Sanatta Hak İhlalleri – Mart 2019

Mimesis Haber/ Sanat Meclisi’nin hazırladığı Mart 2019 Sanatta Hak İhlalleri Raporu’nu okuyucularımızla paylaşıyoruz:

Ülkede seçim kargaşası yaşanırken sanat alanına saldırılar tenzilatlı da olsa işledi. Bürokrasiden zabıtaya her alan sanatı eline geçirdikçe cezalandırdı, engellemeye çalıştı. İşte Mart 2019’da sanat alanının başına gelenler:

 

  • İzmir’in Alsancak semtinde sokak sanatçısı Erdal Coşkun’a, canlı heykel performansı sergilediği için, zabıta tarafından, Kabahatler Kanunu kapsamında ‘çevreye zarar verdiği’ gerekçesiyle 153 lira para cezası kesildi. 11 yıldır aynı yerde performans sergilediğini söyleyen Coşkun, “Bizler Sokak Sanatları Atölyesi’nin üyeleriyiz ve ben de bu atölyenin genel sanat yönetmeniyim. 2008 yılından beri İzmir’de Türkiye’de ve dünyanın birçok yerinde gösteriler sergiliyoruz. Performans sanatı ve sokak sanatı ile ilgili sanatseverlere bu şekilde ulaşmaya çalışıyoruz. Alsancak’ta Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde dün zabıtalar dilencilik suçlamasıyla ceza yazdılar. Sokak sanatını anlattım. Dünyada yaptığımız performanslardan bahsettim. Şu anda canlı heykel konusunda 24.5 saat rekorum olduğunu, bunu 35 saate çıkarmaya çalıştığımı anlattım fakat beni anlamadılar, 153 liralık ceza kestiler. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Çünkü herhangi bir ses sistemi kullanmıyordum. Pandomim sanatının alt dalı olan donuk imgeyle canlı heykel performansı sergiliyordum… Bu sanat, sokaklarda 11 yıldır var. Tam seçim öncesinde sokak sanatçılarını sokaklardan kaldırmaya çalışmak, onlara seyyar satıcı, dilenci muamelesi yapılması bizi rahatsız ediyor. Bu konuda kentin kurumlarını, derneklerini ve siyasilerini sokak sanatçılarına sahip çıkmaya davet ediyoruz. Sokakta insanlara sanatımızla ulaşıyoruz. Sokaklar sanatla aydınlanıyor. Biz sokakları güzelleştiren, insanları mutlu eden insanlarız. İnsanlar bizi istediği sürece sanatımızı yapmaya devam edeceğiz” dedi.

  • Ozan Âşık Veysel’in yayınlanmamış eserlerini bir araya toplayıp CD olarak dinleyiciyle buluşturmak isteyen müzik firması, bürokrasi engeline takıldı. Kalan Müzik adına Hasan Saltık, konuya ilişkin şu açıklamayı yaptı: “Âşık Veysel’in hiçbir yerde yayımlanmamış, bugüne dek bilinmeyen kayıtlarını CD haline getirmek ve üstadın ölüm yıldönümüne yetiştirmek istedik, yetiştirdik de. CD şu an piyasaya çıkmaya hazır ama biz bundan kısa bir süre önce yasal prosedürü tamamlamak için Kültür Bakanlığı Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü’ne başvurduk. Eser işletme belgesi buradan alınıyor. Hatta Âşık Veysel’in veraset ilamını da sunduk dosyamızda. Âşık Veysel’in tüm hakları zaten bize ait ama bakanlık yetkilileri bizden Âşık Veysel’in mirasçılarının, yani kızlarının evlilik cüzdanlarını istedi. Kızlarının soyadları Âşık Veysel’inkiye aynı olmadığı için istiyorlarmış. ‘Biz evlendiklerini nereden bilelim’ dediler, aynen bu şekilde. Âşık Veysel’in kızları gelmiş 80 yaşına, biri Sivas’ta yaşıyor, diğeri Ankara’da. Yani istenen belgeleri bulup, bulabilirsek tabii, sonra diğer belgeleri yeniden toplayıp bu işi bitirmemiz altı ay mı sürer, bir yıl mı bilinmez. Tamamen bu mevkilere yeni atanan kişilerin iş bilmezliği, cahilliği… Başka bir şey söyleyemiyorum”. İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Öğretim Görevlisi Süleyman Şenel tarafından hazırlanan ve 56 yıl önce alınmış kayıtlar baz alınarak CD’ye aktarılan 17 türkünün yer aldığı özel albüm, “Bana da Banaz’da Pir Sultan Derler” adını taşıyor. CD’nin içinde yer alan makalede Şenel şunları not etmiş: “Yarım yüzyılı aşan bir süre boyunca yeri-mekânı bilinmez dolapların tozlu raflarında kalan bu ses kayıtları, son olarak Kalan Müzik’in stüdyolarında bir süre dinlendikten sonra, nihayet sanatseverlerin eline ulaşıyor. (…) Anonslardan ve konuşmalardan anlaşıldığına göre kayıtlar, Âşık Veysel’in Sivrialan köyündeki evinde yapılmıştır.” Aynı makalede Şenel, kayıtların bitiş tarihinin 26 Mart 1961 olduğunun saptandığını da belirtmiş. Bu kayıtların ne zaman dinleyiciye ulaşacağı sorusu ise şimdilik kolay kolay yanıtlanmayacak gibi duruyor.

  • 128 salonda yeniden vizyona giren Müslüm filmini 12 bin 48 kişi izlerken, filmin yapımcı şirketleri ICNN Yapım ve Dijital Sanatlar şirketleri arasında hak ihlalleri yeni bir dava konusu daha oldu. Bugüne kadar 84 milyon Liralık hasılat elde edilen “Müslüm” filminde Mars Cinema Group ortak yapımcılardan sadece Dijital Sanatlar şirketine ödeme yaparken, ICNN Yapım’ın hak edişini mahkeme süreci devam ettiği gerekçesiyle ödemiyor. ICNN Yapım, Müslüm filminin 2. kez vizyona girerken kendilerinden izin alınmadığını öne sürüyor.

  • İstanbul Valiliği, 27 Mart Tiyatro Günü yürüyüşünü yasakladı, gerekçe olarak da seçim öncesi güvenlik kaygısını gösterdi. Kadıköy Tiyatrolar Platformu’nun son üç yıldır Kadıköy Belediyesi ile birlikte düzenlediği yürüyüşün yasaklandığı bilgisi platform üyelerine valilikçe sözlü olarak iletildi. Platform ise yasakla ilgili açıklamada, “Valiliğe ısrarla iletilen görüşme talepleri sonucunda ‘makama davet’te, seçim arifesinde güvenlik sorunu yaratabileceği yanıtı aldıkları” belirtildi.

  • Berdan Mardini’nin Ciwan Haco’nun eserini “Anonim” olarak tanıtıp seslendirmesi twitter’de gündeme getirildi. Paylaşımın üzerine twitter’da “#HırsızBerdanMardini” hasthagi Trend Topic (TT) oldu. @SerhadLordu şu paylaşımda bulundu: “@Berdan_Mardini daha önce müziği, Hozan Dino’ya ait eseri kendi eserinizmiş gibi lanse etmiştiniz. Sizi uyarmamıza rağmen Şimdi de Söz: Dilber Haco Müzik: Civan Haco’ya ait olan “Nesrinê” Stranı’nı “anonim” olarak belirtmişsiniz. Daha ne kadar emek hırsızlığı yapacaksınız ?” 

  • Türk resim sanatının önemli temsilcilerinden olan Prof. Şefik Bursalı, 71 resmini, hat eserlerini, Çankaya’daki evini ve özel eşyalarını, müze olarak korunması şartıyla Kültür ve Turizm Bakanlığına bağışlamıştı. 20 yıldır aktif bir müze olarak hizmet veren Şefik Bursalı Müzeevi, sözleşmeler ve mahkeme kararlarıyla hukuki bir statü kazanmıştı. Tüm resmi işlemleri ve hukuki bağlayıcılığı hiçe sayan Kültür ve Turizm Bakanlığı, önce tamirat-tadilat bahanesiyle müzeevini 11 ay kapalı tuttu, sonra da “sanat galerisi” statüsüne dönüştürdü. Oysa Şefik Bursalı, evini, eserlerini ve eşyalarını müze konumunda korunması şartıyla bağışlamıştı. Şefik Bursalı Müzeevi’nin müze olmaktan çıkarılıp sanat galerisine dönüştürülmesine sanat camiasından da tepki yağdı. 

  • Oyuncu Mehmet Ali Alabora’ya Müebbet Hapis İstemi. Gezi Parkı eylemlerinden dolayı, ‘Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme’ suçlamasıyla tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarılan Mehmet Ali Alabora için müebbet hapis cezası istendi. Savcılık tarafından yapılan açıklamada, “Şüpheliler hakkında Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, mala zarar verme, nitelikli mala zarar verme, tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi, ibadethanelere ve mezarlıklara zarar verme, 6136 sayılı yasaya muhalefet, nitelikli yağma, nitelikli yaralama, 2863 sayılı yasaya muhalefet, suçlarından iddianame tanzim edilmiş iddianame kapsamında 2013 yılında ülkemizde meydana gelen ve kamuoyunda gezi parkı olarak anılan ancak bir kalkışma olarak anılan hususlarla ilgili şüphelilerin söz konusu olayı 2011 yılından itibaren yönlendirme ve başlatmaya çalışmaları bu yönde hazırlık hareketlerinde bulunmaları ve yine 2013 yılında sahneye konulan bu kalkışma girişiminde olayların ve eylemlerin finansmanı ile koordinasyonun sağlanması hususundaki fiilleri iddianame konusu edinmiş olup yine şüphelilerin bu olayların tepe yönetiminde yer almaları sebebiyle bu kapsamda ülke genelinde meydana gelen şiddet olaylarınında TCK’nın 312/2 (hükümeti devirmeye teşebbüs) kapsamında dolaylı faik olmaları sebebiyle haklarında iddianame tanzim edilmiştir” ifadeleri kullanıldı. Oyuncu Mehmet Ali Alabora için hükümeti devirmeye teşebbüs kapsamında müebbet hapis cezası istendi. Gezi Parkı eylemleriyle ilgili Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığınca hazırlanan 15 Haziran 2013 tarihli rapora yer verilen yazıda, Meltem Arıkan’ın yazdığı, yönetmenliğini Mehmet Ali Alabora’nın yaptığı “Mi Minör” adlı oyuna, izleyicinin sosyal medya aracılığıyla davet edildiği ve seyircinin de interaktif olarak oyuna katıldığı anlatılarak, “Nisan 2013’e kadar gösterimde kalan oyunda izleyici sosyal medya aracılığıyla örgütlenip temsili ülkenin başkanına karşı ayaklanmaya teşvik edilmektedir” iddiası ileri sürüldü. Oyunun içeriği ve oyuncuların yaptığı açıklamalara göre, oyun çerçevesinde Gezi Parkı eylemlerinin provasının yapıldığının tespit edildiği öne sürülen yazıda, “Tiyatro oyununun gösterimde olduğu günlerde Türk kanallarındaki programlara katılan Alabora, Öğün ve Arıkan’ın, ‘Twitter’da devrim olasılığı var, 140 karakterle ülkeler devriliyor’ gibi ifadelerinin de güdülen amaca yönelik olduğu anlaşılmıştır.” ifadesi kullanıldı. Ayrıca internette yer alan “Ayaklan İstanbul” isimli video görüntüsünde, 2011 Kasım ayında İstanbul Taksim’de bir grupla beraber eylem yapan Memet Ali Alabora, Ayşe Pınar Öğün ve Meltem Arıkan’la röportaj yapıldığı aktarılan yazıda, bu kişilerin, “Arap Baharı’nın bölgesel değil küresel olduğu, eninde sonunda ülkemizde de olmasını arzu ettiklerini” açıkça dile getirdikleri iddia edildi. Yazıda, bu konularla ilgili Alabora ile Kavala arasında telefon görüşmesi gerçekleştiği, Kavala’nın, “Bir ara bu hadisenin önümüzdeki şeyleri ne olur, hani hep Avrupalılar, her gördüğüm şeyi soruyor, ‘iyi tamam da hani bu siyasi durumu nasıl değiştirecek’ diye sorup duruyor, bir ara bir yani bir kaç arka.. kişi oturup bir konuşsak mı?” diyerek görüşmek istediğinin tespit edildiği iddia edildi. Yazıda, “Yine Garaj İstanbul ve benzeri toplantılarda, Gezi eylemlerinde sanatçıların ne şekilde kullanılması gerektiğinin konuşulduğu ve bu konuda planlama yapılarak kararlar alındığı anlaşılmıştır. Alabora’nın da sosyal medya üzerinden provokatif paylaşımlarla halkı sokağa, eylem yapmaya çağırdığı görülmüştür” denildi. Yapılan çalışmalar sonucunda çıkan olayların bir tertibat olduğunun tespit edildiği ileri sürülen yazıda, “Bu tertibatta Gürcistan, Sırbistan, Ukrayna ve Arap ülkelerinde meydana gelen halk ayaklanmalarında önemli bir aktör olduğu anlaşılan George Soros tarafından kurulmuş olan Açık Toplum Enstitüsü Danışma Kurulu Üyesi Kavala’nın, organizatör şahıs ve finansör olduğu, Alabora ve arkadaşlarının Kavala’nın yönlendirmeleri doğrultusunda olayların örgütlenmesini gerçekleştirdikleri anlaşılmıştır. Alabora ve birlikte hareket ettiği şahısların çıkan olayların alevlendirilmesi için Twitter üzerinde örgütlenme gerçekleştirdiği, PKK, DHKP/C, MLKP gibi sol terör örgüt üye ve yandaşlarını, Oyuncular Sendikası aracılığıyla da tiyatro ve sinema oyuncularını sokak eylemlerine çekmeye çalıştığı tespit edilmiştir” ifadesi yer buldu. Taksim Gezi Parkı projesinin 2011 yılında başladığı, bu nedenle Alabora gibi bazı şüphelilerin 2011 yılında Gezi Parkı’nda çekilmiş eylem video ve görüntülerinin bulunduğu bildirilen yazıda, “Bilinen Gezi eylemleri başlamadan çok önce Alabora’nın da yer aldığı bu görüntülerde, ‘Ayaklan İstanbul’ ibaresinin yer aldığı, bu nedenle 2011 yılında gündem oluşturma çabalarının başladığı ve 27 Mayıs 2013’te uygun ortam oluşturularak Gezi olaylarının başlatıldığı anlaşılmaktadır” değerlendirmesi yapıldı. Alabora. Öğün ve Arıkan için istenen ağır hapis cezaları ülkede ve yurt dışında tepkilere yol açtı. Almanya Berlin’de sanatçılar bir basın toplantısı düzenleyerek bu durumu protesto ettiler. Toplantıda bir konuşma yapan film yönetmeni Mustafa Altıoklar “Bugün Türkiye’nin eğitimli, aydın, demokrat, insan haklarından, dünya barışından yana, ırk, renk, dil, din ayrımı gözetmeyen seküler muhalifleri bu örnekte de görüldüğü gibi ağır bir baskının altındadır. Bu kötülük sarmalının karşısında; batılı ülkelerin iktidarları, uluslararası makro ekonomik dengeler denilen doymak bilmez canavarı yaşatmak uğruna, bir ülke halkının daha köleleştirilmesine göz yummakta. Timsah gözyaşları dökerek… Sizi Avrupa’da daha yoğun olmak kaydıyla tüm dünyada yükselmekte olan otokratik eğilimlere karşı farkındalığın artmasına destek olmaya davet ediyoruz. Bertolt Brecht’in çağrısıyla; “Ya hep beraber ya hiçbirimiz!” sözleriyle tepkisini dile getirdi.

 

Ülkede seçim olup bittiğinde iyimser rüzgârlar esmeye başladı. Ancak mazbata çekişmeleri ve bitmez oy sayımları “bahar geldi” düşleri görenlere bir uyarı oldu. İktidar koltuğa oturmamış yerel yöneticilere dava açmaya başladı bile. Bu durumda bizler de yeni dönemde gelecek yasaklama, engelleme ve saldırılara karşı gözlerimizi dört açıp beklemeye koyulduk. Bakalım önümüzdeki baharda sanat alanını ne serüvenler bekliyor. Sanat Meclisi gerçek baharlara kavgayı sürdürerek varılacağına inanıyor. Ozanın dediği gibi “dost dost ille kavga”.

Yorum


işlemi tamamlayınız: