Kadının Gözünden Savaş: Troyalı Kadınlar

Pinterest LinkedIn Tumblr +

[Nilay Göl’ün Tele1’de yayımlanan haberinin bir kısmını okurlarımızla paylaşıyoruz.]

Atina’lı oyun yazarlarının en büyüğü olan Euripides tarafından kaleme alınan ‘Troyalı Kadınlar’, 24 Kasım Cuma günü Tatavla Sahne’de tiyatroseverlerin huzuruna çıktı.

Yönetmen koltuğunda Erhan Tuna’nın oturduğu ‘Troyalı Kadınlar’, Tatavla Tiyatro tarafından sahneleniyor.

‘Troyalı Kadınlar’, Antik Çağ’dan bugüne savaşlarda, sınırlarda, mülteci olarak ya da kendi ülkesinde özgürlüğünü, kadınlığını, sevdiklerini, değerlerini, vatanlarını savunan kadınların tragedyası…

Troyalı Kadınlar’ı, yönetmeni Erhan Tuna, Andromache’yi canlandıran Tuba Zehra Sağlam ve Troyalı Kadınlar’dan bir tanesi olan Ece Bağcı’dan dinledik.

Nuri Bilge Ceylan’ın son filmi ‘Kuru Otlar Üstüne’de ‘Sevim’ karakterine hayat veren Ece Bağcı da Troyalı Kadınlar’dan bir tanesiydi… “Bugün bu sahnede insanların, kadınların seyirciyle arasındaki o bağ olduğumu hissettim ve inanılmaz bir histi benim için” ifadelerini kullanan Ece Bağcı, sözlerine şu şekilde devam etti:

“Tam da bu zamanda bu tür oyunlar oynanmalı, bu tür oyunlar izlenmeli. Özellikle ne yapacağımızı bilemediğimiz zamanlarda en azından anlamaya çalışmak veya hissetmeye çalışmak çok kıymetli bir durum. En azından burada birkaç kişiye bile olsa oradakileri hatırlatabildiysem, akıllarına getirebildiysem ne mutlu bana.”

“Yıllar yıllar yıllar önce yazılmış bu metnin bugün hala geçerliliğini koruyor olması çok acı bir şey” diyen Tuba Zehra Sağlam, şu ifadeleri kullandı:

“Bir savaşın kadınlar üzerinden etkisini görüyoruz. Bunun hala geçerli oluyor oluşu insanoğlunun ne kadar bencil, ne kadar egoist olduğunu gösteriyor. ‘Ne için savaşıyoruz?’ ve ‘Niye savaşıyoruz?’…  Bugün oynadığım Andromache benim için çok acı bir Andromache. Ben sadece oynadım ve inanın iliğime kadar hissettim. ama bunu yaşamak başka bir şey, hissetmek başka bir şey. Utanıyorum. Evet, şükrediyorum çocuğumla geçirdiğim her ana, çocuğumun gözünün içine bakabiliyorum ama diğer tarafta çocuğunun ölüsünü torba ile taşıyan anneyi görünce utanıyorum. Ben insanların böyle oyunlara gelmesini istiyorum utanmaları için. Çünkü; biraz utanmaya ihtiyacımız var bizim, biz utanmayı unutmuşuz. Biz edebi, ahlakı unutmuşuz.”

Hekabe’nin “2 bin yıl sonra bile adımızı anacaklar, oysa siz unutulacaksınız” repliğini hatırlatan Erhan Tuna, Troyalı Kadınlar’la ilgili şunları söyledi:

“Hekabe’nin repliğinden yola çıktık. 2 bin yıl sonra Troya meselesine bakmak ya da savaş olgusuna bakmak…”

– Dekorda tavana asılı olan onlarca ayakkabı toplumsal ve tarihsel bakımdan uğranan baskıları mı simgeliyor, ölümü mü?

Erhan Tuna: İlk çıkış noktamız göçmenler meselesiydi. Yerlerinden yurtlarından edilen insanlar… Troyalı kadınlar da zorla gemiye bindirilip yerlerinden yurtlarından ediliyordu, göçmenlik durumuna zorlanıyorlardı. Ayakkabıları da yukarı asalım dedik ve onlarında yakılarak yok edilmesinden sonra zaten Troya ortada kalmıyor.

Tuba Zehra Sağlam: Aslında hem baskılar hem ölümler. Bir cenaze olduğu zaman kapının önüne konulan ayakkabı ya da sokaklarda bırakılan ayakkabılar, sahipsiz kalınan eşyalar… Çünkü, bir zamanlar o ayakkabıları giyenler vardı. Oyundaki ayakkabılar da buna birazcık hizmet eden bir noktada.

Ece Bağcı: Bize ne ifade ediyorsa ona göre değerlendirdik. Kimimiz için sokakta yatan bir cesedin delik ayakkabısı, kimimiz için ölen birinin arkada kalan ayakkabısı…

– Tragedya doğası gereği mutsuz sonla bitiyor ama seyircide değişimin mümkün olduğu duygusunu ve düşüncesini yeşertiyor. “En zavallı yaşamda bile umut vardır”… Troyalı kadınların cesaretine ve mücadelesine tanıklık ediyoruz oyunu izlerken de. Kadınlara bu gücü veren duygu ne? Umut mu?

Erhan Tuna: Tragedya genellikle mutsuz sonla biter ama içinde değişime ilişkin bir umudu taşıdığı için mutsuz sonla biter. Tabii ki insanoğlu umutsuz yaşayamaz. Tragedya Antik Yunan’da da insanı birtakım şeylerle sınar. Seyirciye bunları göstermek nedir? Katarsis diye bir terim vardır, Antik Yunan’da da ‘arınma’ diye geçer. Katarsis; insanların korku, öfke, acıma vs gibi duygulardan arınarak bunların üzerine gitmesi, bunlara bilinçle eğilmesidir. Umutsuz bir oyun ama insanlığın bu durumdan kurtulacağına ilişkin bir umudu barındırsın diye sahneleniyor.

Tuba Zehra Sağlam: Bunu belki daha geçmiş bir zamanda sormuş olsaydınız umut diyebilirdim ama bu sadece umut değil. Bu bir direniş, bu bir özgürlük direnişi aslında. Andromache’yi canlandırıyorum, evladı öldürülen bir anneyi canlandırıyorum ve ne yazık ki bu dönemde çok fazla evladı öldürülen Andromache’ler var. Ve bu baktığımızda umut ama bir direniş, bir başkaldırış. Elbette ki umudun olmadığı yerde özgürlük savaşını veremezsiniz. İnancın olmadığı yerde bunu yapamazsınız. Evet, umut var ama burada bir başkaldırı da var. Barış ancak özgürlükle gelebilecek bir şey.

Ece Bağcı: Hiçbir zaman kadınların umudu yok olmamalı. Yok olmadı ki bugünlere gelebildik. Bu nedenle kesinlikle bir umut olduğuna inanıyorum.

devamı için tıklayın: Tele1

Paylaş.

Yanıtla