Rot Balans

Ümit Denizer

Giriş

Bir tiyatro sezonu sonu değerlendirmesi yapmak istiyorum, ancak başlamadan önce Muhsin Ertuğrul Hocamızın yaklaşımını anmam lazım. Birlikte seyretme şansını yaşadığımız oyunları nasıl bulduğunu sorduğumuz zaman şöyle derdi:

“Ben yargıç değilim, hiçbir oyunu yargılayamam ‘Piyesi, rejiyi, oyunculuğu, dekoru, kostümü, niçin böyle yorumladınız?’ diye sorup, ne düşündüklerini öğrenebilirim ancak…”

Ben de hiçbir tiyatro olayını yargılamadığımı önemle belirtirim, şimdiki amacım da bir durum saptaması yapmak ve bunun nedenini-niçinini sorgulamak…

Gelişme

Babamız subaydı, o şehirden o şehre tayinlerle memleketi dolaşıyorduk. Bütün ev eşyalarımız sök-tak modelindeydi. Hareket halinde bir aileydik, hiç çiçeğimiz, kedimiz, köpeğimiz olmadığı gibi; babamızın otomobili de olmadı. Zaten o yıllar devlet memuru maaşıyla otomobil sahibi olmak hayaldi…

Bu nedenle ehliyet sahibi olduğumda, başka arkadaşlarıma göre geç sayılacak bir yaştaydım. Ama çalıştığım şirketin verdiği otomobili kullanırken yaralanma olmayan iki-üç kaza yapınca, otomobil kullanmaktan vaz geçtim…

Aslında disiplinli bir sürücüydüm, fakat dalgındım. Zihnim sürekli olarak “yazı” fikirleriyle meşguldü. Çünkü reklam ajansında yaratıcı fikirler yazarak hayatımı kazanıyordum. Kurucularından birisi ve isim babası olduğum tiyatromuz AÇOK için yeni oyun konuları bulmaya çalışıyordum…

Otomobil jargonundaki iki kavramı tiyatro alanına taşıyınca çok gülüyorum. İşte yazımın başlığı bu sebeple öne çıktı oturdu. Benim gibi konuya yabancı olanlar için yazıyorum, rot değil de pot kırıyorsam, bilenlere özrüm var…

Rot ne balans ne?

Ben bir daha direksiyona geçmedim, ama ailemizin otomobilini eşim kullandı, ben de yanında oturup kendime “co-pilot” diyerek mahcubiyetimi örtmeye çalıştım. Bir defasında bakım için uğradığımız yetkili serviste ustaya “Rot ne balans ne?” Diye sormuştum. Gülerek anlattığı ayrıntıları, hatırladığım kadarıyla paylaşacağım şimdi…

“Abi, sen arabanın direksiyonunu herhangi bir yöne çevirdiğin zaman, dört tekerleğin de aynı yöne dönmesini sağlayan ayara ‘rot ayarı’ diyoruz biz. Bu sayede abi, arabanız direksiyonu çevirdiğiniz tarafa hareket ediyor…

Balans kelimesi İngilizce denge manasındaki kelimeden geliyormuş. Arabanızın tekerlekleri arasındaki açı ve doğrultuların birbirine eşit olmasını ifade ediyor. Biz bunu sağlamak için yaptığımız işe de ‘balans ayarı’ diyoruz abi…

Rot-balans ayarının bozukluğunu, sürerken arabanın titremesinden anlarsın sen abi. Tekerleklerden ses gelmesinden veyahut arabanın sağa-sola çekmesinden anlarsın. Hatta savrulma hissine kapılırsın ve kendini emniyette hissetmezsin… Yani, her sene rot balans ayarlarını yaptırmanız şart abi…”

Özel tiyatro gruplarımızda veya ödenekli tiyatrolarımızda, pek çok oyunu merak edip gidiyorum. Şimdi satırlarım işte o seyir notlarımın özetiyle ilerleyecek. Rot- balans ayarlarıma dikkat ederek devam ediyorum…

Oyunun Rotu

Devlet Tiyatromuzda olsun, Belediye Tiyatromuzda olsun, özel tiyatromuzda olsun, değişmiyor… Oyun başlıyor, açılış sahnesi harikulade, tabii son sahne de öyle… Başlangıç ve bitişin çok çalışılmış olduğu belli… Fakat aaa, direksiyon sola çevrilirken tekerleklerin rotu çıkıyor. Ve oyun sağa kayıyor, neden acaba?

Sağda şarampol var ve galiba sahnedeki salondaki bütün yolcular farkında değiller? Yoksa aldırmıyorlar mı? Tiyatromuzdaki bu manzarayı tanımlayan harika bir kara mizah örneği vardır, sözün burasında zihnim onu anlatmadan olmayacak diyor…

“Karadeniz’in virajlı yollarında seyir halinde bir otobüsteyiz… Genç bıçkın sürücümüz sürat yapmayı da seviyor, koca otobüsü gazladıkça gazlıyor… Yolcular ilk sola dönülen virajda heyecanla doğrulup ‘Ula Ula Ula Ula’ diye öndeki koltuğun sırtına tutunuyorlar… Sağa dönülen ikinci virajda yine aynı şaşkın korku ‘Ula Ula Ula Ula’ … Yolculuk böyle ‘Ula Ula Ula Ula’larla sürüp giderken, otobüs bir virajı alamayıp uçuruma uçuyor ve yolcuların nidası: ‘Ulaaaaaaaaaaa’ oluyor …”

Şaka bir yana, sol gösterip sağa çekmek nasıl başarılıyor meraktayım? Yazardan mı ayarlanmalı oyunun rotu acaba? Yoksa çevirmenden mi? Sahi tiyatromuzda çeviri oyun tutkusu nereden kaynaklanıyor? Yerli oyun yazarları yetişmiyor mu?

Yönetmen mi bozuyor metnin rotunu yoksa? İkisi arasındaki balans ayarını kim yapacak peki? Dramaturg değil mi? Ödenekli tiyatrolarımızda eğitimli değerli dramaturglar görev yapıyorlar da niçin özel tiyatrolarımızda dramaturg yok?

Oyunun Balansı

Her sahnenin balansı ayrıdır, tamam… Oyuncuların birbirlerine göre balansları da ayrıdır, tamam… Her oyuncunun kendi balansı da ayrıdır, buna da tamam… Tamam da direksiyonda balans ayarı yapılması gerekmez mi?

Mesela zayıf sesli kadın oyuncuların daha yüksek sesle konuşmalarını… Bas bariton erkek oyuncuların biraz seslerini kontrol etmelerini… Direksiyonda oturan sürücünün ayarlaması gerekmiyor mu?

Fakat hayır, acaba niçin öyle olmuyor? Direksiyondakiler, oyuncuları “doğal oyunculuk” diye bir tavrın esir aldığını söylüyorlar. Özellikle yabancı filmleri seslendiren veya televizyon dizilerinden sesine aşina olunan iyi oyuncular; diyaloglarına yüksek tonda seslerini patlatarak başlıyorlar. Seyircinin dikkatini kendilerine çekmek için mi yapıyorlar bunu acaba? Fakat niçin cümlelerinin sonuna doğru seslerini söndürüyorlar?

Oyuncunun yüksek patlamasına ayarlanan seyirci kulakları, sönük diyaloglarda ne söylendiğini anlayamıyor. Veya doğal oyunculuk diyaloglarındaki “gizemli” tonlamalara alışan seyirci kulakları patlamalarda rahatsız oluyor…

Seyircinin rotu

Özellikle ödenekli tiyatrolarımız, görevli oldukları ucuz biletlerle yeni bir seyirci kitlesi oluşturdular. Büyük şehir varoşlarından ailelerin, tiyatro seyrinin zevkini keşfettiklerine tanık oluyorum…

Babalar, eşinin ve çocuklarının önünde biletleri gururla yer gösteren teşrifatçıya uzatıyor. Gururla koltuklarına kuruluyorlar ve ben samimiyetle söylüyorum, gerçekten buna çok seviniyorum. Fakat şöyle bir rot sorunum var…

Önümdeki koltuğa yüksekliği abartılmış türbanlı bir bacımız oturduysa, sahneyi görmem mümkün olmuyor… Sağa eğiliyorum, sola eğiliyorum. Ama Karadeniz otobüsündeki yolcular gibi seyir zorunda kalmaktan çok rahatsız oluyorum…

Önümde şapkalı bir seyirci olsa “lütfen şapkanızı çıkarır mısınız” derdim, sorun çözülürdü… Ancak benim rotumu çıkaran bu olay farklı. Tek perdelik oyunları sevdiğim halde, iki perde oyunları da sevmeye başlıyorum, zira perde arasında rot-balans ayarı için salondan kaçmama olanak veriyor…

Tabii bir de yeni seyircinin pet şişede su içme merakı var… Sahnede oyuncular kendi rot ve balanslarıyla uğraşırlarken, birçok koltukta lıkır lıkır su içildiğini görebiliyorum… Eskiden susayınca ne yaparlardı acaba?

Çok meraklı olduğumuz akıllı telefonları unutmayalım… Bir ara bir bakıyorum, birçok koltukta ışıklar yanmış: Mesaj kontrolü yapanlar, mesaj yazanlar, hatta fısıltıyla “tiyatrodayız, komedi seyrediyoruz, sonra ben seni ararım” diyenler oluyordu. Fakat inanın maç sonucu sorana bile rastladım…

Seyircinin balansı

Tiyatrolarımız artık yeni seyircinin sosyolojik tahlilinde çok çarpıcı gözlem alanı oldu. Mesela, niçin güldüklerini anlamadığım sahnelere rastlıyorum. Mesela, hiç ummadığım bir anda alkış kopuyor…

Tiyatro seyircisi olmayı ciddiye alan bir grup, kadın erkek temiz pak giyinip öyle geliyorlar. Daha çok orta ve ortanın üstü yaş grubundan onlar…

Bir de cinsler arasındaki balans ayarını erkekler aleyhine bozan seyirciler var. Jean-fanila-sandalet ile tiyatro seyrini tercih edenler delikanlılar oluyor. Hele sezon sonundaki bir gösterimdeysem -genç kızların özenlerine diyeceğim yok- fakat genç erkeklerin giyim tercihi: Şort-fanila-tokyo olabiliyor…

Seyircinin balans ayarı olarak değerlendiriyorum ben bütün bunları. Niçin böyle olduğunu anlamaya çalışıyorum. Ve sahnede ne seyredilirse seyredilsin… Yani rotu çıkmış da olsa, balans ayarı bozuk da olsa, oyunun bitişinde ayağa kalkarak avuçlar patlayıncaya kadar alkışlamanın anlamını çözmeye çalışıyorum?

Sonsöz

Bertold Brecht’in: “Bütün sanatların, en yüce sanat olan ‘Yaşama Sanatına’ hizmet etmesi gerekir.” değerlendirmesine katılan ve bu yazıyı sözün sonuna kadar okumak sabrını gösteren değerli dostlara da bir sorum var: Memleketin rot-balans ayarına, tiyatronun katkıları hakkında neler düşünürsünüz acaba?



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: