Alaaddin’in Sihirsiz Lambası

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Muammer Başar*

Her şey eşittir hiçbir şey

Antalya B.Ş.B Şehir Tiyatroları 

Tiyatro neydi? Tiyatro hem seyir yerinin hem de o alanda yapılan eylemin ortak adı. Biraraya gelinen o yerde emek verilerek oluşturulan bir yeniden yaratma eylemi gerçekleşir. Günlerce, bazen aylarca sadece bir saatlik temsil için ciddi mesailer harcandığını tiyatro mesleğini icra eden de etmeyen de bilmektedir. Tabii bunun için sadece emeğin yetmediği, yetmeyeceği de biliniyor. Tiyatro seyirci ile var olan bir yapıdır. Seyirci içinde bulunduğu dünyanın dışında başka bir dünya peşindedir. Zevk alma, eğlenme bazen bir şeyler anlama ve öğrenmekten bile öncelikli olabilir. Tiyatro oyunlarının, estetik bir yapı içerisinde göze, kulağa ve duygulara hitap etmesi seyir zevkini oluşturur. Sahne üzerindeki dekor, kostüm, ışık, müzik ve oyuncu, seyirci ile iletişim kurmak için kullanılan araçlardır. Bu araçları kullanırken de neyin gerekli neyin gereksiz, neyin fazla neyin az olduğunu saptayarak uyumlu olması göz önünde bulundurulur. Doğanın nasıl bir denge ve uyumu varsa sahnede de üretilmiş, kotarılmış bir iklim, sistem, yapı kurulur. Sahnedeki herhangi bir eksiklik ya da fazlalık denge ve uyumun bozulmasını, dolayısıyla seyir zevkini etkiler. Demek emeğin böyle bir birikim ve duyuşla harmanlanması da gerekiyor.

Minimalist yaklaşım tiyatro ve diğer sanat dallarında çok önemli bir noktadadır. Tiyatro sanatı bir tasarımdır ve bu tasarım olabildiğince sadeleştirildiği zaman anlamsal değerlerine kolayca ulaşabilir. Dekorun oyunda hangi anlamda kullanıldığı, ışığın ve müziğin duygu durumlarına göre kullanılıp kullanılmadığı, kullanılan kostümün karakterle olan bağlantısı, seçilen dans koreografisinin konu ile bütünlüğü gibi sıralanabilecek nüvelerin seyirci ile iletişimi de gözetilerek; sebep sonuç, işlevsellik ve estetik kaygıların sorgulanması gerektiği gerçeğine ulaşırız. Sorgulanan bu eylemde anlatılmak istenilenin ne olduğu ve ne ile anlatmak istenildiğine karar verilmedir. Bir şeyi birçok yöntem ile anlatmak mümkündür ama bir yöntemi seçmek durumundayızdır.

Bu girişten sonra 25. Bursa Uluslararası Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivalinde Antalya Şehir Tiyatrosu’ndan izlediğim, rejisi Hüseyin Atav’a ait  ”Alaaddin’in Sihirli Lambası” oyununa gelmek istiyorum.

Oyunun künyesinde şunlar yazmaktadır: “Alaaddin ve arkadaşı Abu, Agrabah şehrinde eğlenceli bir hayat sürmektedirler. Alaaddin’in Prenses Yasemin ile karşılaştığı andan itibaren bu yaşam bambaşka bir hal alacak ve onları yepyeni bir maceraya sürükleyecektir.”  Maceramız, müzik, dans, dış ses, rengarenk ışıklar, Alaaddin’in akrobatik hareketleri derken görsel bir şölenin ortasında kendimizi bularak başlıyor.

Abu Agraba Kralı, kızı Yasemin’i evlendirip tahtını damadına bırakmak ister ama Yasemin aşık olarak evlenmek istemektedir. Kral, kızının karşısına damat adaylarını getirir. Bu damat adaylarını gösterme ve Yasemin’in beğenmeme olayı sahneye bir  gölge perdesi kurularak tasvirlerle gösterilir. Kanlı canlı Yasemin gitmiş yerine kuklası gelmiştir. Gerçek sahne düzeninden hayali düzene geçtiği anda artık sahnelerin bu düzlemde ilerleyeceğini düşünmeye başlıyoruz. Çok kısa bir süre sonra yani Yasemin’in damat adaylarını beğenmediğini gördükten sonra gerçek sahneleme biçimine geçiliyor ve kanlı canlı oyuncuları tekrar sahnede görüyoruz. Oyunun bundan başka hiçbir yerinde gölge perdesi kullanılmıyor. Bu noktada gölge perdesini kullanarak ne anlatılmaya çalıştığını anlamaya çalıştım bir süre. Acaba Yasemin’e babasının damat adaylarını göstermesi bir hayal ya da rüya mı? Ama rüya veya bir hayal olsa o sahneden önce bir önsemesi yapılır ya da sahne bitiminde hayal ya da rüya olduğunu belirten söz, ışık, dans vb. şeyler olması gerekirdi. Oyunun genelinde gölge perdesini bir defa görmemiz bir anlam oluşturmamıza yardımcı olmayarak kafamızda soru işaretleri bırakıyor. Gölge perdesinin konulmasının amacının damat adaylarının fazla olması ve gerçek olarak o sahneyi canlandırmanın zaman kaybına yol açacağını düşündüklerini düşünüyorum. Bu rejide pratik bir çözüm olarak kullanılmış olabilir ancak anlamsal olarak bizi seyir zevkinden koparmayla sonuçlanıyor.

Oyunun başından sonuna kadar Alaaddin’in yanında bulunan bir maymun görüyoruz. Sihirbazın yanında da bir papağan. Alaaddin’in maymunu el ile oynatılabilen bir kukla olarak tasvir edilmiş. Sihirbazın yanındaki papağana baktığımızda bir oyuncunun makyaj, aksesuar ve kostümlerle papağana benzetilmeye çalışıldığını görüyoruz. Bu durum bir tutarsızlık olarak karşımıza çıkıyor. Böyle bir durum karşısında papağanın maymundan farklı bir işlevini ya da maymunun papağandan farklı bir işlevini görmek için beklenti içerisine giriyoruz. İkisinin de aynı işleve sahip yani sahiplerinin yanında gezen birer hayvan olduğunu  gördüğümüz halde farklı formlarda sunulmasının bir anlamı olup olmadığını anlayamıyoruz.

Alaaddin’in lambasını elleri arasında ovuşturduktan sonra bir cin çıkar. Lambadaki cin, sahnenin arkasında bulunan sinevizyon perdesine video formatında yansıtılarak gösterilir. Gölge perdesi gibi geleneksel bir araçtan sonra bu defa çok modern bir anlatım aracı kullanılır. Alaadin’i oynayan oyuncu daha önceden kayıt alınmış bu modern perdeye yansıtılan videodaki cin ile konuşur. Karşılıklı konuşmalardan cinin lambanın içinden çıktığını anlarız. Daha sonraki sahnelerde ise cini artık perdedeki videoda değil kanlı canlı olarak sahnede görüyoruz. Alaaddin lambayı ovuşturduğunda perdeye yansıyan cinin lambanın içinden çıktığını anlamıştık ama gerçek olarak gördüğümüzde nereden çıktığını anlamak bir hayli güç. Burada da bir tutarsızlık söz konusu olduğunu görüyoruz.

Alaaddin’in cinden bir dileğini gerçekleştirmesini istediği sahneye baktığımızda; sahne birden kararır ve sahnenin ortasına dikdörtgen bir platform getirilir. Platformun üzerine yapıştırılmış veya çizilmiş yıldızlar bulunur. Black light ışık sisteminde (bu defa başka bir anlatım aracı daha kullanılmış oluyor) yıldızlar parlamaktadır ve platformun arkasında Alaaddin’in dilek dileme sahnesi gerçekleşmektedir. Alaaddin’in ikinci ve üçüncü dilek dileme sahnesinde, sahnede hiçbir değişiklik olmuyor. İlk dilek dilediğinde ortada blacklight sahne düzenine ihtiyaç duyulan hiçbir sebep belirtilmiyor. Black light sahne düzeni olmadan da Alaaddin’in dilek dileyebildiğini ve farklı hiçbir şey olmadığını gördük. Yine beklenti içerisine girdiğimiz ve anlamını kavrayamadığımız bir sahne ile karşı karşıya kalıyoruz.

Aslına bakarsak oyun hakkında çok şey düşünülmüş her şey ile anlatılmaya çalışılmış ama sonuçta hiçbir şey anlatılmamıştır. “Bizde bu da var bunu da koyalım sahneye” mantığı ile oyunun yönetildiğini düşünmek de söylemek de istemiyorum. Ancak sebep sonuç ilişkisi kuramadığımız sahneleme biçimlerinin bir arada kullanılması oyunun genel seyrini etkileyerek anlamsızlaştırmaktadır. Anlatılmak istenilen konu “birçok şey” ile anlatılmaya çalışıldığı ve kullanılan sahneleme biçimlerinin arasında bir bağ kurulmamış olduğu için seyirci “kopuk kopuk” denilebilecek bir algılamanın içinde kalıyor. Kullanılan sahneleme biçimleri, hepsinin ayrı ayrı kendi içlerinde estetik bir yapıya sahip olduklarını ama aynı anda farklı sahneleme biçimleri yüzünden organik bir yapı sağlanamadığı için estetik bütünlükten yoksun kaldığını görüyoruz.

Sonuç olarak kalabalık, karışık bir anlatımın Alaaddin’in lambasındaki sihri yok eden bir sonuç yarattığını söyleyebiliriz. Yine de sahnede Alaaddin dileklerini diledi ve gerçekleştirdi. Şimdi biraz da biz tiyatro için dilekte bulunsak fena olmaz herhalde? Dilekler söylenirse gerçekleşmezmiş; o yüzden en iyisi şöyle yapalım; benim dilediğim bende sizin dilediğiniz sizde kalsın!

*Busa Uludağ Üniversitesi GSF Sahne Sanatları Drama Yazarlığı ve Dramaturji Anasanat Dalı 3. Sınıf öğrencisi.

Paylaş.

Yazarın bütün yazıları için: Muammer Başar

Yanıtla