Büyük Sultan Katalina – “Medeniyetler İttifakı”

Pinterest LinkedIn Tumblr +

CERVANTES tiyatro alanında Lope de VEGA ile CALDERON’un eriştiği başarıya ulaşamamış ama “altın çağ”ın yaratıcıları arasına girmiştir. Cervantes’ten, başta SENECA olmak üzere, klasik oyun yazarları, çağdaşları, İtalyan yazarlarının pek çoğu doğrudan etkilenmiştir. Ölümsüz “DON KİŞOT” dışında tam uzunlukta 10 oyun ile bunların perde aralarında gösterilen “ara oyun”lar yazdı. Tam uzunluktaki oyunlarının en iyisi, tek tragedya olan “Numancia”dır.

Cervantes’in Osmanlı konulu tek eseri ise “BÜYÜK SULTAN KATALİNA” daha önce Türkiye’de sahnelenmedi.

Cezayir’deki tutsaklık yılları boyunca Cervantes 4 komedi yazdı. Bunlardan biri, hiç görmediği İstanbul’da geçen Büyük Sultan Katalina dramatik anlar içerse de hem durumlar hem de diyaloglara dayalı esprilerle eğlenceli bir eser. Oyun trajediye yönelirken gürültü patırtı ve irrasyonel komedi yönü ağır basıyor. Katalina’nın yanında birbirine aşık tutsaklar ve komik Madrigal de öyküye paralel olarak işleniyor. “Tiyatro içinde tiyatro” uygulaması ile Madrigal karakteri “kara mizah” yapar gibi. Eserde verilen kilit mesaj; “medeniyetler ittifakı”, ilişkileri birbirinin zıttı olduğu söylenen iki inancın ve iki kültürün beklenmedik bir biçimde ve bir “hoşgörü” dersi vererek yaşaması.

Büyük Sultan Katalina’in ön gösterimi İspanya’nın Avrupa Birliği dönem başkanlığının kapanışı gününde yapıldı. 1600’lerde yazılmasına ve birçok dile çevrilmesine rağmen eser İspanya’da dünya prömiyerini ancak 1992 yılında Uluslararası Sevilla Fuarı’nda yapabilmiş.

Bizde de olaylı başlayan gelişmeler şöyle:

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Ajansı ile İstanbul Cervantes Enstitüsü’nün ortak bir proje üretme fikriyle başlayan ve DT’yi sıkıntıya sokan süreç, ilgili kuruluşların “Büyük Sultan” adlı eseri seçmesiyle başladı. Uluslararası alanda protokoller imzalandı. Başdramaturg Füruzan Tercan, oyunun sahnelenmesi için onay verdi. Eser metni, sahneleneceği DT Ankara Müdürlüğü’ne gönderildi. Metni okuyan Ankara Müdürü Serhat Nalbantoğlu, kurumun dramaturgu Gökhan Akçura’nın daha önce hazırladığı ‘DT’de oynanamaz’ raporunu gördü. Durum Genel Müdür Lemi Bilgin’e iletildi. Bilgin, Tercan’dan sorunu çözmesini istedi. Metni gören oyuncular da Bilgin’e başvurarak, “Bu metinle oynamamız çok zor” dediler. Bilgin’in, “Sorunu çöz” dediği Tercan, önce yönetmen Jose Maria POU ile görüşerek bazı bölümlerin çıkarılmasını istedi. Ancak Pou, “Bu yüzyılda Cervantes’i sansürletmem ve sansürlü bir oyunu yönetmem” diyerek, talebi geri çevirdi. Osmanlı padişahlarını küçümseyen bölümler olduğu için krize yol açan oyun, İstanbul’da Osmanlı İmparatorluğu döneminin önemli tarihi mekanları Topkapı Sarayı I. Avlusu, Aya İrini Kilisesi ve Sultanahmet’te sahnelenecekken Mimar Sinan Üniversitesi Tophane-i Amire’de 30 Haziran 2010 günü Gala yaptı. Ardından İstanbul Devlet Tiyatrosu Üsküdar Tekel Sahnesinde 2-3-4 Temmuz günleri sahnelendi.

Tiyatro Cervantes’in en büyük uğraşıydı fakat Lope de VEGA’nın başarısının ardında kaldı. Cervantes’in karakterleri alegorik, hareketleri “aksiyon-zaman-yer” olarak “üç birlik” kuralına uygun, eserleri “ahlaki bir sonla” tamamlanıyordu.

Cervantes yaratmış olduğu tiyatro eserleriyle yeterince övgü alamamış ve bu eserler sahnelenememiştir. 1615 yılından 1992’ye kadar, yaklaşık 400 yıl boyunca “Büyük Sultan” beklemek zorunda kaldı.

Miguel de Cervantes SAAVEDRA 1547 yılında Alcala de Henares’te doğdu. 7 Ekim 1571 de İnebahtı savaşında bulundu. 1575 yılında İspanya’ya dönerken tutsak alındı. 1580 yılında serbest kaldı. 1600’de Madrit’e yerleşti. 1604’te DONKİŞOT’u yayınlatabildi. 1616 da öldü.

Cervantes tutsaklık konulu diğer (“Cezayir Zindanları- Cesur İspanyol”) yapıtlarından farklı olarak “Büyük Sultan Katalina”nın büyük bir bölümünü hiç görmediği İstanbul’da, olaylar dizinini de III. Murad devrinde 1600 yılında geçirir. Eserdeki bilgileri 2. elden edinmiştir. Tarih araştırmaları Cervantes’in yayınlanan sekiz oyunundan biri olan Büyük Sultan Katalina’daki “Büyük Sultan”ın hiç var olmadığını göstermiştir. Ama yazar gerçek olaylardan ilham almıştır. II. Selim’in cariyesi Nur BANU Sultan aslen Venedikli Baffo ailesinden gelmekte, Korfu’da korsanlarca esir edilip İstanbul’a getirilen bir kızdır ve III. Murad’ın annesidir. Cervantes, “Büyük Sultan Katalina”da harem hayatını, elçilerin kabul törenlerini, Türklerin örf ve adetlerini, genel olarak Osmanlı yaşam tarzını yansıtmıştır.

Ayrıca o dönemde Osmanlı İmparatorluğu ile İran arasındaki husumet, padişahın Cuma selamlığı törenleri, İspanyol esir Madrigal’in Müslüman bir kadınla birlikte bulunması, İspanya hesabına çalışan casus şebekesi eserinde yer alan gerçeklerdendir. Yazar toleranslı bir Türk tipi çizmiş, padişah III. Murad’ı bağışlayıcı, sevdiği kadın için her fedakarlığı yapabilen bir insan olarak tanıtmıştır.

Cervantes bu oyunla “saray komedisi” adı verilen bir türü başlatmıştır. Aslında bu eser İtalyanca’da “Opera Buffa” adı verilen bir komik opera türü. Cervantes aynı zamanda Türklerle de bir parça eğlenmiş, onları alaya almıştır. İşte bu nedenle Devlet Tiyatroları’ndaki sicili “bozuk” olarak işlenmiş olabilir. “Büyük Sultan Katalina”da Cervantes gerçekle hayalin iç içe olduğu (ama neyin gerçek neyin uydurma olduğu bizim için meçhul olmayan) gerçeklere bağlı kalmakla beraber tali konularda hayal gücünü çalıştırdığı bir eser ortaya çıkartmış.

“Cervantes’in “Büyük Sultan”ı bir kurgu, bir eğlence olarak, hiçbir tarihi kayıt ortaya koyma amacı gütmeden, duyduklarını, okuduklarıyla birleştirerek ve tiyatro kurallarından, tarihi gerçeklerden bağımsız olarak büyük bir serbestlikle” yazdığını belirten oyunun yönetmeni Jose Maria POU, “birbirinin zıttı olduğu söylenen iki medeniyetin, iki kültürün örnek hoşgörü dersi vererek şaşırtıcı şekilde bir arada yaşaması Cervantes’in söyleminin evrenselliğinin mükemmel bir göstergesidir” diyor. Yönetmenin altını çizdiği bir başka konu da “aşktan kaynaklanan çatışma ve dini çatışma”. İlk sahneden itibaren bunu yoğunlukla hissettiriyor.

Büyük Sultan Katalina’da Ankara Devlet Tiyatrosu sanatçıları;

Hakan Meriçliler, Turgay Kılıç, Olcay Kavuzlu, Ünsal Coşar, Nimet İyigün, Durukan Ordu, Emrah Keskin, Cüneyt Mete, Murat Çidamlı, Emre Ön, Can Öztopçu, Tolga Çiftçi, Ötüken Hürmüzlü, Güven Besimoğlu, Ertunç Uygun, Gonca Erçil, Erdal Küçükkömürcü, Alev Arslan, Dilber Evrim, Alev Bağcı, Birce Birsel Çağlar, Zerrin Çağlar, Tuba Erkan Tazebaş, Merve Gül, Hande Kaptan, Derya Özkan, Burcu Pekkaya, Pelin Tozkoparan, Murat Bayer, Acan Ağır Aksoy, Anıl Çıggın, Anıl Eroğul, Köksal Ünal, Kubilay Karaburçak, Burçak Kaya, Serhat Şahinsoy, Berkay Veli sahne alıyor.

Müzisyen olarak ise Ediz Şekercioğlu (çello) ve Onur Aymergen (gitar) görev almışlar. Tempolu, tartımı yerinde, neşeli, izlenebilir bir oyun sergiliyorlar.

Behlüldane TOR’un dekor tasarımı ile Yakup ÇARTI’nın ışık tasarımı bir bütün oluşturmuş. Oyunun su üzerinde oynanması kolaylık ve duygunun seyirciye en etkili bir şekilde geçmesini sağlamış. Funda KARASAÇ’ın giysi tasarımı 17. yüzyıldan gelen bugünkü bakış açısını yorumlamış.

1615’den bu yana sayısız okuyucuyu neşelendirdikten sonra, bu masalsı oyunun mizahını sahnelere yansıtmada gösterdikleri başarı nedeniyle görev alanları kutlarım.

Dinsel, sosyal ve kültürel önyargılara karşı insani tutkular ve hoşgörüye destek veren bir beyan olarak umarım gelecek mevsim Devlet Tiyatroları repertuarında yer alır.

Paylaş.

Yazarın bütün yazıları için: Dündar İncesu

Yanıtla