Mimesis Bir Okuldur

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Mimesis 1990’lı yıllarda Boğaziçi Üniversitesi’nde  tiyatroyla uğraşan herkes için bir okul olmuştur. Neden mi? 1989 yılında üniversiteye ilk adımımı attığımda bırakın tiyatro yayıncılığının temel ilkelerini, tiyatronun temel kavramlarından bile habersizdim. Stanislavski’nin adını dahi duymamıştım. Lise yıllarında, okuduğumuz okulun eski mezunlarından olan sevgili Arif Akkaya’nın çabalarıyla başlatılan tiyatro çalışmaları sudan sebeplerle sona erdirilmiş, buna rağmen  Lorca’nın adını öğrenmemizi ve oyunlarını okumamızı sağlamıştı. Eylül çocukları olan bizim kuşak için Brecht’in adı  “Alman bir şair” olmaktan öteye gitmiyordu.

Kulübe katıldığım ilk yılda, Eylül öncesinin kültürel atmosferi ile doğrudan ilişki kurmuş belki de son kuşakla ilişki kurma fırsatını yakalamış oldum. BÜO içerisinde şekillenen yeni tiyatro yapılanmasının bir parçası olmak, her bakımdan inanılmaz geliştiriciydi. Öncelikle tiyatroya her zaman bütünlüklü bir yaklaşım söz konusuydu: “Ben oyuncuyum, çıkar oynarım” tarzından kolaycı yaklaşımlara düşülmemeye büyük özen gösteriliyordu. BÜO’da her zaman teşvik edilmiş olan kumpanya geleneği, bireylerin tiyatronun tüm alanları hakkında asgari düzeyde bilgi sahibi olmasına zemin hazırlayacak şekilde oluşmuştu. Ve bu alanlar arasındaki bağlantı da çoğunlukla entelektüel faaliyletlerle sağlanıyordu. Söz gelimi Epik Tiyatro tartışılırken sadece oyunculuk ya da oyun yazarlığı bağlamında ele alınmıyor; dekor, kostüm, ışık vs… gibi unsurlar da bu tartışmaların içerisine oturtulmaya çalışıyordu –ki bu zaten Brechtyen bir yaklaşımla çalışmayı seçmiş bir kumpanyada, kaçınılmaz biçimde böyle olmak zorundaydı. İşte Mimesis dergisi bu tartışmaların tam merkezinde yer alıyordu.

Mimesis, özellikle ilk yıllarında –ama bu özelliğini hala koruması gerektiği özenle vurgulanır- tam anlamıyla bir öz-eğitim malzemesiydi. BÜO’nun eğitiim-araştırma faaliyetinin sonuçlarının yayınladığı bir yayın olarak tasarlanmakla beraber, kendisi başlıbaşına bir eğitim aracıydı. Derginin sürekliliğini sağlayacak çeviri, redaksiyon, dizgi, mizanpaj, tanıtım ve dağıtım gibi en temel ihtiyaçları, tümüyle öğrenciler tarafından sağlanıyordu. Kulübe yeni gelen bir öğrenciden minimum düzeyde de olsa derginin hazırlığına katkı vermesi talep edilirdi. Yani her öğrenci bir sayfalık da olsa bir makalenin dizgisini yapmak, sırtına yüklediği bir çantayla İstiklal Caddesi üzerindeki kitapçıları gezmek ya da derginin tanıtımına katkı sağlamak amacıyla çeşitli gazetelerin kültür sayfası yöneticilerinin ziyaretine gitmek gibi işlerle yükümlüydü. Ama bunu yaparken, sadece emek isteyen fiziksel bir iş gerçekleştirmiyordu; dolaylı yoldan da olsa tiyatro alanında entelektüel bir gelişimi zorunlu kılan faaliyetlerdi bunlar. Örneğin  dergi bırakmak istediğiniz kitapçı ya da ziyaret ettiğiniz gazete yöneticisiyle derginin içeriği üzerine sohbet edebilmeliydiniz. İlerleyen aşamalarda her öğrenciden çeviri ya da redaksiyon işlerinde sorumluluk alması beklenirdi; bunu herkes -minimum düzeyde de olsa- yapardı. Bundan sonraki aşamalarda arzu edenler daha da fazla sorumluluk alıp özgün yazı üretme, derginin yayına hazırlık sürecinde ve içeriğinin belirlenmesinde aktif sorumluluk alma gibi işler de üstlenebilirlerdi ama önemli olan her üyeden o dönem için bir kulüp dergisi olan Mimesis’e belli bir destek sağlamasının beklenmesiydi. Dolayısıyla kulüp üyeleri sadece temel sahne bilgileri ile değil temel tiyatro yayıncılığı ilkeleriyle de tanışmış oluyorlardı. Şu an hala Mimesis içerisinde aktif sorumluluklar alan pek çok insanın, o dönemlerde ekilen tohumların hasatını biçtiklerini söylemek yanlış olmayacaktır.

Tabii zaman ilerledikçe Mimesis, Boğaziçi Üniversitesi’nin sınırlarını aştı ve genel akademik ilginin bir parçası olmayı başarabildi. Bunun doğal bir sonucu olarak da 6. sayısından itibaren Boğaziçi Üniversitesi’nin yayın ailesine katıldı. BGST’nin kurulmasıyla aktif kadrosu daha çok mezunlar tarafından oluşturulmaya başlandı. Ama genlerinde yer alan araştırmacı ve öz-eğitimci ruhu kaybetmemesi önemliydi.  Kişisel olarak Mimesis gibi bir derginin 20 yılı aşkın bir süredir aralıksız yayınlanabilmesinin, ancak ihtiyaç duyduğu insan gücünü kendi organizasyonu içerisinde üretebilme yeteneğiyle açıklanabileceğini düşünüyorum. Hepimiz o dergiyi var etme mücadelesi içerisinde şekillendik, öğendik ve kendimizi geliştirme fırsatı bulduk. O bizim için her şeyden önce bir okuldu, kadrosuna katılan yeni bireyler için de öyle olmaya devam edecektir.

Ve şimdi de Mimesis’in yayın serüveninde, açılan yeni bir sayfaya tanıklık ediyoruz. Web sitesi ile birlikte Mimesis kadrosunun önünde yeni ufuklar açılacaktır –ve tabii ki yeni sorumluluklar üstlenmeleri beklenecektir. Öğrenmeye devam ediyoruz, edeceğiz.

Paylaş.

Yazarın bütün yazıları için: Fırat Güllü

Yanıtla