Şehir Tiyatrolarından Bir Efsane: Şahmeran

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Haldun Taner Sahnesinde bütün bir aralık ayı boyunca görülebilecek bir çocuk oyunu Şahmeran. Oyun 7-77 yaş için oynanıyor, yani yalnızca bir çocuk oyunu değil, bir masalı sahnede seyretmek isteyen herkese hitap ediyor. Çocuklar içeriye yiyecekle girebiliyorlar. Bu temizlik sorunları yaratsa da, çocuklar için olumlu olduğunu düşünüyorum, hele de bazı salonlarda su bile içilemediği düşünülürse. Salon neredeyse tümüyle doluydu. Ebeveynler çocuklarını salonda tek başlarına bırakıp dışarı çıkma eğilimi gösteriyorlardı. Çocuklarıyla oturmayı tercih eden ve oyunu zevkle izleyen yetişkinlerde vardı. Çocukların yaş ortalaması genellikle 6-10 yaş arasına yoğunlaşmıştı.

Girişte dağıtılan broşürde oyunun özeti yazılmamış, bilmeyenler için efsaneyi özetlemek iyi olabilirdi. Oyunun konusunu basın bülteninden alıntıyla şöyle özetleyebiliriz;

Yeraltı ülkesinin yarı insan, yarı yılan hükümdarı Şahmeran ve halkı, dostları Bilge Danyal’a insanları iyileştirecek ilaçların sırrının yazılı olduğu bir kitap vermişlerdir. Bilgiden korkan yeryüzü hükümdarı Keyhüsrev kitabın peşine düşer.  Bilge Danyal kitabı koruması için oğlu Camsap’a emanet eder. Bu kitap Camsap’a yeraltı ülkesine giden yolu açacaktır.”

İlk Oyun 21 Nisan 2009 Kadıköy Haldun Taner Sahnesi

Oyun bilindik efsaneden yola çıkıyor. Oyunun basına dağıtılan resimlerinde karanlık ve ihtişamlı kostümler içinde Şahmeran vardı. Açıkçası bu karanlık ve ihtişamlı görüntünün arkasında nasıl bir çocuk oyunu olacağına dair kuşkular taşımaktaydım. Oyunun başlamasıyla bütün şüphelerim dağıldı ve kendimi oyunun içine bıraktım. Oyuncular seyir yerinden salonun ön tarafına gelip şarkılarını söylerken, bir yandan da şarkıyla oyunun konusunu anlatmaya başladılar. Görsel olarak zengin ve kucaklayıcı bir açılış yaptılar. Ön oyunda oyunun kişilerini tanıtırken, danslı bir düzen içinde kostüm parçalarını da giyerek seyirciyi oyuna hazırladılar. Bu yaklaşım hem bir çocuk oyunu rejisi için hem de pedagojik açıdan son derece olumluydu. Ön oyunda hareketler stilize edilmişti. Oyunun ana kişilerini, özellikle Şahmeran ve Dev gibi korkutucu olabilecek figürleri rahatça tanıdıktan sonra oyuna geçildi.

Oyunda dans ve müzikler organik olarak öyküye hizmet ediyordu. Olaylar örgüsü bir yana bırakılarak koreografi yapılmamış, söz ve hareketler hikayenin bir parçası olacak şekilde düzenlenmişti. Oyun oynanırken bir yandan da anlatıcı görevi gören oyuncular, hareketli geçişleriyle, oyunun isim ve öykü bakımından karışık olan konusunu tekrar seyirciye iletiyorlardı. Rejinin bu yaklaşımı, anlatıcı desteğinin oyunun yapısıyla bütünleşmesini sağlanmıştı. Oyun göstermeci bir yaklaşımla sahneye taşınmıştı ve yan unsurlar bu göstermeci yapıyı destekliyordu.

Dekor olarak sahnenin arkasında gördüğümüz tüller çok amaçlı olarak kullanıldı.Tüllerden yapılmış fon perdesi, sahnelerin özelliklerine göre tüle verilen renkli ışıklarla, oyuna hizmet etti. Devin yaşadığı kaf dağı ise, yerden iki metre yükseklikte yine kumaş ve aksesuar parçalarından yapılmış hareketli bir düzenekle sahne kenarına taşınan bir platformla simgelenmişti ve organik olarak dekorla bağlantılıydı. Kumaş kullanımı oyunun her yanında karşımıza çıkıyordu. Dekor olarak sahne gerisini kaplayan tül, Anka kuşu ile Camsap’ın Kaf dağına yaptıkları yolculukta diğer oyuncuların yardımıyla, kuşun kanatları biçiminde kullanılarak sahnede hoş bir etki yarattı. Kuyudan çıkan bal, sarı parlak bir tülle, Şahmeran’ın hazinesi altın rengi işlemeli kumaşla, kaf dağı kumaşlarla, kuyu yine kumaşlarla oluşturulmuştu. Zindan ve kuyunun bir parçasında halat kullanılarak göstermeci yaklaşımla kolay ve amaca yönelik çözümler üretilmişti. Keyhüsrev’in ve Şahmeran’ın oturduğu taht, ortak olarak kullanıldı. Tahtın bir ucunda Anka kuşu, diğer ucunda yılan stilize edilmişti ve hangi sahnede kullanılıyorsa, o simge öne gelecek şekilde sahneye yerleştiriliyordu. Kolay ve yerinde çözümlere bir örnek de bu tahttı.

Sahnede dekor değişimi olarak sadece bu tahtın yeri değiştirildi. (Devin kaf dağı simgesi platformu kaydırılarak içeri alınabiliyordu) Sahne hafifçe karartılarak genellikle anlatıcılar önde oynarlarken iki sahne görevlisi gelip tahtın yönünü ustaca değiştiriyorlardı. Sahnede oyuncu olmayan kişileri görmek, oyunun tek organik olmayan unsuruydu. İster istemez bunun başka bir yolu bulunamaz mıydı, oyuncular bu görevi üstelenemez miydi soruları geliyor akla. Böylesi bütünlüklü bir oyunda sahne görevlilerini sahnede bir kaç kez görmek (kurallar böyle mi bilmiyorum ama) çocuk oyunlarında yakalanması zor olan incelikle oluşturulmuş atmosferi bozuyor kanısındayım.

Kostümler kahverengi ve gri olmak üzere iki renkli tasarlanmış ve birkaç karakter dışında üste alınan aksesuarlarla zenginleştirilmişti. Anka kuşu, Şahmeran ve vezirlerinin kostümü ile takıları ise, oldukça gösterişli ve ince işlenmişti. Şahmeran’ın basın tanıtımındaki ürkütücü resmi sahnede yoktu. Bunun bir nedeni de yılan olan alt kısmının, bele takılan ve iç içe gittikçe küçülen çemberlerden yapılmış olmasıydı. Yılan kısmı sanırım özellikle çocukları ürkütmemek için göstermeci olarak tasarlanmış ve yerinde bir karar olmuştu. Şapkalarsa gerçekten görülmeye değerdi. Her biri anlamı ifade eden ve kostümü zenginleştiren parçalar olarak tasarlanmıştı.

Oyunda müzikler banttan gelse de ses çok açık olmadığı için, oyuncuların şarkılarını rahatça anlayabildik. Bu şarkıların sözleri de oyuna organik olarak bağlıydı. Oyuncular seslerini sahnede doğru biçimde kullandılar. Çocuk tiyatrolarında alışık olduğumuz gereksiz yüksek ses bu oyunda yoktu. Bağırarak çocuk oyunu yapılmayacağını, oyuncular bizlere bir kez daha gösterdiler. Keyhüsrev’i iyileştirmeye çalışan “şarlatan hekimler” sahnesinde ise basit ışık, müzik ve hareketler yardımıyla nasıl bir anda sirk havası yaratılarak zengin bir görsellik sunulabileceğini gösterdiler.

Dev tiplemesi çıkartılırken, oyuncunun elleri eldivenle, sesi de mikrofon yardımıyla büyütülmüştü. Devin görsel olarak büyüklüğü sadece bu iki unsurla yerinde bir kararla görselleştirilmesine rağmen, salonda birkaç çocuk devden yine de korktu. Korkan çocukların yaşı üç yada dört civarındaydı. Oyun yedi yaşından büyükler için tasarlandığına göre, bunu pedagojik bir hata olarak göremeyiz. Aileler, yaş grupları bilgisinin neden oyunların üzerine yazıldığı konusunda daha duyarlı olmalılar.

Oyunculuklara baktığımızda özenli bir yaklaşım görmekteyiz. Şehir Tiyatrolarında görevlendirme esas olmasına rağmen, oyuncular rollerini sevmişler ve yaratıcı yaklaşımlarını ortaya koymuşlardı. Özellikle Anka kuşu, Dev, Kabus, Bilge Danyal ve Keyhüsrev rollerine getirilen yaratıcı yaklaşımlar izlenmeye değerdi. Oyunda komik olan ve simgesel olan iç içe geçmiş, komik unsurların gereksiz tekrarlarından kaçınılmış, anlatıma hizmet eden bir oyunculuk yaklaşımı benimsenmişti.

Bütün bu görsel şöleni tek bozan unsur, özellikle oyunun ikinci yarısında öykünün gittikçe karmaşıklaşmasıydı. Öykü o kadar uzayıp dallanıp budaklandı ki, ne rejinin çözümleri ne de oyuncuların yaratıcılığı öykünün hızına yetişemedi. Seyirci de oyunu takipte zorlandı. Oyun metninde ki olaylar örgüsü bu kadar uzatılmadan kesilmiş olsa, reji ve oyunculuğa daha fazla alan açılmış olacaktı, öykü sıkışmayacaktı. Çocuk tiyatrosunda bir kez daha neyin değil nasıl anlatıldığının önemi ortaya çıkıyor. Yine de bu açığı kapamak için reji, oyunculuk ve yan unsurlar el ele vermişti.

Oyunun sonunda Keyhüsrev ve Şahmeran dost olurlar ve kötüler cezalarını bulurlar. Dev ölmüş, Kabus ve Şehmur zindana atılmış, Bilge Danyal serbest bırakılmış ve Camsap ile Şahbanu evlenmişlerdir. Gelelim oyunun mesajına, çocuk oyunu bu, mutlaka mesajı olmalı deyip oyunun sonuna “dostu düşmanı iyi seçmek lazım” cümlesi düşülmüş. Bu mesaj oyunun sonunda sadece bir kez veriliyor ama şu mesajda verilmese oyun başladığı gibi bitse daha iyi olacak gibi. Oyun yazarları, aileler ve eğitimciler de oyunda cümleleştirilmiş mesaj kaygısından vazgeçmeliler. Bütün oyun aslında bu konu üzerinde yorumlanmıştı ve çok hoş bir seyirlik ortaya çıkmıştı, bir cümleye daha gerek yoktu kanımca.

Oyun başladığı gibi bitti. Oyuncular şarkılarıyla beraber selamlarını verdiler ve seyircilerin arasında şarkı eşliğinde dolaşarak oyunu sonlandırdılar. Seyirci arasında dolaşma sadece oyunun başında ve sonunda olmadığı, aralarda oyun gereği ve anlatıcıların rejisi gereği tekrarlandığı için, oyunla bütünlük taşıdı. Seyircilerin oyuna tepkisi çok olumluydu. Mutlu sona yaklaşıldıkça (Şahmeran-Keyhüsrev dostluğu) çocukların coşkusu arttı ve dostluk bildiren cümleleri kendiliklerinden alkışladılar. Yetişkinlerinde bu alkışlara coşkuyla katıldıklarını gördüm. Bu yaklaşımda oyunun mesaj içerikli cümlelere ihtiyacı olmadığının, oyunun kendisinin bu mesajları iletebildiğinin kanıtı olsa gerek.

Oyun bitiminde, oyunculardan Zafer Kırşan’dan, oyunun provaları hakkında bilgiler aldım. Kendilerinin görevli olarak bu oyuna verilmesine rağmen, her oyuncunun bu projede yer almak istediğini, yönetmenlerinin kendilerine tek tek arayıp görüşlerini sorduğunu söyledi. Yönetmen Semah Tuğsel’in, oyuncuları ekip haline getirmede ve rejideki başarısı takdire değer. Metni bu kadar zor bir oyunu bu kadar görsel bir şölene dönüştürmek eminim zorlu bir mücadele olmuştur. Çalışma biçimleri de, alışıldık okuma provası-sahne provası-dans-teknik prova sürecinden farklı olmuş. Oyuncular metni aldıktan sonra, doğaçlamalarla oyunun yapısını yönetmenleriyle değiştirmişler. Çocuk oyunları ne yazık ki her zaman tiyatro çalışmalarından bir adım geride gidiyor. Oyunun provaları on bir ay sürmüş. Diğer oyunların araya girmesiyle, aslında iki aylık zamanda çıkabilecek çalışma, neredeyse bir yıla uzamış. Bu uzamanın ekip üzerinde oluşturacağı olumsuzluklar göz önüne alınacak olunursa, ortaya çıkan oyunun ne kadar iyi kotarıldığının değeri bir kez daha anlaşılır sanırım. Semah Tuğsel ile görüşemedim ama umarım kendisinin sahnelediği çocuk oyunlarını daha uzun yıllar sahnelerde seyrederiz.

Henüz izlemediyseniz bu oyuna yaşınız kaç olursa olsun gitmenizi öneririm. Giderken yanınıza alabileceğiniz kadar çocuk almayı da unutmayın.

ŞAHMERAN

Yazan: GÜLŞAH GÜLEBENZER

Yöneten: SEMAH TUĞSEL

Kareografi: ÖZGE MİDİLLİ

Sahne Tasarımı: FEYZA ZEYBEK

Işık Tasarımı: MUSTAFA YILMAZ

Kostüm Tasarımı: FEYZA ZEYBEK

Efekt: CAN İŞİTMEN

Yönetmen Yardımcısı: ESRA EDE-BUKET YANMAZ

Süre: 1 SAAT 20 DAKİKA 2 PERDE

OYUNCULAR

BUKET YANMAZ KUBİLAY, EMRE NARCI, ENES MAZAK, ESRA EDE, GÜNEŞ HAN, MURAT COŞKUNER, NURDAN KALINAĞA, ÖZGÜR DAĞ, PELİN BUDAK, SELIM CAN YALÇIN, ZAFER KIRŞAN

Paylaş.

Yazar Hakkında

Yazarın bütün yazıları için tıklayınız:

Yanıtla