Köylü, Kadın ve Tiyatrocu

Doğan Ergün’ün Cumhuriyet’te yayınlanan değerlendirmesini paylaşıyoruz

Sinop’un Bektaşağa köyündeki kadın derneği kolları sıvadı, tiyatro oyunu sergiledi. Şimdi amaçları dünyaya açılmak

Uçaktan indiğimde bir bahar havası karşılıyor beni Türkiye’nin en mutlu kenti Sinop ’ta… Ufak bir dinlenmenin ardından son provayı izlemek, varsa yapılacak işe yardımcı olmak ve oyuna kadar kadınlarla sohbet etmek üzere salona gidiyorum. Sağ yanda Eski Garaj ve Diyojen Heykeli, solda stat, önümüzde Akliman tarafı kalacak şekilde yerleştirilmiş salonda hummalı bir çalışma var. Bektaşağa Köyü Kadın Derneği’nden kadınların sergileyeceği Tuncer Cücenoğlu’nun “ Kadın Sığınağı” adlı oyununu izlemek üzere Sinop’tayım.

İçeri girdiğimde yönetmenin “Tempoyu düşürme, o sahnede çok ağır giriyorsun, hızlıca girmen lazım. Orada bir panik havası yaratacaksınız” sözlerini işitiyorum. Oyunculardan biri ise yanıt veriyor: “Hayatta paniği hiç sevmiyorum yönetmen hanım. Bari burada tedirginlik yaratmayalım…” Biraz sonra oyunda geçen bir oyun havasını duyunca hep birlikte oynamaya başlıyorlar.

Önce kimi aksayan yerler prova ediliyor sonra tüm akış alınıyor. Salonda neredeyse hiç çalışamamışlar. Seste sıkıntı var, kulisten giriş çıkış yönleri çalışılıyor. Her türlü sıkıntı el birliğiyle, dayanışmayla çözülüveriyor. Çözülemese de yapacak bir şey yok, gösteri devam etmeli…
Akış alındıktan sonra sahneye atlıyorum ve konuşmaya başlıyoruz. 15 yaşından 75 yaşına kadar kadınlar ve onlara seste, ışıkta, perdede destek olan erkekler… Hepsi heyecanlı, hepsi mutlu, hepsi umutlu…

Star ışığı var

Provada star ışığını fark ettiğim, akşamki oyundan sonra da izleyen 400 kişiden en çok alkışı alanlardan Remziye Gümüş’le konuşuyorum: “Köyde hayvancılık, çiftçilik yapıyoruz. Derneğimizi yedi yıl önce kurduk. Kurslar yapıyoruz, film izliyoruz, dayanışma için çok güzel bir ortam oluştu. Dernek için başlarda “yapamazsınız” diyenler oldu ama şimdi destekliyorlar” diye başlıyor söze. Daha önce tiyatroya gittin mi diye soruyorum: “Ben köyde büyüdüm, nerede tiyatro göreceğim… Televizyonumuz bile yoktu. Ama demek ki insanın içinde bir hayal olarak varmış” diye gülerek yanıtlıyor. “Sahnede heyecanlanıyor musun?” diye soruyorum. İç geçirerek “ Tiyatro insanın kendi yaşadığı gerçeği ortaya koyuyor. Çok güzel bir duygu… İzmirli, aldatılmış bir kadını oynuyorum. Hayatımdan çok bölümler de gördüm oyunda…” diyor.

Rölümü sevmedim…

Bu kez söz, oyunun biyolojik olarak en yaşlı ama performansıyla en genç isimlerinden biri olan Melahat Kandemir’de (75). Melahat Hanım emekli öğretmen. “5 aydır çalışıyoruz. Yaz tatilinde ara verdik” diye anlatıyor. “Daha önce hiç tiyatro deneyimim olmadı” diyor.

Yine bir emekli öğretmen, aynı zamanda şair ve yazar olan Şirin Karakaş Özbilen’le görüşüyorum. Bektaşağa köyünde 1965-1966 yıllarında görev yapmış: “Bektaşağa, benim öğretmen okulu son sınıfta staj yaptığım köydü. Kadın erkek eşitliğine ilk kez bu köyde tanık olmuştum. O dönem bir etkinlik hazırlanmıştı kadınlı erkekli. Çok güzel Çerkes oyunları vardı. Hayran kalmıştım.” Bir “töre cinayeti”nde kızını kurban eden bir anne rolü düşmüş ona. “Rolümü hiç sevmedim, katil anne rolü ama rolün iyisi kötüsü olmaz” diyor

Yazının devamı için tıklayın:

Cumhuriyet

Yorum


işlemi tamamlayınız: