyor olması. 2017 aralık’ında Heerlen’deki NDT1 gösterisi öncesi fuayedeki söyleşiye konuk olan -o akşamın dansçılarından- chloé albaret söylemişti; NDT2’de dans etmeden NDT1 dansçısı olunamadığını, kendisinin de bir yıl öncesine kadar NDT2 dansçısı olduğunu.

dolayısıyla bu kadar önemli bir topluluğun izmir’e geleceğini duyunca kaçırmak olmazdı. ben istanbullu bir seyirci olarak sadece bu gösteri için kalkıp izmir’e gittim.

salon bayağı doluydu, ama istanbul’dan kaç çağdaş dans öğrencisi zahmet edip izmir’e geldi, merak ediyorum.

NDT2’nin NDT olması dışında, izmir turne programı kağıt üzerinde bile heyecan vericiydi; dört koreografın birer orta metraj yapıtından oluşan üç yapıtlık bir akşam.

koreograflar arasında benim için özellikle johan inger ve marco goecke isimleri heyecanlanmam için yeterliydi. aynı zamanda kurumun genel sanat yönetmeni olan paul lightfoot ile partneri sol leon’un işlerinden bir türlü keyif alamadığım için -akşamı kapatacak- üçüncü yapıta biraz mesafeliydim. maalesef bu sefer de öyle oldu; leon & lightfoot’un sad case‘ini pek beğenmedim ve onların işlerinden haz etmeme halim bu seferden sonra da değişmedi.

akşamın açılışını yapan out of breath (nefessiz) adlı güçlü işin sahibi johan inger’in adını, yıllar önce istanbul’da hayran hayran seyrettiğim walking mad (NDT 1, 2004) ve as if (cullberg ballet, 2006) adlı iki işten dolayı kenara not etmiştim. bir daha ne yurtdışında ne istanbul’da bir işini canlı seyretme imkanım olmamıştı.

out of breath inger’e duyduğum ilgiyi canlı tutan kalitedeydi. inger yine; karanlık ve huzursuz bir atmosferi olan, sert ve asimetrik bir yapıt ortaya koymuş. sahnenin tam ortasında kıvrık ve eğik bir duvar var; duvarın bir tarafı yüksek, ucuna doğru alçalıp zeminde kayboluyor; batmakta olan bir gemi gibi; ya da bir yerden burnunu uzatmış çıkmaya çalışan bir kütle sanki. sahne ortasında bir duvar olur da dansçılar onu kullanmaz mı, tabii ki de; ona yaslanıyorlar, çarpıyorlar, onun üzerine çıkıyorlar, ama en önemlisi, kıvrımın içinde kayboluyorlar, içine düşüyorlar, çıkmaya çalışıp tekrar gömülüyorlar.

duvarın kullanılma şekli ve çağrıştırdığı hisler ile; hareketlerdeki tereddütler, çırpınışlar, ileriye doğru hamle yapıp yarım kalışlar, kadınların hareketlerinin ve bedenlerinin erkekler tarafından manipülasyonu gibi koreografik tercihler birebir örtüşüyor; solo, duo, trio ve unison dansların asimetrik kurgusuyla da out of breath’in tekinsiz ve güvensiz atmosfer pekişiyordu.

inger’in adrenali yükselten işi, akşamın devamı için beklentimi daha da arttırdı. ikinci yapıtın koroegrafı marco goecke’nin adını çok duymuş, hakkında 2016’da yapılmış 52 dakikalık thin skin adlı belgeseli izlemiş, ancak hiç bir yapıtını canlı seyretmemiştim; dolayısıyla izmir programının merakla beklediğim bölümüydü goecke’ninki.

bu arada belirtmeden geçmek istemem: bu seneki istanbul tiyatro festivali’nde bu sefer NDT’nin amiral gemisi 1’i seyredeceğiz ve programda bir de goecke yapıtı var.

istanbul programında ayrıca crystal pite’ın da bir yapıtı var ki; pite da son yılların en aranan, ödüllere boğulan, kendi topluluğu kidd pivot ile yaptığı daha sanatsal ve underground işlerin yanı sıra paris opera, londra kraliyet ve kanada ulusal baleleriyle devasa kadrolu işler üreten, ünlü bir koreograf. NDT1’in programındaki the statement işi istanbul seyircisinin pite’ı tanıması açısından ancak bir prolog olabilirse de, hiç yoktan iyidir.

dolayısıyla 28-29 kasım 2018’deki NDT1 gösterilerini kaçırmamak lazım!

goecke’ye ve izmir’de hayranlıkla seyrettiğim wir sagen uns dunkles (karanlık sözler ediyoruz birbirimize)’ye dönersem:

goecke; 1972 wuppertal doğumlu, wuppertal denince akla ilk gelen pina bausch’un tedrisatından hiç geçmemiş, hatta kendisi hakkında yapılan belgeselde 14 yaşında ilk defa okulca operaya gittiklerinden bahsedip, pina hakkında tek bir kelime etmeyen, münih’te aldığı bale eğitimini wuppertal’den kaçmak için fırsat olarak gördüğünü söyleyen, belgeselde william forsthye’a da “giydiren”, kendine has, ilginç bir kişilik.

özellikle son 10 yılda avrupa’nın yükselen koreograflarından biri haline gelen goecke; kariyerine scapino ballet rotterdam’a yapıt üreterek başlamış, o işlerle ününü kazanmış, günümüzde de stuttgart ballet, le ballets de monte carlo, NDT gibi avrupa’nın önemli topluluklarıyla düzenli olarak çalışıyor. goecke bir çok diğer ödülün yanı sıra 2006’da prestijli prix nijinsky’i almış, NDT’ye yaptığı işlerle iki kere hollanda’nın dans ödülü zwaan’a aday olmuş, bir keresinde kazanmış.

wir sagen uns dunkles (karanlık sözler ediyoruz birbirimize) program kitapçığında belirtilmese de paul celan’ın corona isimli şiirinden bir dize. celan bu şiiri, yaşadıkları yıllarda aşk ilişkileri gizli kalmış ingeborg bachmann’a yazmış.

goecke 2017 tarihli yapıtında hiçbir şekilde birebir bu iki edebiyatçının ilişkisini anlatmıyor, ama iki insan arasındaki zor, ayrılıklar ve kavuşamamalarla dolu, meşakkatli herhangi bir ilişkinin ruh halini; hızlı, anksiyeteye kapılmış gibi çırpınan, takıntılı gibi aynı hareketi tekrarlayan, ayrıksı jestlerle birbirine sarılan, birbirini öpen veya partnerinin gözündeki yaşı silen koreografide algılamak mümkün. koyu renk sahne, dansçıları takip eden geniş ışık huzmeleri ve arkası püsküllü pantolonların yarattığı huzursuzluk hissi kadar; schubert ve schnittke’nin yapıtları ile placebo’nun üç şarkısının karşılıklı paslaşmasından oluşan sıra dışı müzik peyzajı da wir sagen uns dunkles‘in ayrıksı atmosferini tamamlıyor.

yapıt bittiğinde salonda herkes ayakta alkışladı 11 kişilik kadroyu; akşamın doruk noktasının wir sagen uns dunkles olduğu kesindi.

akşamın sonunda ise; NDT2’nin genç dansçılarının üç yapıtta da harikalar yarattıklarını söyleyebilirim. belli ki NDT iyi ellerde ve 1’e geçecek nesil oldukça sağlam. benim gözlemim dışında, bunun diğer bir kanıtı da, geçtiğimiz hafta açıklanan 2018 zwaan ödülü en iyi erkek dansçı adayları arasında bir NDT2 dansçısının olması: guido dutilh.

izmirli -ve sırf bu gösteri için izmir’e gitmiş- seyirciler olarak ne mutlu ve şanslıydık ki guido’yu, hem aday olduğu yapıttaki, yani wir sagen uns dunkles‘deki rolüyle, hem de o akşamki diğer bütün yapıtlarda doyasıya seyretme imkanına eriştik.

şimdi gözler NDT1’in kasım ayındaki istanbul turnesinde..

Danzon



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: