Bu yıl koreograf Crystal Pite’ın kaleme aldığı ve Uluslararası Tiyatro Enstitüsü (ITI) tarafından yayımlanan Dünya Dans Günü bildirisini buradan okuyabilirsiniz:
“İnsan hareket eder; kollarımız uzanır, dizlerimiz çözülür, başlarımız öne düşer, göğsümüz içe çöker, sırtımız gerilir; zıplarız, omuz silkeleriz, yumruklarımızı sıkarız, birbirimizi kaldırır ve birbirimizden uzaklaşırız. Bu, eylem olduğu kadar bir dildir de. Bedenin ihtiyaç, yenilgi, cesaret, umutsuzluk, arzu, sevinç, kararsızlık, hayal kırıklığı ve sevgi hakkında söyleyecekleridir bunlar. Bu imgeler zihinde anlamla belirir, çünkü bunları bedende en saf hâliyle hissetmişizdir; harekete geçirilmişizdir.
Hepimiz dansçıyız. Hayat bizi harekete geçirir; hayat bize dans ettirir. Nefes kadar geçici, kemik kadar gerçek bir dans oluşur. Mekânı şekillendiririz. Bedenlerimizle, sözsüz ama derinlemesine anlaşılan bir dilde yazarız. Dans ettiğimizde, içimizdeki ve etrafımızdaki mekâna zarafet kazandırırız.
Hayat gibi, dans da her an kendini yaratır ve yok eder. Aşk gibi, aklın ötesindedir.
Bedeni bir mekân olarak düşünmeyi seviyorum; varoluşun tutulduğu ve biçimlendiği bir yer olarak. Dans ettiğimizde, orada olmaya derin bir biçimde dahil oluruz.
Bu yazıyı 2026’nın başında yazıyorum; dünyada baskının, çalkantının ve acının sonu görünmezken. İnsanların birbirine neler yapabildiğini; gezegene tarif edilemez şiddeti çoğaltan iktidar mekanizmalarını her gün izlerken, dans basit ve işe yaramaz bir yanıt gibi görünebiliyor. Bu kadar köklü değişime ve iyileşmeye ihtiyaç duyan bir dünyada, bir dans sanatçısının ne yapabileceğini hayal etmek zorlaşıyor.
Yine de; sanat da, umut gibi, bir sevgi biçimidir. Yıkımın karşısında inatla üreten sanat, katılaşan zihni çözen bir çözücü, onu iyileştiren bir merhemdir. Sanat, sorularla boğuşurken bizi taşıyan bir araçtır; haberden farklı, belgeselden ve eğitimden farklı, görüşlerden ve sosyal medyadan farklı, aktivizmden ve protestodan farklı ama onlarla çelişmeyen bir alan.
Yaratıcılık aracılığıyla, küçük cesaret, merak, nezaket ve işbirliği eylemleriyle direnci ve umudu biriktiririz. Dansta ve dans üretiminde, insanlığın büyük hayal kırıklıklarımızdan ibaret olmadığının kanıtını buluruz.
Ama dansın gerekçeye, açıklamaya ihtiyacı yoktur. Bizden yapılmıştır ama bize karşı bir borcu yoktur. Yalnızca istekli bir bedende var olmayı ister. O noktadan hareketle, dile gelmeyeni tercüme edebilir; bizi bilinmeyenle buluşturan bir aracıya dönüşebilir.
Şimdiki anın içinde kaybolup giden bu güzellik izleriyle sarsılırız. Dansı ve onun yok oluşunu aynı anda bedenlerken, faniliğimizi hatırlarız. Ve eğer gerçekten dikkat ediyorsak, dans bize zaman zaman ruhun bir anlık görünümünü sunar.”
