Anadolu’nun Kadınlarına Saygı Duruşu

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Bahar Çuhadar

Yıldız Kenter ve Güngör Dilmen’in yarattığı kült eser ‘Ben Anadolu’ Ayça Bingöl’ün başarılı oyunculuğuyla seyirci karşısında. Anadolu’nun yaratıcı kadınlarının güçlerini de, zaaflarını ve maruz kaldıkları acıları da ele alan bir kadınlar geçidi…

Ben Anadolu (Beş üzerinden üç buçuk yıldız)
Mam’art Tiyatro
Yazan: Güngör Dilmen
* Yöneten: Görkem Yeltan
Oyuncu: Ayça Bingöl
* Süre: 75 dakika
* Ne zaman, nerede: Bu akşam 19.00’da Teos Antik Kenti’nde (İş Sanat Antik Sahne serisi kapsamında) ücretsiz olarak izlenebilir. 22 Ekim Cumartesi, 20.30’da ise Bursa BAOB’da (Bilet ücreti 139 lira).

Anadolu’nun 6 bin yıllık geçmişine ismini kazımış ya da kimseler fark etmese de izini bırakmış kadın karakterlerden oluşan bir geçit ‘Ben Anadolu’. İsmi tiyatromuzun biriciği Yıldız Kenter’le özdeşleşen bu kült metin, tiyatromuzun bir başka büyük ismi Güngör Dilmen’in kaleminden, Kenter’in önerisi üzerine çıkmıştı.
1983-84 sezonunda başlayıp ABD ve Avrupa’da da seyirciyle buluşan oyunu Yıldız Kenter 2008’de yeniden sahnelemişti. Kenter’in öğrencilerinden Ayça Bingöl, Anadolu’nun yaratıcı, üretken ve ‘zaaflarıyla da güçlü olabilen’ kadınlarına çarpıcı bir saygı duruşu niteliğinde olan oyun metnini 2020’de adeta bir miras olarak sırtlandı.

Görkem Yeltan yönetimindeki, Mam’art Tiyatro yapımı ‘Ben Anadolu’yu geçen cumartesi oyunun doğasına müthiş uyum sağlayan bir mekânda izleme şansına eriştim. İş Sanat’ın başlattığı, heyecan verici oyun serisi ‘Antik Sahne’ kapsamında, Patara Antik Kenti’nde bulunan ve bana sorarsanız bu devasa alanın en etkileyici kısımlarından olan Likya Meclis Birliği Binası’nda seyirciyle buluştu. Mekânın oyuna uygunluğunun tek sebebi burasının MÖ 8 bine inen bulgularla bir antik yaşam alanı oluşu değil. Daha çarpıcısı, 34 senedir bölgedeki kazıları yürüten Prof. Dr. Havva İşkan’ın hep aktardığı üzere Likya Birliği’nin kadınların ön planda olduğu, hayatın pek çok alanında anaerkil düzenin sürdüğü bir uygarlık oluşu… Hal böyle olunca daha baştan duygusu güçlü bir gösterimdi bizi bekleyen.

Hem sert hem de mizahi bir dil

Ayça Bingöl elinde sepeti, üzerinde beyaz elbisesiyle Dilmen’in kaleme aldığı Anadolulu kadınlardan seçilmiş karakterleri sıralıyor bize. “Zamanımız 6 bin yıl, sahnemiz bütün Anadolu… Bu akşam çağlar içinde uçacağım, havalanacağım” sözleriyle anlatıcı oyuncu olarak açılışı yapan Bingöl, birbirini takip eden bölümler boyunca Anadolu’nun farklı kadınlarına bürünüyor. Sepetindeki aksesuarlar ve projeksiyonda her bölüme eşlik eden video, animasyon, kısa film ve ebru görüntüleri eşliğinde…

‘Ana tanrıça’ Kübele’yle başlıyor; MÖ’den Osmanlı’ya uzanan bir tarih çizgisinde sultanlara, köylü kadınlara, Amazonlara, Çingenelere, imparatoriçelere, mitolojik karakterlere uğrayarak bizi 12 karakterle buluşturuyor. Kübele, Artemis, Kassandra, Zeliha, Ihlamur Hanım, Sofia Schliemann, Theodora, Salmakis, Lamassi, Nilüfer Hatun, Ayşe Sultan, Niyobe… Tarihten ve mitolojiden, saraylardan ve dağlardan çıkıp gelen bu kadınların anlattıklarındaki asıl çarpıcı yön, metnin Anadolu kadınını ‘yüceltmek’ gibi tek bir amaca yönelmemesinde. Gayet ‘hınzırca’ kaleme alınmış bir metin önümüzdeki. Evet, oyunun temel söylemi Anadolu kadınının doğa ve insan hamurunu kullanarak yeni bir uygarlık yaratmasına dayanıyor ama bunu yaparken kadınların sadece gücüne, bereketli ellerine atıfta bulunmuyor. Kadınların bu topraklarda çektiği acılara, maruz kaldıkları şiddete, zalimliğe, tecavüze varıncaya kadar tarih boyunca değişmeyen ‘yazgılarını’ hem sert hem de mizahi bir dille anlatıyor.

Ayça Bingöl’ün her karakteri ayrı bir beden dili ve tonlamayla canlandırdığı oyun, şüphesiz söylemiyle hayli etkileyici. Keza Bingöl’ün karakterleri belirgin bir samimiyetle sahiplenişi de çok göz alıcı.

Her karakteri ayrı bir beden dili ve tonlamayla canlandıran Ayça Bingöl’ün onları belirgin bir samimiyetle sahiplenişi göz alıcı.

Lakin oyunun -belki biraz güncel hassasiyetlerle izlediğim için- dramaturjik yaklaşımında eksik kaldığını hissettiğim anlar oldu. ‘Komik’ bir dille yazılmış olsa da taciz/tecavüz sahnesinin seyirciyle çarpıştığı anın biraz daha mesafeli işlenmesini beklerdim örneğin. Ya da metinde ayrı ayrı sıralanan kadınlar olarak izlediğimiz karakterler arasında sahne üstünde bir şekilde bağ kurulmasını (belki koreografik bir müdahaleyle) bekliyor göz… Karakter öyküleri arasında hem koreografisi hem dramaturjik yaklaşımıyla (çocukluktan itibaren durmadan evlendirilen bir kadının hayatını dozunda bir eleştirel mizahla sunmayı başaran) en akılda kalıcı bölümse ‘Ayşe Sultan’ kısmı olmuş.

Öte yandan oyunu zayıflatan asıl unsur, arkadaki görüntüler arasında ne biçim ne içerik açısından bir uyum olması. Kısa filmden animasyona farklı türlerin kullanılması aralarında estetik bir dil birliği olmasına engel değil… Dahası kimi görsellerde düşük çözünürlük sorunu ya da tüm bölüm boyunca aynı objenin basit bir çiziminin dönüp durması gibi algı dağıtan detaylar mevcuttu.

Kısa film kısımları -Ayça Bingöl’ün ekran oyunculuğunun etkileyiciliği ve nitelikli görüntü yönetimiyle- oyunun duygusunu daha iyi yakalamıştı örneğin. Ezcümle arka plandaki görsel karmaşa, öndeki oyunun akışını ne yazık ki olumsuz etkiliyordu.

‘Ben Anadolu’ çarpıcı bir metni iyi bir oyunculukla buluşturan ama sahne ve ekran akışına getirilecek güncellemelerle etkisini katbekat arttıracak bir oyun…

Hürriyet

Paylaş.

Yazarın bütün yazıları için: Bahar Çuhadar

Yanıtla