Yaşasın Tiyatro Büyüsü

[Zeynep Oral’ın 22. İstanbul Tiyatro Festivali’nden izlenimlerini yazdığı, Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan yazısını paylaşıyoruz.]

İyi ki sanat var. İyi ki Tiyatro var… İyi ki İstanbul Tiyatro Festivali var… Günlerdir böyle sayıklıyorum kendi kendime. Festivalde şimdilik 3 oyun izledim… Oyun Atölyesi’nden “Kral Lear”; Yunanistan’dan “Amor”; Rusya’dan “Hamlet / Kolaj”. Üçünden de aynı duygularla çıktım. İyi ki tiyatro var, beni yeryüzünün pisliğinden, alçaklığından, hoyratlığından ve baskıdan uzaklaştırıyor. İyi ki var, düşünmemi, gülümsememi, tartışmamı, sorgulamamı sağlıyor. İyi ki var, aldatılmamı, inekleşmemi önlüyor…

Hamlet ve adalet duygusu

“Hamlet / Kolaj” bir mucizeydi. Tiyatro performans tarihine şimdiden altın harflerle kazılmış bir mucize…

Dikkat: Bu Shakespeare’in “Hamlet”i değil. Bu, Shakespeare’in ölümsüz eserine dayanarak, bir tiyatro büyücüsünün Kanadalı usta Robert Lepage’ın uyarladığı ve sahnelediği “Hamlet/ Kolaj”… Adı üstünde “kolaj”. Kesmiş, biçmiş iki buçuk saate indirgeyip, Hamlet’in bilincine, Hamlet’in adalet duygusuna odaklanmış. Başka bir deyişle: Bir oyuncunun Hamlet’e ve çevresindekilere bakışı…

O oyuncu Rusların ünlü aktörü Evgeny Miranov’du. Tek başına, bir yardımcıyla, hem Hamlet rolünü oynuyor, hem de

11 başka karakteri… Canlandırmıyor, “oynuyor”!

Sahnede asılı duran bir yanı açık dev bir küpün içine /üstüne/yanlarına yansıyan video görüntüleriyle saray, yatak odası, akıl hastanesi, kırlar, göller, istihbarat merkezine dönüşen sahne tasarımı (Carl Fillion), çağrışım bombardımanına çok açık: Stalin’in Gulag adalarından, uzay yoluna…

İnsanı ağlatacak denli etkileyici sahneler vardı: Evrende boş bir ceviz kabuğu gibi yuvarlanan dünyamızda Hamlet’lerin yalnızlığını hissettiren sahneler… Yıldızlarla donalı dev sahnede, dönüp duran yerkürenin (o küpün) tepesinde minicik kalan Hamlet’in sözleri içimi hiç bu kadar acıtmamıştı…

“Kim dayanabilir, zamanın kırbacına / Zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine / Sevgisinin kepaze edilmesine… / Kanunların bu kadar yavaş / Yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine / Kötülere kul olmasına iyi insanın…”

Ofelia’nın suda boğulması; Polonius’un “Emniyet Müdürlüğü”; Kraliçe Gertrude’un “Star” tavırları; Leartes’le (gölgesiyle) düello…

Çok akıllıca bir kolaj, üstün teknik, ustalıklı uygulama… Bir an olsun aksamayan büyülü bir şölen… Soluk almadan izledim. 2 gece de Zorlu’nun Büyük Salonu tıklım tıklımdı. Oyun bitiminde dakikalarca ayakta alkışlandı. Selama siyahlar içinde 15-20 kişi çıkınca anladık ki o mükemmel tekniğin gerisinde müthiş bir insan gücü vardı.

‘Amor’ ya da ‘Aşkınız Kaça’

İstanbul izleyicisi usta tiyatro insanı Terzopoulos’un yabancısı değil. Festivalin müdavimlerinden. Onunki bu kez çılgın bir işti.

Bir yanda aşağıdan ve yukarıdan uzanan, içine kadın oyuncunun yerleştirildiği dev boruyu saymazsak bomboş bir sahne… O boşlukta, boruya / kadına bakan bir erkek oyuncu.

Kadın (Aglaia Pappa), Erkek (muhteşem Antonis Myriagkos). İkisi yüz yüze. Hep erkek konuşuyor. Sadece sayılar söylüyor. Yüzler, binler, milyonlar. Arada “dolar, Avro”… Arada “indi, çıktı, yok mu yükselten, satıyorum satttım” sözcükleri. Kadından tek replik “indir, çıkar”… “Dudaklarımı da sat, bacaklarımı da… vb.”

Anladınız: Bir mezat, açık artırma… Ve tam 55 dakika erkek hesap kitap yaparak, borsa dalgalanmalarını yansıtarak, küresel krizi izleyerek, sık sık çıldırarak, şehvetle satış yapıyor. Oyuncu sesini ve bedenini adeta bir müzik aleti gibi kullanıyordu! Duyguları, anıları, beden parçalarını satarken, oyuncu resmen sayıları oynadı!

Terzopulos’un dehası, iki oyuncunun yorumları izleyiciyi şaşkına çevirdi. Bence acayip politik bir oyundu! Yönetmenin bir sonraki “Alarme” oyunu 28-29-30 Kasım’da. O daha da çılgınmış! Kaçmaz!)

Güncel ‘Kral Lear’

Önce şunu vurgulamalıyım: Oyun Atölyesi’nin sunduğu “Kral Lear”, Haluk Bilginer’in çevirisiyle (ve de kimi uyarlamalarıyla) çok dinamik ve belki de ülke koşulları nedeniyle sık sık güncel durumları çağrıştıran bir oyun olmuş. Muharrem Özcan’ın sahneye koyuşu bu dinamizmi, daha da körüklüyor. Sonuç olarak genç, taze, hızla ilerleyen, dramı hafif, eleştirisi ağır bir “Kral Lear” çıkmış ortaya. (Bugüne dek izlediğim onlarca Kral Lear arasında, herhalde bu en çok gülümsediğimdi.)

Tüm oyunun iktidar güç ilişkine odaklanması; iktidar mağdur ilişkisini ön plana çıkarması, oyunun hızı ve Haluk Bilginer’in Lear yorumu insanı avucunun içine alıyor. Ancak “keşke savaş/düello sahneleri farklı ele alınsa” demekten kendimi alamadım.

İyi ki tiyatro var! İktidar vahşetinden paçayı sıyıranlar, tutuklanmayanlar, gözaltına alınmayanlar, bol bol tiyatroya gidin!

cumhuriyet

Yorum


işlemi tamamlayınız: