“Gong”: Bir ayin, Ritüel Ya Da Festival Ama Özünde Bir Dans Performansı

Pinterest LinkedIn Tumblr +

[Betül Memiş’in CNN Türk‘te yayımlanan ve Filiz Boşkuş Al ile yaptığı söyleşinin bir kısmını okurlarımızla paylaşıyoruz.]

“Gong”un doğuşunu ve sizi, bu performansı sahnede endam ettirmeye heves ettiren süreci anlatır mısınız?

Bu sorunun cevabı için yaşamımdaki bazı şeyleri özetlemem gerekecek. Öncelikle sahnede bedenin, fiziksel olanın ön planda olduğu anlatım biçimleri her zaman ilgimi daha çok çekti. O yüzden bu konuda kendimi geliştirmek için şans eseri 2011’de Japonya’dan Iida Shigemi’nin “Beden-Zihin-Sihir” başlıklı atölye çalışmasına katıldım. Sonradan “3 Hazine” olarak devam ettiği bu paylaşımlar yaşamımı tümüyle etkiledi. 12 yıl boyunca dönem dönem Shigemi’nin asistanlığını yaptım. Her gün dans etmeye başladım. Bedenle ifade etme gücü kazandıkça sahnede yapabileceklerimi de merak etmeye başladım. Bir yandan anne olmak, çocuklarla büyümek yaşama bakış açımı, ne istediğimi, sorumluluklarımı, sahnede nasıl var olmak istediğimi etkiledi ister istemez. Daha varoluşçu bir yerden bakmaya başladım sanırım. Jung, Maslow, Rollo May, Nietzsche, Spinoza, Ursula Le Guin, Joseph Campbell, Clarissa Estes gibi insanlar eserleriyle beni çok etkilemeye başladı. Tüm bu insanların etkisi yaşamımın bir parçası olan “3 Hazine”yle de buluşunca bir şekilde “Gong”un hikâyesi şekillenmiş oldu. Bir yandan da çocuklarıma bakmayı seçtiğim için 8 yıl boyunca sahneye ara verdim. İçimde biriken enerji pandemiyle yerinde duramaz hale geldi ve fitil 2021-2022’de ateşlenmiş oldu!

“Gong”un karakterlerini ve dansının çerçevesini yaratırken ve sahnede şekil verirken öncelikleriniz nelerdi? Anlatım güzergâhınızda şekillenme aşaması nasıl gerçekleşti?

Dediğim gibi artık her gün dans ettikçe, bana göre diğer bir deyişle; hazineleri açtıkça, alışkanlığımdan bağımsız bir şey ortaya çıkarmam mümkün değildi. Çünkü her gün pratik ettiğim dansta bazı biçimler yakalamaya başlamıştım. Belli bir konuyla birlikte bu biçimin nereye doğru gideceğini de merak ediyordum. Konuysa daha çok şöyle şekillendi. “Yaşamda tüm organizmaların tek bir amacı vardır. Kendi potansiyellerini hayata geçirebilmek” Rollo May, “Kendini Arayan İnsan”da böyle diyor. Biraz evvel adından söz ettiğim tüm yazarlar, beni etkileyen tüm insanlar bu ortak noktada buluşuyor hep. Yaşama, kendimizi var edebilmek, gerçekleştirmek, potansiyel ve olanaklarımızı geliştirip, büyütmek için geldiğimizi düşünüyorum. Bu çocuklarımın bana hep hatırlattığı bir şey: Özellikle ilk 3 yıl, neredeyse her gün yeni bir şeyle karşılaşıp, yeni şeyler öğreniyorlar. Keşfettikçe, öğrendikçe ve yapabildikçe hep daha ileriye gitmek istiyorlar. Yapabildiklerini gördükçe yaşadıkları o tatmin, coşku ve hep ilerleme isteği, sınırları aşma isteği biz de var olan özellikler. Kendimizi ifade ettikçe daha da büyüyoruz, yaratıyoruz. Yarattıkça da anlamı buluyoruz ya da anlamı buldukça yaratıyoruz bilmiyorum. Tüm bu düşünceler ışığında sahnede yapmak istediğim şeyin herkese iyi gelmesi ilk amaçladığım şeylerden biri oldu. Bir şekilde ilham olması, etkilemesi, yaşama sevinci ve gücü vermesi, harekete geçirme isteği uyandırması… İçimizdeki gücü hatırlatması…

Devamı için tıklayınız.

Paylaş.

Yanıtla