Çok Yaratıcı Bir Taşlama: Artık Bir Davan Var

Zehra İpşiroğlu

BGST Tiyatro’nun Kafka’nın “Davası”nı bugüne taşıdığı bu oyun insanların durup dururken fişlendiği, absürt soruşturmala­rın yürütüldüğü, keyfi tutuklamaların izlediği bir ortama ışık tutuyor.

Ani polis baskını… Bay K bir anda neye uğradığını bile anlamadan elektronik kelepçe takılır. Neden, suçu nedir, hiçbir şey belli de­ğildir. Ama hukuk yanılmayacağına göre suçlu olduğu kesindir. İşin içinden sıyrılabilmek için öncelikle suçunun ne oldu­ğunu öğrenmelidir. Bu da hastalığa doğru teşhisi koymaya benzer, teşhis doğru yapılamazsa kolaylıkla sonu gelebilir insanın. Öyleyse savcılığa gitmeli, neyle suçlandığını kavradıktan sonra da güvenilir bir avukatla savunmasını hazırlamalıdır. Ne var ki kimse ne olduğunu bilmediğinden K’ye yardım edemez. Başlangıçta Pr’cı olan K’nin aklı fikri işindedir. İşini öyle içselleştirmiştir ki yaşadığı her şeyi korkusunu, sevincini satış mal­zemesine dönüştürür. Ama çevresi tara­fından dışlandıkça enerjisi azalır, “dava­sı” onu giderek yalnızlaştırır.

Oyunda K’yi birbirini izleyen gro­tesk sahnelerle cezaya suç arayan ada­let sisteminin döngüsü içinde yuvarla­nıp dururken izleriz. K’nın suçunu bil­mediği için onu neyle savunacağını bil­meyen savcı, onun kendini savunabil­mesi için suçlu olduğunu kanıtlamaya çalışan avukat, divaya dönüşen hâkim hepsi vardır bu absürt adalet sistemin­de. K, dava yüzünden işinden de atıldıktan sonra adalet sarayının koridorla­rında hayalet gibi dolanır. İtiraz ediyorum diye bağırarak bir davadan öteki­ne koşturan avukata, ona ağır dosyaları oradan oraya taşıtan savcıya, hiç kimseye sesini duyuramaz. Savcılara gö­re kurtulabilmesi için ya ca’li beraati ya da muallak mahkemeyi seçmesi gerekir. Ca’li yani sahte beraat aynı suçtan yeniden yargılanmasına yol açacak muallak mahkeme davasını sürüncemeye alacaktır.

İç Ses

Bu karabasan dünyasındaki tek ışık ona yol gösteren, kimi kez karşı çıkan ikizi Melek’tir. Melek K’nin iç se­sidir, hayalidir, çıkışsızlığın içindeki tek çıkıştır, umuttur. Böylelikle dış ve iç çatışma, K ile adalet mekanizması arasındaki çatışma, tüketim dünya­sının çarkı içinde giderek robotlaşan K ile Melek simgesiyle somutlaşan iç benliği arasındaki çatışma oyunun dramaturjik temelini oluşturuyor.

Sahnelemede ise sahne tasarımından (Naz Erayda) oyunculuğa ve oyunun ile­tisini çıkartan türlü buluşlara değin (kos­tümler, renk kullanımı, elektrik kesinti­si) kullanılan göstergeler bütünün hiz­metinde, bu açıdan da gelişigüzel hiçbir şey yok bu oyunda. İlker Yasin Keskin ile Cü­neyt Yalaz’ın büyük bir ustalıkla bir rol­den ötekinde geçişleri de (polis, savcı, avukat, şirket müdürü) çok etkileyici. BGST Tiyatro’nun Kafka’nın “Dava”sını bugüne taşıdığı bu oyun, insanların du­rup dururken fişlendiği, absürt soruşturmaların yürütüldüğü, keyfi tutuklanmala­rın birbirini izlediği, avukatların tutuklan­dığı, cezaya kılıf uydurulduğu bir ortama ışık tutuyor. Hayalle gerçeğin iç içe geç­tiği bu ortamda her şey belirsizdir ama karabasanın ağırlığı içinde soluk alma­mızı sağlayan kara güldürü öğeleri de yoğundur. Bu açıdan da oyun çok gerçekçi. Öte yandan çıkışın sadece Melek aracılığıyla bireysel olarak gösterilme­sini, dayanışma düşüncesinin ise sade­ce sözde kalmasını oyunun zayıf yanı olarak görmemiz mümkün.

Günümüzde psikolojik ya da tarihsel oyunlara eğilim giderek artarken eleş­tirel bakışın yoğunlaştığı oyunlar pek sevilmiyor. Gerçeklerden bir tür kaçış mı? Bilemiyorum ama bu oyunun her tür moda rüzgârından uzak kalarak ya­ratıcı bir biçimde bu kadar güncel bir konuya eğilmesini olumlu buluyorum. Sonuçta mizah ve taşlamayı sevenler için harika bir oyun, sevmeyenlerin ise öğreneceği şey çok.

Cumhuriyet

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: