“Ver Parayı”: Sahneden Kriz Çığlığı Yükseliyor

[Kübra Yeter’in Evrensel’de yayınlanan yazısını okuyucularımızla paylaşıyoruz.]

İKSV’nin düzenlediği İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında hazırlanan ve sezon boyunca adını sıklıkla duyacağımız Moda Sahnesinin uyarladığı Ver Parayı, geçtiğimiz günlerde seyirciyle buluştu. Ekonomik kriz üzerine kurulmuş metin, güçlü ve ironik yapısıyla güldürürken aynı zamanda kimi gerçeklikleri yüzümüze çarpıyor.

Oyun, yaklaşık on sene önce Andreas Sauter ve Bernhard Studlar tarafından kaleme alındı. Yazarlara bir Alman tiyatrosundan gelen teklif üzerine ekonomik krizi farklı parodilerle anlatan bu metin ortaya çıktı. Bünyesinde koruduğu evrensellik sayesinde de birkaç ülkede sahnelendi. Yazarlar şu zamana kadarki temsiller arasında “En temiz ve daha net anlaşılır” metni Kemal Aydoğan ve Çağlar Yalçınkaya’nın rejisinden seyrettiklerini söylüyorlar. Metni Gülen İpek Abalı ve Ayşe Gülsüm Özel Türkçeye kazandırırken dekor Bengi Günay’a, ışık tasarımı İrfan Varlı’ya ait. Oyuncu kadrosunu da Süreyya Güzel, Öner Ateş, Mehmet Solmaz, Cihat Süvarioğlu, Ali Büyükkartal, Zeynep Güngörenler ve Elif Gizem Aykul Düşmeyen oluşturuyor.

İRONİK VE ÇARPICI SAHNELERİYLE EKONOMİK KRİZ

Ver Parayı, ironik ve çarpıcı sahneleriyle ekonomik krizi tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Doğal gaz zamlarına çare olarak evde kalın giysilerle oturan yaşlı teyzeden, ev kirasını ödemek için kredi çekmek isteyen genç kadına… Uzun çalışma saatlerine ve mobbinge rağmen para kazanmak için işine devam etmek zorunda kalan emekçiden, geçimini para karşılığı seks yaparak kazanmaya çalışan öğrenciye… Göçmenlerden dolandırıcılara ve enflasyon mağdurlarına kadar her kesimden insanın hikayesini anlatıyor. Halk bir taraftan ağır yaşam koşulları altında ezilirken bir taraftan da krizin teğet geçmekten büyük keyif aldığı süper zenginler sahnede yerini alıyor. Kimi lüks cipini satarak buluyor ekonomik dengeyi kimi yemeğini kısarak…

2008 yılında şişen ve sonunda patlayan meşhur bir balondan söz ediliyordu. Dünyada ve ülkemizde her şeyin yolunda gittiği konusunda ısrarcı olanlara rağmen işte bu balonla yine karşı karşıyayız: Kriz. Türkiye’de şimdilik insanlar sabırlarına(!) sığınsa da İran’da, Şili’de vb. birçok ülkede halk sokağa dökülmüş durumda. Dünyada olduğu gibi oyunda da kriz dalga dalga bir toplumu sarıyor. İşsizlik, yoksulluk derken insanlar her geçen gün daha zor koşullarla cebelleşirken buluyor kendini. Ver Parayı işte böyle bir dönemde sahnelendiği için oldukça kıymetli. Bu yüzden komedi türünde bir eser de olsa gerçekliğiyle canımızı bi’hayli acıtabiliyor. Olaylar hangi ülkede geçiyor tam olarak bilmiyoruz. Fakat kriz koşulları söz konusu olduğunda bunun da bir önemi kalmıyor.

Akşam haberlerinde sık sık geçim sıkıntısından dolayı yaşamına son veren insanlara, haklarını arayan işçilerin sloganlarına denk geliyoruz. Oyunun en dikkat çekici yönü bu gerçekliği bize unutturmayışı oluyor. Mekan değişimlerinde duyduğumuz, kısık sesteki o sloganlar aslında bizim o seslere nasıl da alışıp hayatı normalleştirdiğimizi göstermesi açısından etkili. Maden işçilerinin seslerini duyarken akabinde girdiğimiz fırın ve sesin kapı ardında kalması bunun göstergesi. Oyunda geçen diyalogların her birinin ayrı bir değeri ve gideceği adres var kuşkusuz. Öğrenci evinde, “Ben televizyonu her açtığımda dünyanın sonu geliyor sanıyorum” diyen gençlerin arasında geçen konuşma onlardan birisi.

Oyuncu kadrosu oldukça genç ve dinamik. Performansları boyunca tempoları hiç düşmüyor. Bu da seyircinin oyundan bir an olsun kopmaması demek. Mehmet Solmaz, ekipte öne çıkan isimlerden. Büründüğü her rolün üstesinden başarıyla gelmiş, her birinde ayrı bir karakteri izleyebiliyoruz. Fakat oyuncuların sahne değişimlerinde birkaç saniye geride kalması yer yer dikkati dağıtabiliyor. Bu da zamanla düzene girecektir.

MERAKINIZI KORUYABİLİYORSUNUZ

Ver Parayı’nın rejisinde Kemal Aydoğan ve Çağlar Yalçınkaya beraberler. İkili yaptıkları sade tercihlerle yalın ve temiz bir atmosfer yaratıyor. Bu atmosfer seyirciyi boğmuyor. Geçişlerin bu kadar yoğun olmasına rağmen izleyicinin seyir sıralamasında zorluk çıkmıyor. Rejinin zaman geçişlerinde yapmak istediği keskin değişimler oyunda hayat bulabilirse yazarların oyun hakkındaki övgüsü tamamlanmış olacak. Devasa dekorlarla mekanları oluşturmak yerine bir barkovizyon ve İrfan Varlı’nın tasarımını üstlendiği ışık tercihleri her şeyi çözmüş gibi. Bu yüzden de seyirci bir mağazadayken akabinde bankaya geçtiğinde konu takibini kaçırmıyor. Sahnede bizi abartılı bir dekorun aksine Bengi Günay’ın daha az ve minimal tercihleri karşılıyor. Sahnede işlevsiz tek bir şey var, o da tabut. El birliğiyle bir şeylerin cenazesini kaldıracağız derken tabutun sadece bir ışıkla geçiştirilmesi biraz haksızlık sanki. Oyun günümüzde geçtiği için kostümler de çağını karşılıyor. Kulisin sahne üstünde olması ve değişimleri bir tülün arkasında izlemek oldukça keyifli. Böylece hem oyuncuların telaşına ortak olabiliyor hem de oyunun akışına karşı merakınızı koruyabiliyorsunuz.

KAPİTALİZME SIKIŞIP KALMIŞ YAŞAMLAR

Tüm konunun geçtiği alan sahne içi ve sahne dışı olmak üzere beyaz ve siyah zeminle sınırlandırılmış. Tüm hayat siyahın üzerinde akıyor. Bu görüntü bana süprematizmin öncüsü Kazimir Maleviç’in “siyah kare”sini hatırlattı. Beyaz hiçliğin temsilcisiyken, siyahın her şeyi ve tüm duyguları barındırdığı tablodaki gibi oyun da siyah zeminin üzerinde kapitalizmde sıkışıp kalmış yaşamlarımızı bizlere sunuyor.

Krizler, savaşlar, büyük büyük konuşan abiler derken biraz nefes alıp gülmek, aynı zamanda da “normal”leştirilse de asla kabul etmememiz gereken bu ekonomik koşulları yeniden gözden geçirmek isteyen seyirciler için Ver Parayı iyi bir tercih olabilir. Oyun tiyatro festivaline hazırlanmış olsa da sezon boyu Moda Sahnesinde sahnelenmeye devam edecek.

NotOyunun afişi oldukça dikkat çekici ve başarılı. Bu yüzden Cansu Köksal ve Burak Günay’ı anmadan geçmek istemedim. Oyunu izlemek isteyenler 28-29 Kasım 2019, saat 20.30’u ajandalarına not edebilirler.

Evrensel

Yorum


işlemi tamamlayınız: