Yarışmalar Olimpiyatlara Dönüştü!

Tiyatro Yarışma Değildir” kampanyasını Bülent Sezgin başlatalı çok olmadı. Konu üzerine belirli çevrelerin dikkatleri çekildi ve resmi görüşmeler devam ediyor. Özel Okullar Birliği ile görüşmeler olumlu geçse de karar olumsuz çıkacak gibi görünüyor, ancak halen yazılı bir yanıt bekliyoruz kendilerinden. Milli Eğitim Bakanlığı ile görüşmeler ise sürmekte. Öncelikle resmi yolları deneyerek derdimizi anlatmaya çalışıyoruz. Zaman kampanyanın etkisini gösterecektir umudundayız.

Kampanya açıldığında tartışmalarıda beraberinde getirdi. Genel olarak kampanya olumlansa ve bir ihtiyaç olarak görülse de, (itirazlar demiyelim de) çekincelerini belirtenler, yarışmaların yararlarını gündeme getirenler oldu. Çekinceler ve yarışmanın yararları doğrudur; ancak verdiği zarar bu yararların çok üstündedir. Genel kabul gören kampanyaya katılanları ve görüşmeler sürecinde destekleyenlere teşekkür etmek gerekiyor.

Girizgahtan sonra yazının asıl amacına doğru gelelim. Televizyonun şov amacına hizmet etmesinden beri, çeşitli yer ve zamanlarda gördüğüm bir görüntü beni hep etkilemiştir. Bebeklerin emekleme yarışmalarının neden yapıldığını, kimlerin katıldığını, bebeklerin neler hissediyor olabileceğini, çevredeki kalabalığın neler düşündüğünü hep merak etmişimdir. Daha yaşına basmamış bebeklerin yarışmasını kimler akıl ediyor acaba? Şov ve izlenme oranlarını artırmak için yapılan yarışmalar hepimizin malumu. Kutudan çıkan hediyeler ve paralarla, yarışmanın yetişkinler arasında geldiği yer açıktır. Emekleme yarışması yapmayı akıl eden zihniyetler elbette yetişkinlere de kutu açtıracaktır ve her ikisine de aynı kitle katılacak ve izleyecektir.

Özel okullar ülkemizde son yıllarda gittikçe artan çılgınlıklara sahne olmaya başladı. Son on yılını çeşitli özel eğitim kurumlarında geçirmiş biri olarak, bu kurumlarda rekabetin sınırlarının ne kadar zorlandığını ve bunun çocuklar üzerinde yarattığı stresi yakından gözleme olanağım oldu. Özel okullar adlarını duyurmak ve yeni olanı velilerine sunabilmek için rekabette sınır tanımıyorlar. Eğitimcilik çoğu yerde kendini reklama kurban ediyor. Bunun iki örneğini aktaracağım size. İlki İzmir’den 2010 Septo Sanat Eğitimi Proje ve Tasarım Olimpiyadı diğeri İstanbul’dan Fatih Koleji Anasınıflar Arası Eğitimde Drama yarışması.

2010 Septo Olimpiyadı’nı inceleyelim. Biz yarışmalara karşıydık ama doğrusu Olimpiyat (!) gibi bir kategoriyi, yaratıcılığımızla övünen biz tiyatrocular bile düşünemedik. İlköğretim öğrencileri arasında düzenlenecek olan sanat eğitimi olimpiyadının amacı şöyle açıklanmış;

“Öğrencilerimizin Güzel Sanatlara karşı ilgilerini arttırmak, Sanata farklı bir bakış açısı kazandırmak, Öğrencilerimizin kendini ifade etmelerine ve çevresiyle olumlu diyalog kurmalarına yardımcı olmak, Öğrencilerimizin hayal güçlerini, araştırma, yorumlama ve sunma becerilerini geliştirmek, Gelişim ve değişim düşüncesini öne çıkartma, reaktif değil proaktif tavrı geliştirme, yaşadığı toplumda her zaman tüketici değil, üretici ve katılımcı olmalarını sağlamak, Disiplin, düzen, sabır, temizlik alışkanlıklarını kazandırmak, Bağımsız olarak düşünme ve karar verme yeteneklerini geliştirmek, zaman kavramını sezmelerini, estetik sezgilerinin artmasını sağlamak, Sahneyi ve sanatı hayatın içinde daha aktif kullanabilmelerini sağlamak.” Bu amaçlar hepimizin gönlünden geçenler ancak yarışmalar bu amaçların gerçekleşmesini önlüyor maalesef. Yarışma İzmir Özel Yamanlar Eğitim Kurumları tarafından düzenlenmiş. Olimpiyatta rekreasyon, oyuncak tasarımı, dramatizasyon, pandomim, kaligrafi ve enstruman dalları var. Pandomim ve dramatizasyon alanındaki gösterilerin on dakika uzunluğunda olması öngörülmüş. Yarışmaya, başvuran tüm okullar katılamıyor, önce fotoğraf ve belgelerden oluşan dosyalardan bir ön eleme yapılıyor. Kazananlar yarışmaya katılmaya hak kazanıyor. Ön elemeyi alamayan gruplar ne olacak? Onların göreceli daha iyi bir gösteri yapmaları için eğitim fırsatı olarak algılanabilecek bu olimpiyata katılma hakları ellerinden alınıyor. Organizasyon sorumlusu Ufuk Alkan’ın verdiği bilgiye göre başvuruların yüzde otuzu ön elemeyi geçemiyor. Geçen yıl organizasyona 51 ilden 571 okul ve 1200 öğrenci katılmış. Katılımın yüksek olduğu bir organizasyon olduğu ortada. Yine geçen yıl 23 dramatizasyon ve 14 pandomim grubu gösterilerini bu kapsamda sunmuşlar. Pandomim ve dramatizasyon alanında 10 dakikalık gösteri hazırlanması isteniyor. Dekor değişim süresi için beş dakika ek zaman verilmiş. Dramatizasyon ve pandomim gösterilerinde kimler jüri olacak diye baktığımızda karşımıza şu isimler çıkıyor; Recai Topaç, Ebru Tunçer, Serdar Kamalıoğlu (İzmir Devlet Tiyatrosu sanatçıları), Şükrü Hurmalı (Devlet Opera Bale sanatçısı), Ali Rıza Özbilgiç (çocuk tiyatrosu sanatçısı), Esin Doğan (tiyatro sanatçısı). Jürinin diğer isimleri, konusunda uzman kabul edilen öğretim görevlileri, öğretim üyeleri, eğitimciler. Bu kadro keşke elemek ve ödül vermek yerine çocukları eğitmek amacıyla bir araya gelebilseydi. Jürinin görevi gösterileri metin konusunun uygunluğu, vücut dilinin kullanımı,rol yeteneği, dekor-kostüm uygunluğu ve grup uyumu açısından değerlendirmek. Konuyu öğretmen/lider/yönetmen belirlediğine ve grup uyumunu kurmak bu kişinin becerisine bağlı olduğuna göre karşımıza bir öğretmen/lider/yönetmen değerlendirmesi çıkacaktır. Rol yeteneği ise daha vahim bir durumdur. İlköğretim çağındaki çocuğun rol yeteneğini ölçmek nasıl bir ihanettir. Profesyonel tiyatro eğitiminin on sekiz yaşından sonra başladığı düşünülürse, jürinin değerlendirmesinin anlamsızlığı da ortaya çıkacaktır.

Diğer okulumuz ise yarışmada sınır tanımıyor. Drama yarışmasını anaokulları seviyesinde yapıyor. Haberi aldığımda ben de inanamadım önce ama maalesef doğruymuş. Fatih Koleji “Anaokullar Arası Eğitici Drama Yarışması” ve “Okul Öncesi Ront Yarışması” düzenliyor. Organizasyon yetkilisinden aldığım bilgiye göre bu yıl yarışmanın yedincisi düzenleniyor. Her yıl kırk civarında grup bu yarışmaya katılıyor ve “eğitimde drama becerilerini (!)” yarıştırıyor. Bu yarışmada amaç “Okul Öncesi Dönemde, eğitici dramanın öneminin eğitimci ve öğrencilere hissettirilmesi ve kurumlar arası kaynaşmanın sağlanması. “ olarak tanımlanmış. Amaçlar olumlu ve istendik ama bu amaçlara yarışmayla ulaşılacağını nereden çıkarılıyor düşünmek gerek. Organizasyon bir ön eleme yapmadan tüm başvuruları kabul ediyor. Her okul ancak bir eğitimde drama(!) gösterisi ile katılabilecek bu yarışmaya. Akla ister istemez kalabalık anaokullarında, acaba birden fazla gösteri çıkartacak ekipler önce okullarında mı yarışıyor sorusunu geliyor. Eğitimde drama bilindiği gibi, drama tekniklerini kullanarak eğitsel faydanın artmasını hedefler. Eğitimde dramada gösterinin yeri yoktur. Bu alanda yarışmaya gitmek ise söz konusu bile değildir. Bu anlamsız yarışmada organizasyon jürisinde üç tiyatrocunun adına rastlıyoruz; Hilali Mahmutoğlu, Hakan Terme, Özkan Aksu. Jüride bir de edebiyatçı var, Serkan Göker. Jüri grupların gösterilerini, oyunun uygunluğu, dekor-kostümün uygunluğu, grup uyumu, gösterinin orjinalliği ve süre kullanımı açısından değerlendirecek. Bu kriterleri altı yaşındaki çocuklar belirleyemeyeceğine göre öğretmen/yönetmen/lider değerlendirilecek sanırım.

Her iki yarışmada jürinin tiyatroculardan oluşması üzücü. Tiyatro eğitimi alanlar ve çocuklarla drama/tiyatro çalışması yapan tiyatrocular bilirler ki, bu çalışmalarda süreç önemlidir, sonuç değil. Yetkin tiyatrocuların adlarını bu jürilerde görmemek sevindirici, çünki yıllarını çocuk tiyatrosuna veren hiçbir tiyatrocu bu organizasyonlarda jürilik görevinde bulunmaz. Organizasyonlar herhalde bu yüzden tanınmış ve güvenilir çocuk tiyatrosu uzmanlarını jüri olarak kullanamıyorlar.

Yarışmaların ödülleri de göz dolduruyor. Cumhuriyet altınları, dizüstü bilgisayarlar, fotoğraf makinaları, yazıcılar, LCW çekleri, Romanson kol saatleri ve çeşitli para ödülleri söz konusu organizasyonlarda öğrenci, grup sorumlusu ve okul yönetimine verilecek. Mükemmel bir karneye bile yaz tatili hediyesi olarak ancak bir top umduğumuz günlerin çok geride kaldığını biliyoruz ancak bu ödüller bir yarışmanın kazanılmasının yeterli olmadığını, maddi olarak neler elde edilebileceğini çocuklarımıza öğretmiyor mu? Yarışma mı düzenleniyor, tüketici toplumuna bireyler mi yetiştiriliyor? Maddi kazanımların çocukları süreci yaşamaktan daha çok motive edeceğini düşünmüş olmalılar bu ödülleri koyarken.

Her iki yarışmada da dikkati çeken tiyatro değil drama yarışmaları olmaları. Başvuru belgelerini ve değerlendirme kriterlerini incelediğimizde ise, istenenin 10 dakikalık bir tiyatro oyunu olduğu anlıyoruz. Sanırım organizasyonu düzenleyenler on dakikalık bir tiyatro oyunu yapılamayacağını düşündüklerinden ve eğitsel değerinin moda olmasından dolayı “drama”, “dramatizasyon” kelimelerini uygun gördüler. Eğitimcilerin drama, dramatizasyon ve tiyatro kavramlarından anlamadığı ortadadır. Hem dekor-kostüm uygunluğunu değerlendiriyor, hem bitmiş bir oyunu yarıştırıyor sonra da yarışmanın adına “drama” deyip, velilere göz kırparak kendilerini çağdaş eğitimci olarak görüyorlar. Eğitimcilerin gerçekten “çağdaş” olabilmeleri adına çocuk tiyatrosu ve drama uzmanlarının daha çok yolu var gibi görünüyor.

Sonuç:

Eğitim bireyin davranışlarında istendik yönde değişim sağlama sürecidir. Yukarıda bahsedilen yarışmalarda çocuk geleceğin tüketicisi ve rekabetçi vatandaşı olmaya özendirilmekte, kazanarak var olacağına dair kanı geliştirmesi sağlanmaktadır. Yarışmaların amacıyla elde edilen kazanımların doğrudan bir ilgisi yoktur. Reklam olsun diye yapılan bu yarışmalar, drama ve tiytatro alanlarında pervasızca kullanılmaktadır. “Tiyatro Yarışma Değildir” kampanyası bu uygulamaları düzeltmek için harekete geçmiştir. Örgütlenme bilinciyle, yumak olmuş sorunların tek tek çözüleceği düşüncesiyle hareket etmeli, kampanyayı gündemde tutmalıyız.



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: