İstanbul’un Yeni Gösteri Sanatları Festivali: Fringe

Mehmet K. Özel

sezon içinde yurtdışından sanatsal gösterilerin düzenli olarak gelmediği bir şehirde, her uluslararası festival altın değerinde. dolayısıyla ister kukla gösterilerinden (istanbul kukla festivali), ister çocuk oyunlarından (atta festivali), ister ortadoğu-akdeniz bölgesi ağırlıklı yapımlardan (a corner in the world) oluşsun, şehrimde gerçekleşen bütün uluslararası festivalleri can-ı gönülden destekliyorum. heyecanlanıyorum da, farklı şeyler seyredeceğim diye! hele de kendini “alternatif ve yenilikçi işler üreten genç sanatçılara işlerini uluslararası bir platformda sergileme fırsatı sunar” diye tanıtıyorsa bir festival, desteğim ve heyecanım daha da artıyor.

işte istanbul’daki gösteri sanatları etkinliklerine bu eylül kendini böyle tanıtan bir festival katıldı: istanbul fringe festivali. düzenleyen ekip genç ve heyecanlı, zaman da güzel seçilmiş olunca (sezon başlamadan tam önce, 18-22 eylül arasında) gitmemek, kaçırmamak olmazdı.

olabildiğince çok gösteri seyredebilmek için; 0. gün (17 eylül) dahil her akşama birer gösteri, pazar da iki gösteri olmak üzere programımı yaptım. bir tek yağmurlu-fırtınalı cuma akşamında gayrettepe’den ataşehir’e gitmeyi gözüm yemediği için, o akşamki hariç bütün biletlerimi kullandım. yani festivalde sunulan 20 gösteriden (konseri ve çocuk oyununu toplama katmadım) 10 tanesini seyretmiş oldum. 6 seans biletim olup nasıl 10 gösteri seyredebildim derseniz, “fringe-kısalar” seansında 5 gösteri olduğu için. seyrettiğim bütün gösteriler yabancıydı, yerlileri sezona bıraktım.

0.gün’deki açılış gösterisi insieme irreali company’nin yapımı, yönetmenliğini pietro marullo’nun yaptığı “wreck – list of extinct species” adlı yapımın, daha önce paris theatre de la ville’in düzenlediği danse élargie 2018 programında yer aldığını fark ettiğim için beklentim yüksekti.

gösteride içi hava dolu, devasa ve siyah bir yastık şeklindeki bir yaratık başroldeydi. bir tehdit unsuru olarak mekanda hareket ediyor, hareket ettikçe altında yanında arkasında figürler (6 icracı) beliriyor, kayboluyor, yaratık sadece figürleri değil ışıkları da yeri geliyor engelliyor, yeri geliyor önlerini açıyor, hatta seyircilere de müdahale ediyor, sataşıyordu. atmosferik ses peyzajı ve ışık tasarımı eşliğinde figürlerin giderek, aynı kendilerini tehdit eden unsur gibi hareketlenerek onunla baş etmesini ve sonunda -kişisel olarak pek bu “mutlu son”a ısınamamış olsam da- onu alt etmesini seyrettik.

devasa cansız bir nesnenin; bir yaratık, bir canlı gibi (yani adeta bir kukla gibi) oynatılması ve kontrol edilmesi ne kadar ustacaydıysa, nesne ile önce mesafeli duran zamanla ilişkiye geçen icracılar duruşları, mimikleri ve hareketleriyle o kadar yetkindiler. gösterinin her bir sahnesi, özellikle düşünülmüş ışık-karanlık dengesi nedeniyle olsa gerek, adeta barok tablolar gibiydi. insanı derinden tedirgin eden tablolardı bunlar. çok da etkiliydiler.

sabancı müzesi’nin boğaziçi manzaralı terasındaki gösteriye, sonlara doğru karşı yakadaki tepelerin arasından hülyalı hülyalı doğan ay da bütün gizemiyle katılınca, bu tekinsiz açıkhava açılış gösterisinin bütünsel etkisi iyice katmerlendi.

çıta daha açılış gösterisinden çok yükselmişti, devamı nasıl gelecekti. bir akşam önceki gösterinin tedirginliği hala üzerimdeyken 1. gün’ün akşamında seyrantepe’nin ara sokaklarında elimde navigasyon bir çıkmaz sokağı arayarak tuhafier adlı mekana ulaştım. bu akşam da, sadece mekan seçimi beni daha baştan tavlamıştı.

yunan koreograf ioanna angelopoulou’nun “effigies” adlı işi yorgos lanthimos sineması tadında; soyut, absürd ve tekinsiz bir çalışmaydı. aralarında koreografın kendisinin de olduğu üç dansçı ağırlıklı olarak boomerang efektini kullanarak robot-kukla benzeri bir hareket tasarımını icra ettiler. sadece beden hareketleri değil, mimikler de koreografinin önemli bir birleşeniydi. üç dansçı oldukça iyi, 50 dakika boyunca yaratılan garip ve tereddütlü ortam başarılıydı. gösterinin nesneler kullanılan ilk bölümü ile sadece hareketlerden oluşan ikinci bölümü arasındaki bağlantı biraz zayıftı; sanki iki ayrı iş arka arkaya sergileniyor gibiydi. yine de tuhafier’den çıktığımda gösterinin tuhaf hissi metroya kadar beni bırakmadı.

2.gün bomonti’de “cute (skin)”, 4. gün akbank sanat’ta “kısalar”, 5. gün kumbaracı50’de “travel of clowns” ve craft’ta “sweet swan sway” maalesef ilk günkü yüksek çıtayı kademe kademe düşüren işlerdi. pazar akşamı craft’tan çıktığımda, hafta başında 8’lerde olan değerlendirme çıtam 5-6’lara kadar inmişti.
açıkçası bir fringe gösterisinde şahane yetkinlikte ve tıkır tıkır işleyen bitmiş gösteriler seyretmeyi beklemiyor(d)um. benim için önemli ve yeterli olan gösterilerin anafikirlerinin, çıkış noktalarının “alternatif ve yenilikçi” olması. örneğin; prop olarak tuvalet pompalarını manasız bir şekilde kullanmak maalesef ne “alternatif ve yenilikçi” bir fikir ne de eğlenceli, icracılar ne kadar sevimli de olsalar.

organizasyona dair eleştirilerimi de üç başlık altında belirtmek isterim:

program

bir festival düzenlenirken, geniş bir programdan tek tük seçecek seyircinin yanı sıra, olabildiğince çok gösterime gitmek isteyecek seyircinin de olacağını göz önüne almak gerekir. sadece üç yabancı gösteri programa ikişer defa konmuştu, ancak bu tekrarlar öyle saatlere yerleştirilmişti ki, yine de birer kere sahnelenen gösterilerle çakışıyordu ve siz seyirci olarak her ihtimalde seçim yapmak durumunda kalıyordunuz.

basit bir hesapla; sadece yabancı gösterileri seyretmek isteyen meraklı bir seyirci bu festivalde en fazla 7 seansa bilet alabilir, yani 7 gösteri seyredebilir. halbuki, hafta sonu günlerinde gündüz 12:00, 15:00 ve gece 23:00 seansları konarak, hafta içi akşamları sahnelenen işler bu seanslarda tekrar edilebilir ve isteyenlerin festivale davet edilen bütün işleri (ya da olabildiğince çok işi) seyretmesinin imkanı sağlanabilirdi, ve tabii böylece daha çok bilet satmanın da.

yurtdışındaki fringe ve off festivallerinin sabahın erken saatlerinden (9:30-10:00’dan itibaren) başladığı düşünüldüğünde, istanbul’da bu kadar erken olmasa da, bir benzerine (en azından 12:00-13:00’den itibaren) önümüzdeki yıllarda cesaret edilebilir sanki. çünkü takip ettiğim kadarıyla neredeyse bütün seansların biletleri tükenmiş ve benim gibi bir çok seyircinin aklı gidemediği gösterilerde kalmıştı.

web sitesi & kitapçık

her ne kadar fringe de olsa, gerek web sitesinde gerekse kitapçıkta gösterilerin bütün künyelerinin yazması gerekirdi. web sitesinde bazı gösterilerin hiçbir bilgisine ulaşılmıyordu, ancak tiyatrolar.com.tr’ye giderseniz bu bilgilere ulaşıyordunuz. orası bilgi de veren ancak ağırlıklı olarak bilet satan bir site, dolayısıyla oradaki bilgilerin kalıcılığı şüpheli. kalıcılığı şüpheli olmasa da, festivalin kendi sitesi varken, bu bilgilerin orada olmaması eksiklikti. festivalin en iyi ve açılış gösterisi “wreck”e dair kitapçıkta hiçbir şey yazmıyor olması ise garipti.

mekan

olabildiğince şehre yayılan bir festival yapılmak istenmiş ve istanbul gibi leb-i derya bir şehirde bu konuda başarılı olunmuştu. şehrin önemli ilçeleri arasında bir tek bakırköy eksikti.

açılışta kadıköy belediyesi’ne ısrarla teşekkür edilmiş olmasından ilhamla bir önerim var: festival sadece kadıköy çarşı ve bahariye caddesi üzerindeki alternatif tiyatro mekanlarında gerçekleştirilse, burası beş günlüğüne fringe’le yatıp kalksa, bütün şehirden festival için oraya akılsa, sokaklara taşacak ve kafe ve barların sahnelerini de içine alacak şekilde fringe burada düzenlense, daha kompakt ama daha fazla kamusal mekanla, sokakla ilişkilenen bir şenliğe dönüşse fena mı olur.

neticede, genel olarak bakıldığında; festivalin ilk yılı olduğu için gerek oyun seçimindeki acemilikler gerekse de organizasyondaki aksaklıklar hoş görülecek seviyedeydi. son tahlilde bana göre gerek artistik gerekse teknik olarak başarılı bir ilk yıldı. önümüzdeki yılki edisyonu heyecanla bekliyorum.

Danzon



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: