SSM Müzede Sahne 2020…

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Dikmen Gürün

Sakıp Sabancı Müzesi (SSM), “Müzede Sahne Gösteri Sanatları Günleri” bu yıl 7-15 Ağustos tarihleri arasında yapılıyor. Güler Sabancı’nın desteklediği ve Sakıp Sabancı Müzesi, Sabancı Vakfı, Sabancı Üniversitesi katkılarıyla gerçekleştirilen etkinliğin ilk yılından itibaren (2017) Sanat Yönetmeni Emre Koyuncuoğlu, eminim ki her yıl olduğu gibi, bu yıl da Covid-19 kâbusuna rağmen, ekip arkadaşlarıyla birlikte başarılı bir performans sergileyecektir. Zaten ilk günlere dair aldığım duyumlar bunun işaretlerini veriyor.

‘Adı Sanı, İsmi  Cismi’

Müzede Sahne Gösteri Sanatları Günleri’nin bu yılki teması, “Adı Sanı, İsmi Cismi.”

Bu tema kadın haklarını savunan “İstanbul Sözleşmesi”nin yanında duruyor. Bu bağlamda, Sakıp Sabancı Müzesi Müdürü Nazan Ölçer “Umuyorum ki bu derin toplumsal yaramıza tiyatro aracılığıyla da dikkat çekmeyi başaracağız” derken, Sabancı Vakfı Genel Müdürü Nevgül Bilsel Safkan da vakıf olarak toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması, kız çocukların küçük yaşta evlendirilmelerinin engellenmesi için yaptıkları çalışmalara dikkat çekiyor. Olay tabii ki sadece kadın hakları değil. İnsan hakları, hayvan hakları, doğa hakları… Hepsini de hızlı bir biçimde ve vahşice istismar ediyoruz.

Yine Müzede Sahne’ye dönersek: Başta Emre Koyuncuoğlu ve ekibi, oluşturdukları programda toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kadının sahnedeki temsiliyeti gibi konular üzerinden yol alırken seçtikleri oyunlarda ve düzenledikleri söyleşilerde kadının indirgenemez, ötekileştirilemez varlığının, gücünün altını çiziyorlar. Genç kuşak yazarlara yönelerek onların kadın bedeni, kadın düşüncesi üstüne çalışmalarını sahne yorumlarıyla paylaşıyorlar. “Bu toplumda, her anlamda, her yerde, her şekilde, her cinste, her öneride kadının var olduğunun ironik bir şekilde altını çizmek adına bu yılki Müzede Sahne Gösteri Sanatları Günleri’nin teması ‘Adı Sanı, İsmi Cismi’ tanımıyla toparlandı” diyorlar…

Cehalet ve şiddet tırmanırken…  

Yeni bir şey mi kadına şiddet? Hayır. Tiyatromuzda, edebiyatımızda o kadar çok örneklerini gördük, okuduk, yaşadık ve yaşıyoruz ki… Bugün, 2020 ve hâlâ kadının bir mal olarak algılanmasına karşı mücadele sürüyor, çünkü baskı ve şiddet ve de cehalet giderek tırmanıyor. Besleniyor. Ne acıdır ki bu şiddet, adalet mekanizmasındaki boşluklar nedeniyle olsa gerek, Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açılan ve Mart 2019 itibarıyla 46 ülke ve Avrupa Birliği (AB) tarafından kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddete karşı imzalanan “İstanbul Sözleşmesi”ne rağmen yaşanıyor! Üstüne üstlük, şu günlerde AKP iktidarından birileri de gelenek, görenek, töre, din vs. gerekçeleriyle “Girdiğimiz gibi çıkarız biz bu sözleşmeden” diyorlar. Diyebiliyorlar! Daha çok kadın öldürülsün, daha çok kız çocuğu istismar edilsin, tecavüz olayları daha artsın diye mi? Buna sessiz kalmaz ve kalmayacaktır kadınlar!

Bence bu birileri, “İstanbul Sözleşmesi”nin “eğitim”le ilgili maddesini ve de profesyonel kadroların eğitilmelerinin ne denli gerekli olduğunu bir kez daha okusunlar… Belki bir izi kalır…

Bu bir gerçek ki The New York Times yazarlarından Tom Vanderbilt’in “Kafamızın İçindeki Duvarlar” yazısında belirttiği gibi, fiziki duvarlardan çok daha tehlikeli olabiliyor kafaların içinde yükselen böylesi duvarlar…

Evet, “Adı Sanı, İsmi Cismi” SSM’-de, o güzelim Fıstıklı Teras’ta, Orta Bahçe’de ve diğer açık hava mekânlarında Covid-19’a karşı maskelerimizle, mesafe kurallarıyla, 60 dakikayı geçmeyen ve çoğu 19.00 ve 21.00 saatlerinde başlayan etkinliklerle bizleri bekliyor. Bunu, 65 yaş üstü biri olarak söylüyorum. Çünkü zamanıdır artık ilgililerin bizim yaş kuşağı ile uğraşmayı bir yana bırakarak kuralları hiçe sayan kuşaklara yönelmelerinin..

Cumhuriyet

Paylaş.

Yazar Hakkında

Yazarın bütün yazıları için tıklayınız:

Yanıtla