Behramoğlu Şiirleri Sahnede

Ataol Behramoğlu’nun şiirlerinden hareketle sahnelenen “Bebeklerin Ulusu Yok” adlı oyun yarın izleyiciyle buluşuyor. Oyun savaşa karşı barışı, ölüme karşı yaşamı, çaresizliğe karşı umudu savunuyor. Oyunun yönetmenliğini Özgürefe Özyeşilpınar üstleniyor.

Ataol Behramoğlu’nun şiirlerinden hareketle sahnelenen “Bebeklerin Ulusu Yok” adlı oyun yarın izleyiciyle buluşuyor. Oyun savaşa karşı barışı, ölüme karşı yaşamı, çaresizliğe karşı umudu savunuyor. Oyunun yönetmenliğini Özgürefe Özyeşilpınar üstleniyor.

– Ataol Behramoğlu’nun şiirlerinden hareketle bir tiyatro oyunu sahnelemek fikri nasıl doğdu?

Ataol Âğabey ile satırlarının ötesinde, ilk kez “Uluslararası Bahar ve Şiir Festivali” açılışında tanıştık. Önceden dizelerine hayranlıkla yaklaştığınız böylesi önemli bir şairle yüz yüze gelip, onun o naif, duygulu, hem âşık hem de isyankâr, başkaldıran yani her şeyiyle insan yanını görünce ‘Biz birlikte bir şeyler yapacağız’ dedi içimde bir ses. Tabii henüz ortada hiçbir şey yok… Daha sonra Ataol Ağabey’in ‘Ne Çok Hain’ adlı kitabının tanıtımında ‘Sanatçılar Yürüyor Platformu’ adına görev alan dört arkadaştan biri olmayı seçtiğim an içimdeki sese dönüp ‘Evet!’ dedim. ‘Buldum!..’ İlk olarak orada şekillendi şiirleri kurgulayarak bir oyun yaratmak fikri diyebilirim. Sonrasında bir dost meclisinde gerçekleşen karşılaşmamızda bu fikrimi biraz da çekinerek Ataol Ağabey ile paylaştım. Ataol Ağabey bu fikrimi çok beğendi ve hemen ertesi gün buluşup konuşma kararı aldık. Buluştuğumuzda da önce benim serüvenimi dinledi, ardından bana kaleminden dökülen devasa bir okyanusu sundu… Günlerce tüm şiirlerini ve derlemelerini okuyup, bambaşka dünyalara yelken açıp bir gün bir sahilde buldum kendimi… ‘Bebeklerin Ulusu Yok’… Bu başlık yankılanıp duruyordu beynimde ve sarılıp telefona ‘Ataol ağabey! Ben bunu yapmak istiyorum.’ dedim. Ve işte şimdi buradayız.

-Onun şiirlerinde sizi ne etkiledi?

Ataol Ağabey’in o kadar incelikli, o kadar derin ve felsefesi olan bir dili var ki… Her satır, her kelime öylesine büyük bir duyarlılık ve düşünülerek kâğıda dökülmüş ki etkilenmemek elde değil. İnsana dair her duygu, her düşünce yer yer sert, yer yer yumuşacık bir dille öylesine güzel işlenmiş ve bir yandan da genel geçer gerçekler üzerinden en saf ve temiz haliyle insana dair her şeyi, olanı ve olmayanı ile öyle güzel ortaya koymuş ki!.. Böylesi bir yaşanmışlığı görüp; yüreğinizin burkulup, burnunuzun direğinin sızlamaması mümkün değil.

-Oyununuz bugünün izleyicisine ne söylüyor?

Oyunumuz savaşa karşı barışı, ölüme karşı yaşamı, çaresizliğe karşı umudu savunan evrensel bir söz söylemektedir. Şairin de dediği gibi “Bebeklerin Ulusu Yok”… Dünyanın en masum, en saf, en temiz varlıklarıdır bebekler, ve İnsanoğlunun yarattığı vahşet ortamının en mağdur kimlikleridir aynı zamanda. Dolayısıyla bize düşen sanatın evrensel diliyle,  yeryüzüne barış hâkim oluncaya dek bu sözü dillendirmek: “Bebeklerin Ulusu Yok”…

Oyunun kurgusuna dair

-Şiirlerin sahnede can bulması sizi hangi aşamalarda zorladı?

– Ataol Behramoğlu’nun şiirlerinden hareketle bir tiyatro oyunu sahnelemek fikri nasıl doğdu?

Ataol Âğabey ile satırlarının ötesinde, ilk kez “Uluslararası Bahar ve Şiir Festivali” açılışında tanıştık. Önceden dizelerine hayranlıkla yaklaştığınız böylesi önemli bir şairle yüz yüze gelip, onun o naif, duygulu, hem âşık hem de isyankâr, başkaldıran yani her şeyiyle insan yanını görünce ‘Biz birlikte bir şeyler yapacağız’ dedi içimde bir ses. Tabii henüz ortada hiçbir şey yok… Daha sonra Ataol Ağabey’in ‘Ne Çok Hain’ adlı kitabının tanıtımında ‘Sanatçılar Yürüyor Platformu’ adına görev alan dört arkadaştan biri olmayı seçtiğim an içimdeki sese dönüp ‘Evet!’ dedim. ‘Buldum!..’ İlk olarak orada şekillendi şiirleri kurgulayarak bir oyun yaratmak fikri diyebilirim. Sonrasında bir dost meclisinde gerçekleşen karşılaşmamızda bu fikrimi biraz da çekinerek Ataol Ağabey ile paylaştım. Ataol Ağabey bu fikrimi çok beğendi ve hemen ertesi gün buluşup konuşma kararı aldık. Buluştuğumuzda da önce benim serüvenimi dinledi, ardından bana kaleminden dökülen devasa bir okyanusu sundu… Günlerce tüm şiirlerini ve derlemelerini okuyup, bambaşka dünyalara yelken açıp bir gün bir sahilde buldum kendimi… ‘Bebeklerin Ulusu Yok’… Bu başlık yankılanıp duruyordu beynimde ve sarılıp telefona ‘Ataol ağabey! Ben bunu yapmak istiyorum.’ dedim. Ve işte şimdi buradayız.

-Onun şiirlerinde sizi ne etkiledi?

Ataol Ağabey’in o kadar incelikli, o kadar derin ve felsefesi olan bir dili var ki… Her satır, her kelime öylesine büyük bir duyarlılık ve düşünülerek kâğıda dökülmüş ki etkilenmemek elde değil. İnsana dair her duygu, her düşünce yer yer sert, yer yer yumuşacık bir dille öylesine güzel işlenmiş ve bir yandan da genel geçer gerçekler üzerinden en saf ve temiz haliyle insana dair her şeyi, olanı ve olmayanı ile öyle güzel ortaya koymuş ki!.. Böylesi bir yaşanmışlığı görüp; yüreğinizin burkulup, burnunuzun direğinin sızlamaması mümkün değil.

-Oyununuz bugünün izleyicisine ne söylüyor?

Oyunumuz savaşa karşı barışı, ölüme karşı yaşamı, çaresizliğe karşı umudu savunan evrensel bir söz söylemektedir. Şairin de dediği gibi “Bebeklerin Ulusu Yok”… Dünyanın en masum, en saf, en temiz varlıklarıdır bebekler, ve İnsanoğlunun yarattığı vahşet ortamının en mağdur kimlikleridir aynı zamanda. Dolayısıyla bize düşen sanatın evrensel diliyle,  yeryüzüne barış hâkim oluncaya dek bu sözü dillendirmek: “Bebeklerin Ulusu Yok”…

Oyunun kurgusuna dair

-Şiirlerin sahnede can bulması sizi hangi aşamalarda zorladı?

En zorlu kısım kurgulama kısmıydı sanırım. Hem evrensel bir dil içerisinde kalıp hem de eleştirel bir yaklaşımda düşündürmeye çalışırken, yapmayı planladığınız işi, bir şiirokuması değil bir oyun matematiği içerisinde kurgulamak oldukça zorlu bir süreçti. Hele bir de elinizde bu kadar büyük bir hazine varken… Öte yandan, açıkça söylemek gerekirse halen daha da zorluyor! Çünkü ele aldığınız düzyazı mantığında yazılmış herhangi bir tiyatro metni değil. Şiir temelli bir oluşum. Dolayısıyla en ufak hatayı kaldırmaz bir hali var. Bir de bu kadar çok bilinen ve sevilen şiirlerin derlemesi olunca zorluk daha da artıyor. Bunun üzerine bir de oyuncu hassasiyeti ile dillendirdiğiniz metnin duygusunu da yüklediğinizde ortaya çok sağlam sado-mazoist bir durum çıkıyor ki sanırım bu işin en güzel yanı da bu oldu.

Oyun tarihleri ve mekanları

14 Ekim 2018 Pazar saat:18.30 Şişli Black Out

21 Ekim 2018 Pazar saat:18.30 Şişli Black Out

24 Ekim 2018 Çarşamba saat:20.30 Kadıköy Akla Kara Tiyatrosu

27 Ekim 2018 Cumartesi saat:20.30 Beşiktaş Akatlar Kültür Merkezi

28 Ekim 2018 Pazar saat:18.30 Şişli Black Out

Cumhuriyet Gazetesi

Yorum


işlemi tamamlayınız: