Sanatta Hak İhlalleri – Kasım 2018

Mimesis Haber/ Sanat Meclisi’nin hazırladığı Kasım 2018 Sanatta Hak İhlalleri Raporu’nu okuyucularımızla paylaşıyoruz:

Kasım ayında sanat alanında yaşanan hak ihlallerine baktığımızda tarihi eserlere restorasyon adı altında yapılan müdahalelerin acı sonuçlarını görüyoruz. Başka bir ayıplı sonuç ise sanat insanlarına yargılama ve sansür. İşte Kasım ayında sanat alanının başına gelenler:

  • Erken Bizans döneminde inşa edilmiş kilise yapısı olan ve bir dönem Ortodoks mensuplarının hacı olmak için geldiği, ancak cami olarak kullanılmaya başlanmasıyla bu özelliğini kaybeden Ayasofya Orhan Camii’nde sürdürülen restorasyon çalışmaları kapsamında girişe cam kapı, pencerelere de buzlu cam takıldı.787 yılında, Hıristiyanlıkla ilgili önemli kararların alındığı Ayasofya Kilisesi, 1065 yılındaki büyük deprem sırasında harap olan yapı, neredeyse baştan inşa edildi. 1331 yılında Orhan Gazi döneminde İznik’in fethinden sonra minare ve mihrap eklenerek camiye dönüştürüldü, Kanuni Sultan Süleyman döneminde ise Mimar Sinan tarafından yenilendi. Daha sonra müze olanve 2007 yılında restorasyon kapsamına alınan tarihi yapı, 6 Kasım 2011 tarihinde Kurban Bayramı’nın birinci günü minaresinden sabah ezanı okunup bayram namazı kılınmasıyla tekrar camiye dönüştürüldü.

  • Bursa’da, 1905 yılında kesme taş malzeme kullanılarak inşa edilen 33 metre yüksekliğindeki 6 katlı tarihi Tophane Saat Kulesinde, son yapılan restorasyon kapsamında PVC kaplama kullanıldı. Sultan Abdülaziz döneminde 1876 yılında yaptırılan Tophane Saat Kulesi, 1900’lü yıllarda yıkılmış, 1905 yılında kesme taştan tekrar inşa edilmişti. Ahşap merdivenle çıkılan kulenin her katının cephesinde, dikdörtgen bir pencere yer alıyor. Bursa Büyükşehir Belediyesi’nce yangın gözetleme kulesi olarak da kullanılan tarihi kulede son yapılan restorasyonla ilgili olarak konuşan Mimarlar Odası Bursa Şube Başkanı Ömer Faruk Şahin, “Bizlerin ricası bu tarz değerlerin korunması. Bu bölge aynı zamanda Arkeopark bölgesi. Burası yan tarafta bulunan Bitinya galerileriyle ciddi şekilde yerli ve yabancı turistlerin uğrak yeri olmasıyla birlikte, Heykel ve Ulucami’ye bağlandığımız bir bölge. O yüzden kurumların süreçleri hızlandırmalarını rica ediyoruz” dedi.

 

  • Barış İçin Akademisyenlerin “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisini imzaladıkları için “Terör örgütü propagandası” ile suçlamasıyla yargılanan akademisyenlerin duruşmaları Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde devam etti. Akademisyen ve Evrensel Yazarı Esra Arsan’ın savunmasının ardından avukatı Fikret İlkiz, mahkemeye gelen belgelerle ilgili bir sonraki celsede beyanda bulunmak için süre istedi, reddedildi. Savcı, Terörle Mücadele Kanunu (TMK) 7/2 maddesine göre cezalandırılma istedi. Arsan ve avukatı esasa karşı savunmalarını sunmak için süre istedi. Heyet süre talebini kabul ederek duruşmayı 9 Ocak 2019’a bıraktı. Duruşmaya katılamayan veya savunma için süre isteyen akademisyenlerin duruşmaları ertelendi. Canan Erten 5 Kasım; Bülent Tanju 8 Kasım; Begüm Başdaş 6 Mart; Yasin Barış Göğüş, Saadet Sorgunlu, Ayşe Aslı Berkman, Kumru Çılgın ve Dilek Çankaya 10 Ocak; Akın Tek ve Özgecan Korkmaz ise 20 Kasım tarihinde yeniden hakim karşısına çıkacaklar. Yargılandıkları kanun maddesi şöyle diyor: “Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Ayrıca, basın ve yayın organlarının suçun işlenmesine iştirak etmemiş olan yayın sorumluları hakkında da bin günden beş bin güne kadar adli para cezasına hükmolunur”.

  • Portekiz’in başkenti Lizbon’da gerçekleşen DocLisboa’18 Uluslararası Belgesel Film Festivalinde ödüller 27 Ekim gecesi sahiplerini buldu. Festivale bu senenin sansür teşebbüsü damga vurdu. Yılmaz Güney ve Şerif Gören imzalı “Yol”un festival kitapçığında yer alan bazı ifadeler üzerine Türkiye Lizbon Büyükelçiliği,  komiteden ilgili ifadelerin çıkartılmasını istedi. Avrupa’nın önemli belgesel film festivallerinden biri olan DocLisboa, bu yıl odak coğrafyasını Fırat nehri olarak belirledi ve “Fırat’ta yolculuk:Dünyanın Zamanına Seyahat”  bölümünde Türkiye, Ermenistan, Suriye ve Irak yapımlarından oluşan bir seçki sunuldu. DocLisboa eş-direktörü Davide Oberto tarafından yapılan açıklama şöyleydi: “Festivalin eş-direktörü Cintia Gil ile iletişime geçen büyükelçilik yetkilileri, festival kataloğunda bulunan bazı ifadelerden yakınarak bunların kaldırılmasını talep etti. Yol filminin tanıtım metninde askeri diktaya ve Kürt halkının yok edilmesine karşı mücadele eden mahpusların hikâyesi’ifadesi yer alıyor. Bunun dışında Armenia, Cradle of Humanity filminin özetinde ise soykırım ifadesi yer alıyor. Bunlardan rahatsızlık duydular. Bizse hiçbir değişikliğe gitmedik. Biz bu festivalin tartışma, konuşma ve yüzleşme alanı olduğuna inanıyoruz. Sansür yeri değil”.

  • İmar Barışadı verilen ve doğaya karşı savaş olarak hayata geçen uygulama, 60 milyon yılda oluşan ve birinci derece arkeolojik ve doğal sit alanı olan, ayrıca UNESCO Dünya Mirası Listesinde yer alan Kapadokya’da kaçak yapılaşmayı hızlandırdı. Butik otel, kafe, villa ve ahır yapılarak yok edilen tarih görüntüleri karşısında ziyaretçiler, “İmar affıyla tarihi mağaralar ve vadilerde yapılan inşaat, büyütme tadilatı, iş makinelerinin sesleri, tarihin çığlıkları gibi kulaklarımızı tırmalıyor. Açıkçası Kapadokya imar affına kurban ediliyor!”.

  • Hak-İş Konfederasyonu’nun 39. kuruluş yıl dönümünde yapılan 3. Hak-İş Kısa Film Yarışması Ödül töreninde “Fıtrat” isimli filmiyle birincilik ödülü alan yönetmen Suat Eroğlu’ya tören çıkışında yumruk atan Hak-İş yöneticisi Nizamettin Yurul, yaralama ve hakaret suçlarından para cezasına mahkûm edildi. Suat Eroğlu, törende yaptığı konuşmada hükümete tepki göstererek ödülü Soma’da ölen maden işçilerine adamıştı. 2014 yılında, dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu ve birçok bakanın katıldığı törende ödül konuşmasını yapan Eroğlu, yine dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın tahammül edemeyerek filmin erken bitmesini istemesini eleştirmiş ve “Biz sizi 2 saattir bekliyoruz. Keşke siz de 12 dakika boyunca filmimizin tamamını izleseydiniz” demişti. Eroğlu, filmini Soma’da yaşamını yitiren 301 maden emekçisi adına aldığını söyleyerek, “Geceleri aç yatılmayan, gündüzleri sömürülmeyen bir dünyayı ancak işçi sınıfı kuracaktır. İşçi sınıfına teşekkür ediyorum” diye bitirmişti. Fakat yönetmen Eroğlu ve film ekibi sahneden indikten sonra röportaj verirken saldırıya uğramış, Hak-İş Yöneticisi Nizamettin Yurul tarafından sarf edilen “Biz sizin gibi Taksim’deki o. çocuklarını iyi biliriz” şeklindeki hakaretlerine maruz kalıp yumruklu saldırısına uğramıştı.O gece yaşananlara ilişkin ifade veren Eroğlu da 10 dakika süren filminin izlenmesine itiraz eden Arınç’ın sahneye çıkarak, bunların eski Türkiye’de kaldığını, kendisini uyarıp filmdeki sahnelerin başına iş açabileceğini söylediğini aktardı. Arınç’ın “Böyle bir organizasyon üç ödülü birden verdi, Allah razı olsun demen gerekir” dediğini belirten Eroğlu, “Bunun üzerine salondan alkışlar, yuhalamalar ve çeşitli küfürler duymaya başladım, ben bu sırada salondan dışarı çıkmaya çalıştım. O sırada içeriden daha önceden kendisini hiç tanımadığım Nizamettin Yurul isimli şahıs arkamdan gelerek sinkaflı sözler söyleyip bana yumruk attı” dedi. Yurul, yönetmen Eroğlu’ya vuracak bir mesafede olmadığını savunarak tüm suçlamaları reddetti. Mahkeme kararında kesin hükümle Yurul’u yaralama ve hakaret suçlarından toplam 3 bin 740 TL para cezasına mahkûm etti.

  • 11 Kasım 2018’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu’nda kabul edilen bir kanun teklifi, sansür konusunu akla getirdi: “TV’de yayımlanan programlarda, filmlerde, dizilerde, müzik kliplerinde, reklam ve tanıtım filmlerinde, sinema ve tiyatrolarda gösterilen eserlerde, internet, topluma açık olan sosyal medya ve benzeri ortamlarda tütün ürünleri kullanılamayacak, görüntülerine yer verilemeyecek. Sağlık, eğitim ve öğretim, kültür ve spor hizmeti verilen yerlerde ve üniversite yerleşkelerinde tütün ürünlerinin satışı yapılamayacak.” Sözü geçen kanun maddesinde yer alan “sinema ve tiyatro eserlerinde” ibaresiyle, “internet, topluma açık olan sosyal medya ve benzeri ortamlar” ibareleri birçoklarına göre açıkça bir sansürü işaret ediyor. SİYAD Yönetim Kurulu üyelerinden Kaya Özkaracalar, sosyal medya üzerinden yaptığı itirazda şunları vurguladı: “Sağlık tasarısının sakıncalı bir diğer yönü, sinemada gösterilen filmlerde sigaralı sahnelerin makaslanması veya tv’deki gibi absürd biçimde buzlanmasına yol açacak sansür maddesi; oysa sinemada zaten yaş sınırlaması mevzuatı var”. Bir başka SİYAD üyesi Burak Göral ise “Bakın bunun adı sansürdür. Gençleri çocukları korumak filan böyle olmaz! Yarın öbür gün bu yasağın çapı genişler… Sansür böyledir bir kere başladı mı virüs gibi büyür ve etkisi giderek artar!” diyerek yaş sınırlamasına dikkat çekti: “Çocukları gerçekten korumak istiyorlarsa, yaş sınırlamasının salonlarda daha sıkı denetlesinler ve anne-babaları daha çok bilinçlendirsinler”.
  • Oyuncu Celile Toyon, “devlet sanata bence bakıyor da görmüyor” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü “Örneğin bizim dünyada bir iki liderimizden başka kimi söyleyebiliriz ki dünya çapında yüzümüzü ağartmış olan… Ama tiyatroya, sinemaya, müziğe bugün bakıyoruz dünya çapında müzisyenimiz, oyuncumuz, tiyatrocumuz hepsi var. Niye politikada yok? Biraz kendilerine dönüp özeleştiri yapsınlar. Hangi alanın önünü açarlar da dünyada saygın, sözü edilen bir devlet, millet olalım. Ben Fransa’ya da gittim ve yurt dışında hiç sevmiyorlar bizi. Bunun nedeni herhalde ben değilim, siz değilsiniz… Niye sevmiyorlar, neden böyle bir izlenim bıraktık bir oturup bakmak gerek. Devlet, evet bakıyor ve görmüyor! Tiyatroya ihanet edildi çünkü tiyatro hep ertelendi. Ekonomik koşullar nedeniyle oyuncular değişebilmek, soluk alabilmek haklı olarak yaşamlarını daha iyi koşulda sürdürebilmek için dizileri tercih eder oldu. Maalesef iki taraf da haklı, çünkü bir insan yaşamını belli bir kalitede sürdürmek istiyor ve tiyatro bunu veremiyor. Eski günlerde tiyatro 12 ay maaş ödeyen, haftada bir gün tatil yapan bir iş koluydu. İnsanın karnını doyurmayan bir meslek olabilir mi? Şimdi o hale geldi”.

 

  • Daha önce hakkında “uyuşturucu ve uyarıcı maddeye özendirme” suçundan dava açılıp beraat eden Ezhel hakkında aynı suçlama ile açılan ikinci davanın birinci duruşması yapıldı. Müzik dünyasında Ezhel olarak bilinen Sercan İpekçioğlu savunmasında, “Ürettiklerim sanat eserleridir, suçlamayı kabul etmiyorum” dedi.  Avukat Fuat Ekin ise, “Yargılamanın konusu sanat eserleridir, şarkılardır. Bir sanat eseri ya da birisinin sanatçı olması onu suça karşı korumaz. Burada bu sanat eserlerinin itham olunan suçun unsurlarını taşımak gibi bir iddiası yoktur. Kanaatimizce suç oluşmamıştır, sayın mahkemenizce beraate hükmedileceği inancındayız” diye konuştu. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, Ezhel rumuzunu kullanan şüpheli Sercan İpekçioğlu’nun internet üzerinden yayınlanan şarkılarında uyuşturucuya özendirdiği belirtiliyor. Şüphelinin evinde yapılan aramada herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığı bilgisine yer verilen iddianamede, şüphelinin kan örneğinde ise esrar etkin maddesi olan THC metaboliti bulunduğu belirtildi. İddianamede, “Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanımını özendirme” suçundan 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası talep ediliyor.

  • Ressam Ali Zülfikar’ın, Almanya’nın Linz kentinde katıldığı sergide yer alan “Erdoğan” tablosu Türkiye Konsolosluğu’nun baskısıyla sansürlendi. KLIO Sanat Derneği Başkanı Dr. DeniseSteger tarafından gönderilen mektupta, “Yapıtınızın Türkiye medyasında yer almasından sonra, Türkiye Başkonsolosluğu, Belediye Başkanımız Dr. Hans Georg Faust’u arayarak şikâyette bulundu ve eserin sergilenmemesini istedi. Bu sergi Linz şehrinin bir etkinliği olduğundan maalesef bu konuda hiçbir şey yapamıyorum. Ne yazık ki Belediye Başkanı serginin güvenliği ve olası davalar nedeniyle endişe taşıyor” diye yazdığını belirtti. Mektubu aldıktan sonra Linz’e giderek Belediye Başkanı Faust’la görüştüğünü belirten Zülfikar, tabloyu “Linz belediyesi tarafından sansürlenmiştir” yazısıyla, ters çevirerek sergilemeye karar verdiğini duyurdu. Ressam Zülfikar, “Bu olay karşısında Linz Belediye Başkanı sayın Dr. Hans Georg Faust‘ın asıl görevi bizleri korumak olması gerekirken, bu görevinden uzaklaştığı fark ettim. Sergide de bu görevini kendisine hatırlattım, sonuçta hatasından geri döndü. Dolayısıyla, sanat insanlarının cesaretini ve çalışma alanlarını kırmaya yönelik bu adım geri tepti. Erdoğan hükümetinin yapmış olduğu baskı da böylece boşa çıktı” diye konuştu.

  • Müzisyen Apolas Lermi, Trabzon Uzungöl’deki doğa talanına dair yaptığı “Uzungöl Şerah” adlı şarkı nedeniyle Uzungöl’deki kimi işletme sahipleri tarafından tehdit ediliyor. Sanat insanları Lermi’ye yapılan tehdide karşı bir çağrı yayınladılar ve “Derelerimiz, vadilerimiz, yaylalarımız ülkemizin birçok yerinde talan ve yağma ile karşı karşıyadır. Uzungöl, genel olarak da Karadeniz, bu yağma ve talanın en fütursuzca yaşandığı bölgelerimizin başında gelmektedir. Bu coğrafya kültürünü, yaşam şeklini doğasından almaktadır. Doğanın talanı kültürlerin de yok olması demektir. Karadeniz müziği de doğasından beslenir. Derelerin hırçınlığı, yaylaların huzuru müziğe yansır, çiçeklerin saflığı, bulutların güzelliği sevdalı sözler yaratır. Doğa bütün bu güzellikleri ile müzisyeni besler. Yağmalanmış yaylaların, önüne set çekilmiş derelerin sevdalı türküleri olmaz.Doğanın bize ihtiyacı yoktur, ama biz doğaya muhtacız. Karadeniz’in doğasına yönelik artan yağma ve talana karşı çıkmak, insan olmanın, sanatçı olmanın, vicdanlı, onurlu birer yurttaş olmanın gereğidir. Bunun bilincinde olan biz Karadenizli Kültür Sanat ve Çevre İnsanları olarak Apolas Lermi’nin doğanın talanına dair kaygılarını paylaşıyor, tehdit ve hakaretlere karşı yanında olduğumuzu bildiriyoruz” Açıklamada imzası bulunan isimler şöyle: Ayşenur Kolivar, Altan Civelek, Adnan Genç, Aydoğan Topal, Bayar Şahin, Burcu Yeşilbaş, Birkan Yüksel, Cemil Aksu, Emin Şir, Efe Akçelik, Erkut Küçükşahin, Engin Orta, Erdal Bayrakoğlu, Evrim Kepenek, Gökhan Birben, Hikmet Akçiçek, İbrahim Karaca, İsmail Hakkı Demircioğlu, Kenan Yaşar, Korhan Yıldız, Mahir Özkan, Mehmet Gümüş, Mecit Çeliktaş, MELUSES, Mustafa Gökay Ferah, M.Ali Barış Beşli, Özcan Alper, Onurcan Çelik, Onur Şentürk, Osman Bekaroğlu, Sami Özçelik, Sezai Sarıoğlu, Şenol Morgül, Sinan Akçal, Tanju Topal, YaseminGöksu, Yaşar Kurt, Yusuf Aydın. Ankara Hopa Kültür Dayanışma Derneği, Artvin STK ve Platformları, Arhavi Doğa Koruma Platformu, Fırtına İnisiyatifi, HADİ̇G – Hemşin Kültürünü Araştırma ve Yaşatma Derneği, İSARF – İstanbul Artvin Dernekleri Federasyonu, Karadeniz İsyandadır Platformu, Şavşat Dernekleri Federasyonu, Yeşil Artvin Derneği.

  • Hozan Cane olarak tanınan Türkiye asıllı Alman şarkıcı Saide İnaç,  HDP’nin seçim çalışması geldiği Edirne’de polis uygulama noktasında gözaltına alınmış, çıkarıldığı mahkemece “silahlı terör örgütü üyesi olmak” suçundan  tutuklanmıştı. Edirne 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan duruşmaya tutuklu sanık  İnaç, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) üzerinden katıldı ve yasa dışı örgüt üyesi veya sempatizanı olmadığını belirterek beraatını talep etti. Sosyal medya üzerinden kendisi hakkında yazılan yazılarla bir  alakasının olmadığını öne süren İnaç, terör örgütüyle ilgili fotoğraf ve video  paylaşımını da kimin yaptığını bilmediğini savundu. Mahkeme heyeti, İnaç’a “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 6  yıl 3 ay hapis cezası verdi.

  • Beyoğlu’ndaki evinde üç yıl önce ölü olarak bulunan müzisyen Değer Deniz’in tecavüz edilerek öldürülmesi davası, Yargıtay’ın kararı usul yönünden bozmasının ardından yeniden görüldü. Mahkeme Başkanı, 16 Mayıs 2018 tarihli Yargıtay 1.Ceza Dairesi’nin bozma kararını okudu, C.M’nin avukatı ise Yargıtay’ın bozma ilamına uyulmasını talep etti. Mahkeme heyetince, C.M, yaşının olay tarihinde küçük olması da indirim sebebi sayılarak “cinsel saldırı” suçundan 12, “nitelikli yağma” suçundan 9 ve “suçlarını gizleyip delilleri ortadan kaldırmak amacıyla maktüleyi öldürmek” suçundan da 24 olmak üzere toplam 45 yıl hapis cezasına çarptırıldı. C.M’nin tutukluluk halinin devamına da karar verildi.

  • Gazeteci Hüsnü Mahalli,  “Cumhurbaşkanı’na alenen hakaret etmek” suçu gerekçesiyle 2 yıl 5 ay 5 gün hapis cezasına çarptırıldı, “kamu görevlilerine hakaret” suçundan aldığı 1 yıl 8 ay 15 günlük hapis cezası hükmünün açıklanması ise geri bırakıldı. Hüsnü Mahalli gazete yazısında sitem dolu ifadeler kullandı. Mahalli, “O gün bu yazının okunma, tıklanma, paylaşılma ve beğenilme rekoru kıracağını umuyordum. Dayanışma ve destek için… Ama yanılmışım. Yanılmam bununla da kalmadı, başta CHP olmak üzere muhalefet yaptığını sanan hiç bir politikacı aramadı” dedi. Bu sitemini dile getiren Mahalli, “Korkmak kötü bir şey” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

  • Heykeltıraş Zeliha Kılıçoğlu ve Mirza Erdem tarafından yapılan ve “Türkiye’de İlkler” temalı sergide sergilen, Türkiye’nin ilk balerini Meriç Sümen heykeline saldırıda bulunuldu. Görgü tanıkları olayı şöyle anlattı: “2 kadın, 4 erkekten oluşan bir grup, heykelin bulunduğu yere geldi, içlerinde alkollü olan bir erkek pantolonunu indirerek sokakta sergilenen heykele tecavüz etmeye çalıştı. Çevredeki esnaflardan birinin müdahalesi sonucu grup kaçtı. Daha sonra tekrar gelerek heykeli devirip kırdılar”. Konuya ilişkin açıklama yapan Babil Kültür Sanat ve Bilim Derneği Başkanı İnci Şenel, herhangi bir güvenlik kamerasının olayı kaydetmediğini ve suçluları tespit edemediklerini ve şikayetçi olamadıklarını anlatarak “Çok üzücü bir olay. Ahlaki değerlerin bu kadar yerle bir olduğunu bir kez daha görmek beni çok şaşırttı. Sözün bittiği yerdeyiz” diye konuştu.

  • 2016’da Nusaybin’de yaşanan sokağa çıkma yasakları sırasında yaralı olarak gözaltına alınıp tutuklanan müzisyen Erkan Benli, vücudundaki şarapnel parçalarının çıkarılması için olması gereken ameliyat, cezaevi yönetimi tarafından 2 yıldır engelleniyor.

  • “Fotoğraf”, “Bahoz” ve “Zer” filmleriyle tanınan yönetmen Kazım Öz, Tunceli’den Elazığ’a gitmek üzere Pertek feribot iskelesindeyken jandarma tarafından gözaltına alındı. Gözaltına alındığını sosyal medya hesabından duyuran Kazım Öz, “Hakkımda arama kararı var diye Pertek çıkışında gözaltına alınıyorum” dedi. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada, Öz hakkında “terör örgütü üyeliği ve terör propagandası yaptığı” iddiasıyla yakalama kararı çıkarıldığı öğrenildi. İfadesi alınmak üzere Pertek İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne ve oradan da Diyarbakır’a götürülen yönetmen Öz, sanat çevrelerinden yükselen tepkiler üzerine adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

  • Özel bir okulda yaratıcı drama ve tiyatro eğitimi veren sanat yönetmeni, yazar Kemal Oruç 16 Kasım’da “657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125-E/I maddesi gereğince” 11 yıldır çalıştığı okulundan kovuldu. Bundan sonra okullarda eğitim veremeyecek olan Oruç, “Ankara’dan 2 tane müfettiş geldi, 3 buçuk saatlik bir soruşturmadan geçtim. Sosyal medya paylaşımlarıma yönelik sorular sordular. Çoğu Cumhuriyet gazetesi haber metniydi. Önce, devlet büyüklerimize hakaret edip etmediğimi sordular. Benim söylediğim hiçbir şeyi bana sormadılar” diye konuştu. “Cumhuriyet gazetesi yazarı mısınız” sorusuna “Değilim, ama olmak suç mu” diye cevap verdiğini dile getiren Oruç, müfettişlerin daha sonra “Asıl soruya gelelim, İtalyan ajanı mısınız” dediklerini belirtti. “Hıristiyanlık misyonerliği yapıyor musunuz” sorusuyla da karşılaştığını bildiren Oruç, bu soruya “Hayır, ben zaten ateistim” dediğini, ancak müfettişlerin bunu yazmayarak “Hayır, yapmıyorum” diye not aldıklarını ifade etti.Oruç, İtalyanca eğitim veren okuluna yönelik de “İtalyan ajanlığı” ve “misyonerlik” sorularının tekrar edildiğini söylerken, hepsini reddettiğini dile getirdi. Soruşturmanın sonunda dosyaya baktığını belirten Oruç, adının altında “Tanık” kelimesini gördüğünü vurguladı. Bunun üzerine “Beni kime karşı kullanıyorsunuz” sorusunu sorduğunu söyleyen Oruç, “Orasını karıştırma” yanıtını aldığını belirtti. Ardından Oruç’un, nisan ayında “terör örgütleri propagandası” yaptığı gerekçesiyle yazılı savunması istenmiş. “Tek cümleyle, neye dayandırdıklarını falan yazmamışlar” diyen sanat eğitmeni, “Yazılı savunmamda hakkımdaki suçlamayı kabul etmediğimi, sosyal medya hesaplarımda ve gerçek hayatta herhangi bir terör örgütünün propagandasını hiçbir şekilde yapmadığımı, yaptığım sosyal medya paylaşımlarının tamamen yasal paylaşımlar olduğunu ve ifade özgürlüğü kapsamında kaldığını belirttim” diye konuştu. 15 Kasım’daki “Acil ve Günlüdür” şeklindeki yazının ardından 16 Kasım’da işine son verildiğini dile getiren Oruç, ayrıca hafta sonu da eğitim çalışması yapılmasının engellendiğini söyledi. Tiyatrocu, prova yaptıkları bir sahnenin de artık kendileriyle çalışmak istemediğini belirterek, “alanlarımızı daraltıyorlar” diye konuştu. Oruç, “Bir sanatçı olarak bundan sonra kamuoyuyla hareket ediyorum. Hukuki yolları da avukatlar deneyecek. Ben zaten oyunlar sahneliyorum, tiyatrom var. Onun dışında her türlü eğitim vermemi engellediler. Ben mücadelemi sürdüreceğim. Karanlıktan aydınlığa geçişte çalışmaya çalışan bir emekçiyim, sanatçıyım. Beni sevmesinler, ben de onları sevmek zorunda değilim” dedi.
  • Anadolu’daki inanışlar üzerine yapımcı ve yönetmen olarak belgesel ve arşiv çalışmaları yürüten Ayşe Acar Çapoğlu, son belgesel projesi ‘Gelin Tanış Olalım’ adını 2014’te marka olarak tescil ettirdi. Çapoğlu, Semih Çelenk’in yazıp yönettiği ve Fırat Tanış’ın oynadığı tek kişilik ‘Fırat Tanış ile Gelin Tanış Olalım’ adlı tiyatro oyununun markasına tecavüz ettiğini ileri sürerek İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesine dava açtı. Çapoğlu, oyunun durdurulmasını, markasına tecavüzün önlenmesini, oyuncu Fırat Tanış ile yönetmen Semih Çelek’in 11 bin TL tazminat ödemesini istedi. Yönetmen Semih Çelenk de Yunus Emre’nin evrensel sözleri ‘Gelin Tanış Olalım’ın kimsenin uhdesine verilemeyeceğini, bir belgesel ile bir tiyatro oyunun rekabet etmesinin mümkün olmadığını savundu. Çelenk, markanın hükümsüz kılınması için karşı dava açtı. Mahkeme, Ayşe Acar Çapoğlu’nun açtığı davayı reddederek, markanın hükümsüzlüğüne karar verdi. Kararında Türk Patent Enstitüsü’nü marka tescillerinde dikkatli olması yönünde uyaran İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi Hâkimi Şule Binnaz Aydın,yüzyıllardır topluma mal olmuş ibarelerin kimsenin tekeline verilemeyeceğine, bir çok ülkede yasal düzenlemelerle geleneksel kültür eserlerinin ‘Halk Kültürel Mülkü’ kabul edildiğine vurgu yaptı ve kararında şunları ifade etti: “Âşık Veysel, Yunus Emre gibi dev ozanların meydana getirdiği, uygarlığımızın temelini oluşturan geleneksel kültür eserlerinin marka olarak tescil edilmesi ve bu kullanımın bir kişinin tekeline bırakılması, evrensel sanatın ve toplumun gelişmesi yönündeki en büyük engeldir. Toplumsal kültüre mal olmuş eserlerin zaman içinde sürdürmekte oldukları yolculuklar, değişim ve gelişimler engellenmemeli, yasakçı zihniyetlerle getirilecek katı sınırlamalardan sakınmalı ve mülkiyet hakkı tanıyan marka tescil belgesi düzenleyen kurumun da titizlikle bu başvuruları incelemesi gereklidir”.  Marka olarak verilen ‘Gelin Tanış Olalım’ ibaresinin Yunus Emre’nin “Gelin tanış olalım, işin kolay kılalım. Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz” şiirinde geçiyor olmakla kalmadığını, Yunus’un mutasavvıf, şair ve düşünür olarak her mısra ile topluma mesaj veren felsefesini içerdiğini kaydeden Hâkim, ibarenin kültürel bir değer olarak topluma mal olduğuna vurgu yaptı. Her dizesi için ayrı bir bilimsel çalışma yapılan ve Yunus Emre felsefesini simgeleyen ‘Gelin Tanış Olalım’ ibaresinin hangi emtia tescili olursa olsun belli bir süre sonra istismar edileceğini belirten Hâkim Şule Binnaz Aydın, ‘Gelin Tanış Olalım’ markasının hükümsüzlüğüne verdiği kararın bir örneğini Türk Patent ve Marka Kurumuna gönderdi.

  • İznik’in kırsal Hisardere Mahallesi yolundaki Deliktaş mevkisinde, yaklaşık 2 bin yıl önce, taş ocağında çalışan işçilerin korunması ve dini ibadetlerini yapabilmesi için kaya üzerine işlenen Herkül kabartması, kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce tahrip edildi. Herkül’ün asası ve sakalı yontularak alınırken, kabartmanın yer aldığı Deliktaş mevkiinin de çöplüğe döndüğü görüldü.Roma ve Bizans tarihiyle ilgilenen Nakkaş Yalçın Öztürk, tarihi eserlere öncelikle halkın sahip çıkması gerektiğini belirterek, “Burası koruma altına alınmış, sit alanı olması gereken bir yer; fakat çevresi, zeytin çorağı ve atık içinde kalmış. Burada 2 bin yıl önce yapılmış Herkül kabartması mevcut. Kabartma, her türlü saldırıya açık durumda. Elindeki asayı ve sakalı yerinden koparılmış durumda. Önlem alınıp, korumaya alınması gerekiyor. ‘Bu kadar eser bizim elimizdeyken, neden turist gelmiyor?’ diyebiliyorsak bunun sorumlusu biziz. Her yer atık ve pislik içinde. Birçok yer, defineciler tarafından kazılmış. Heykellerimize, kabartmalarımıza, değerlerimize sahip çıkamıyorsak fazla turist beklememize veya hayal görmemize gerek yok” diye konuştu. İznikliler ise bölgenin sit alanı ilan edilip, eserin korumaya alınması gerektiğini dile getirdi.

  • Ataşehir’de bir kafede düzenlenen uyuşturucu operasyonu sırasında gözaltına alınan ve polise direndikleri için tutuklanan Muhteşem Yüzyıl dizisinde Behram Paşa karakterini oynayan Adnan Koç ile kardeşleri hâkim karşısına çıktı. Mahkeme, üçü tutuklu beş sanığın yargılandığı davada oyuncu Adnan Koç hakkında tahliye kararı verdi. Anadolu 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya tutuklu müşteki sanıklar Adnan Koç, Ahmet Koç ve Mehmet Hayri Koç cezaevinden getirilirken, tutuksuz sanıklar Şeyhmus Koç ve Mehmet Pınarbaşı ile avukatları da hazır bulundu.Mahkeme heyeti, sanıklar Adnan Koç ve Mehmet Hayri Koç’un tahliyelerine karar verdi.

  • TV8’de yayınlanan “Jet Sosyete” dizisinde “gay” kelimesi sansürlendi. Diziler üzerindeki RTÜK baskısının otosansürü arttırdığı şu günlerde, biplenen kelimeler arasına “gay” kelimesi de eklendi. Senaryosu Gülse Birsel tarafından yazılan ve TV8’de yayımlanan Jet Sosyete dizisinde cinsel yönelimin bir güldürü unsuru olarak kullanıldığı sahnede, “gay” olmak bir hakaretmişçesine bip sesi duyuldu.

Yaklaşan yerel seçimlerde adaylığını ilan edenlerin birçok ismin sanata düşman tavırlarını biliyor olmamız, önümüzdeki dönemde de sanat alanına saldırıların devam edeceğine dair şimdiden bir işarettir. Sanat Meclisi ülkenin kültürel değerlerini tahrip eden yerel yöneticileri teşhir ederek hesap sorulmasını talep ediyor. Ne yazık ki tahrip edilen değerlerimizi de mahkeme kapılarında, cezaevlerinde, sürgünlerde ömrü çürütülen sanat insanlarımızın yitirdiklerini geri vermek mümkün değil. Sanat çevrelerinde emek harcayan bir dolu sanat insanı günlük ekmeğini kurtarmanın peşindeyken bir gün kendisini de yok edecek tehlikelerin çevresinde dolaştığını göremiyor, “bana bir şey olmaz” mantığı ise hiçbir konuya merhem olamıyor!

 

Yorum


işlemi tamamlayınız: