Kültür Sanat Sen: “Şiddeti Yaratan Kapitalist Politikalardır”

Pinterest LinkedIn Tumblr +

[ Kültür Sanat Sen /KESK ‘in Tiyatro dergisi’nde yayınlanan basın açıklamasını paylaşıyoruz.]

Toplum olarak deyim yerindeyse felaketlerle sınandığımız günlerden geçiyoruz. Karadeniz ve Trakya’daki Sel baskınları, Elâzığ depremi, Van’daki çığ felaketi ardından Suriye savaşı, Libya derken Dünya Sağlık Örgütü tarafından ilan edilen coronavirüs pandemisi de yaşadığımız çağa konulan son nokta oldu. Zaten kötü giden ekonomimiz neredeyse dibe vurma düzeyine geldi. Halk eve gelecek yardım kolilerini ya da bakkala yaptığı ekmek borcunu kapatacak kahramanları bekler oldu. Bu felaketler öncesinde her şey güllük gülistanlıktı da felaketler sonrası mı bu hale geldik? Elbette değil. Zaten kötü yönetilen ve kırılgan olan ekonomimizdeki gerileme, yaşanan felaketlerle birlikte zaten zorluklarla dolu olan emekçi halkın yaşamını bir kat daha zorlaştırdı.

Yıllardır beton ve savaş ekonomisiyle yönetilen ülkemiz ve dünya için hiçbir şey eskisi gibi olmayacak diyor yönetenler. Çünkü kapitalist politikalarla yaşam artık sürdürülemez hale geldi. İnsanlar aç, işsiz, özel sektörde bile iş bulabilmek torpil gerektirir hale gelmiş durumda. Kamu sektöründe iş bulmak demek ise zaten bir “devletlünün” eteğine yüz sürmeden olacak şey değil. Ekonomistler dünya ekonomisinin %3 Türkiye ekonomisinin ise %5 küçüleceğini ön görüyor. Ekonomide yüzde 5 küçülmek binlerce insanın işsiz, aşsız kalacağı demek. İşsiz-aşsız kalan insan psikolojisi de kendini artan şiddet vakaları ile gösteriyor. Emniyet verilerine göre bu dönemde aile içi şiddet % 38 artmış durumda. Bu durumun önüne geçilebilmesi için bir an önce, insanı merkezine koyan adil bütçe dağılımı sağlanmalı, üretime sağlığa eğitime kaynak aktarılmalı ve iş imkanları yaratılmalıdır.

Şiddeti yaratan kapitalist politikalardır.

Dün basında Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Mustafa Kurt’un saldırıya uğradığı haberlerini aldık. Şiddetin hakim olduğu, toplumsal nefret ve bireysel silahlanmanın körüklendiği, medya aracılığıyla şiddet ve mafya kültürünün pompalandığı bir ortamda bu tür eylemlerin git gide çoğalacağı maalesef ki bir gerçektir. Kendini savunma amacı taşımayan her türlü şiddete karşı olduğumuz kamuoyunca bilinmelidir.

Saldırıyı gerçekleştiren şahsın “davayı kazansalar bile göreve iade olunmayacakları” yolundaki söylentilerden ve Ocak ayından beri süren işsizlik koşullarının yarattığı olumsuz psikolojik şartlardan etkilenmiş olduğu da işin başka bir boyutudur. Yaklaşık 350 çalışanın bir günde, sorgusuz sualsiz işten çıkarılması da, büyük bir şiddet yöntemidir. Her şeye rağmen mafyavari hak arama yöntemlerinin sonuna kadar karşısında olduğumuz bilinmelidir. Sendika olarak; sınıfsal şiddet, kadına yönelik şiddet, ırkçı şiddet ve bütün ayrımcılığa dönük şiddet araçlarına karşı olduğumuz kadar, bir hak arama aracı olarak, hele ki hukukun olanakları tükenmeden, bireysel şiddet yöntemleriyle hak aramanın da karşısındayız.
Bu noktada iş yerlerinde şiddetin yok edilebilmesi için liyakat ve iş barışının sağlanması; devletin koruma, gözetme, kontrol etme ve önleme görevlerinin bir sosyal devlette olması gerektiği gibi yerine getirmesi gerekmektedir.

Tiyatrodergisi

Paylaş.

Yanıtla