“Artık Bir Davan Var”, Çıkabilir misin Bu Cendereden?

Zeynep Erdal

Nisan sonu İzmir Toy sahnesinde oynayan oyunda, en çok bu soru ünledi zihnimin içinde. Kafka’nın Bay K’sı, Bgst Tiyatro Topluluğunun iki sezondur oynayan oyunu “Artık Bir Davan Var”ın içine fırlatılmış. Oyun sonunda fark ettim ki seyirci ol(a)mayarak, ben de içindeyim o cenderenin. İyi de nasıl çıkacağım? Bu soruyu şöyle sormak da mümkün: Suçlayan mı ispat etmelidir suçladığı kişinin suç işlediğini yoksa suç işlediği iddia edilen kişi mi kanıtlamalıdır masumiyetini?

İzlediğim oyunda başkarakter neyle suçlandığını, niçin tutuklandığını bilmeden tüm bir oyun boyunca suçsuzluğunu ispat etmeye çalışıyor. İronik bir biçimde suçluluğu tasdikleyen bu ispat çabası, onu suçunun ne olabileceğini aramaya itiyor. Denize düşen yılana sarılır misali, mevcut sistemin içinde gemisini yürüten dayısından yardım istiyor. Dayısının ona önerdiği avukat ise sürekli “suçunu kabul etme!” diyen bir sistem çarkı. Birlikte Bay K’nın suçunu, acaba ne yapmış da suçlanmış olabileceğini arıyorlar. Tüm bunların peşinde koşarken Bay K’nın vicdanı; birlikte doğduğu ama ölümüne sebep olduğu ikiz kız kardeşi Melek, kendisi gibi olanların yanında yer alması için uyarıyor Bay K’yı.  “Artık Bir Davan Var”, peki öncesinde neydin, neredeydin? Masumiyetinden reklam sloganları devşiren, vicdanının sesine her seferinde kulak tıkayan Bay K, birlikte bir mücadelenin yerine tek başına kurtuluşun yolunu arıyor. Oysa Bay K, ta en başta belki de görevlilerin sözünü dinleyip ifade vermek için uslu uslu onlarla gitse, bütün bunlar gelmeyecekti başına.  Suçlu olabileceğini kabul etmedi öncesinde ama artık bu işten paçayı sıyırmanın tek yolu bir suç işlemiş olabileceğini kabul etmek.

Oyundaki hareketli paravanlar kimi zaman Bay K’nın evinin kimi zaman da mahkemenin duvarları olarak kullanılıyor. Paravanların cezaevi parmaklıklarını andıran yapısı, Bay K’yı almaya gelen görevlilerin, savcının ve hakimin kostümleri ile bütünlüklü. Kimi zaman bir etek, kimi zaman bir omuz aksesuarı olarak kullanılan küçük çerçevelerden oluşan aparatlar, yalnızca Bay K’nın değil herkesin sistem tarafından sınırlandırılmışlığının sembolü. Oyunun ritmik, dinamik yapısı böylesi bir Kafkaesk durumun sıkıcı ve bezdiriciliğini kırmış. Suçsuz birinin suçunu arıyor olmasının yarattığı ironi oyunun sonunda Bay K’nın trajedisine dönüşüyor.  Tek başına kurtulmayı uman Bay K, Melek’siz kalıyor çünkü vicdanına yüz çeviriyor. Yalnızlık, ona en büyük ceza. Önce sessiz kalıp sonra kabul ederek kurtulabileceğini düşünmek, ona en büyük ceza. Kendini kendi gibilerden ayırarak ayakta kalabileceğini düşünmek, ona en büyük ceza.

Oyun bitiyor, sonra… oyuncular selam verip gidiyor sonra… gerçek hayat, şimdiki yaşam… görevli, kapalı olan salonun kapısını açmayı unutuyor…. Her oyun, başka bir oyundur çünkü her oyun, seyircisine farklı bir deneyim yaşatır. Herkes durduğu yerde taş. Bir yanıyla oyun bitti mi diye düşünenler, bir yanıyla kapıyı açsam mı endişeli bakışları ama en çok da kapıyı bir açan olur muhakkak ben de onun arkasından çıkarım düşüncesi… herkes yerinde taş…   Şimdi yazının başındaki o ilk soruya dönmek zamanı:  “Artık Bir Davan Var”, çıkabilir misin bu cendereden?

Yorum


işlemi tamamlayınız: