Yasaklamalar Üzerine Öykücükler

Şu oyun yasaklamaları üzerine en çok söz edebileceklerden biriyim. Hoş, yazacaklarım yazılagelmişlerdendir ya; ne var ki, başımdan birebir geçtikleri için bir hoş (!) gelebilir size belki bu öykücükler (anekdotlar).

12 Eylül sonrası Nâzım’ı ilk sahneye taşıyan tiyatro olarak az çekmedik 1987-88 yıllarında. Yargı’yla da uğraştılar, başka oyunlarımızla da..

Yıl 2000-2001..Ölüm Uykudaydı.. Konusu Latin Amerika’da geçen “insan hakları ihlalleri”ni ele alan bir oyun, işkencelere de değinen- çok mu çok kısa özeti bu.. Bizim Tiyatro’nun Yargı’dan sonra, ikinci tek kişilik oyunu; bir yıla yakın çalışmışım üzerinde kılı kırk yararak, aman ne uğraş, ne emekle.. Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi’nde başlıyoruz.. Çeşitli yerlerde oynanıyor sonra.. Avrupa yakasında da.. Beş yıl kaldığımız Muammer Karaca Tiyatrosu’nda da.. ve sonra Avrupa turnesi, bir sürü yer: Almanya, İsviçre, Fransa, İngiltere.. Oyun olay olmuş, kimi küçük küçük engellemeler görülüyor yer yer ama sürüp gidiyor her yerde.. Sonra uzunca bir Anadolu turnesi.. Oynadığım bir son durak Samsun, oradan ver elini yakıncacık Merzifon.. Eski bir sinema salonu dört yüz kişi alıyor, ama izleyici daha çok; diğer ilçelerden, köylerden bile gelmişler dolmuş taşmış ortalık.. Hazırlıklar için tam salona gireceğiz ki duyuruluyor: Bu oyun yasak!.. İşte buyur.. Be kardeşim bunca zamandır oynadığımız bir sürü yer “Türkiye’nin illeri, ilçeleri değildi de bu Merzifon nerenin nesi?!” gibi bir soruya mantıksal yanıt aramaksızın Kaymakamın, Emniyet Amirinin düşmüşüz ardına. Bul da tutasın, ne gezer! Derken, Merzifon’da yasaklandı ya; o, ondan duyuyor, çorap söküğü gibi geliyor ardı arkası.. Kırşehir, tüm biletler bitmiş ki, bir yasaklama da oradan.. Bir sürü gazetede çıkıyor, duyuruluyor yasaklamalar.. Bir kamuoyu yaratılmış durumda ama ne yazar.. Daha sonraki ha bir cesaret çıktığımız turnede, bu kez yasaklama değil de, her yerde her oyun sonrası bir dava açılıyor hakkımda.. “Demek ki çok tepki çektik.. E o zaman yasaklamayız da dava açarız.. Ya da kimi yerlerde salonu vermeyiz, ya da kimi yerlerde salonun ışık odasını kitleriz, ya da kimi yerde kapıya elli altmış tane polis koruz, gelen korkar kaçar gider..” Ve benzer daha niceleri.. Başa çıkamazsın… “Yani kardeşim bu iş buraya kadar; oyunu sürdüremezsin artık..” Sen yeter ki iste, çeşit çeşit bulursun bir marifet.. Öyle de oldu.. Engellemek için ne varsa buldular, uyguladılar.. Biz tiyatrocular da ne örgütlüyüzdür ama, bir yaptırım gücü oluşturacak kuruluşumuz da yok ki savaşım ver; yapayalnızsın sonuçta.. Evet, on üç yerden tam on üç dava.. En bir tanesi var ki tam bir kara güldürü örneği: Yedi-sekiz ay önce oynadığım Muammer Karaca Tiyatrosu’nda, daha önce değil ama bu kez izin kağıdı istemeleri.. Oyunu polisin durdurma ve salonu boşaltmamız istemi.. Ama salon dolu, kimse yerinden kımıldamıyor.. Tepkiler çığ gibi.. Nereye atacaksın onca insanı, yaklaşık dört yüz kişi.. Bir de durumu öğrenip ne kadar gazete, TV kanalı varsa nerdeyse, gelmiş yetişmişler konuşlanmışlar salona ve sanırım başta bu basın ordusu karşısında geri çekilme, bir zorunlu çark etme: “hadi oynayın bari, izleyici mağdur olmasın” laflamaları.. Daha önce aynı salonda oynarken izin mizin bir şey yoktu da şimdi oyun meşhur(!) olunca, bu da geldi başımıza, bir dava da açıldı Karaca Tiyatrosu’nda gösterimden sonra.. Oysa bir profesyonel tiyatro bulunduğu-bağlı olduğu il sınırları içerisinde herhangi yerden bir izin almaz. Ancak il dışına gitmeden önce oynayacağı yerin Kaymakamlığına en geç kırk sekiz saat önce, yalnızca bildirimde bulunur: “Biz şu tarihte, şu saatte, şu salonda oynayacağız” diye, o kadar!… Ama o yetkililer; sabıka kaydı ister, nüfus cüzdanı, ikametgah, oyun metni vd.. İzin verme ya da vermeme yetkisi olmamasına karşın ya izin verir ya vermez.. Şaka gibi değil mi?! Ama siz bakmayın yaptığım şakaya.. Gülücükleriniz bir anda donar ve dersiniz ki ciddi ciddi: “Ama böyle değil yasalarda!” O da der ki: “Onu bunu bilmem, buranın sorumlusu benim, benim burada yasa! Ben bütün bu evrakları isterim!” Hani çifte ölçünlü (standart) bir olayı açıklamak istiyorsanız, bulabilir misiniz bundan daha güzel bir örnek!?.. Yav kardeşim, amirim, neysen; diyoruz ki bu bir tiyatro, ha anladın: tiyatro.. ve de bu bir oyun.. Ama bir göz kırpış ki şöyle: “Yok yaa..” Vay anasını, diye düşünebilirsiniz gizil (potansiyel) suçlu konumunda olan siz; neymiş de bu tiyatro, bizim haberimiz yok.. Sanki sihirli bir değnek, oyna-anlat-göster: yeter; değişsin-dönüşsün hemen bu düzen bu dünya, her şey her yer güllük gülistanlık olsun.. Ama onca gücü yoktur ne yazık ki.. “Alt tarafı tiyatro” derken, kitleyle buluştukça-ses getirdikçe, “üst tarafı da tiyatro” gibi sevindirici bir izlenim doğmuşsa da, sonuçta açılan davalarla öyle bükülekalır ki belin doğrulamazsın, ayaklarının üzerinde duramazsın kolay kolay… Hadi, bu kapsamdaki kimi güncel haberlerle belleğimizi tazeleyelim biraz.. Çok yakın geçmişte olanlardan bir ikisini özetleyelim alıntılarla:

Dörtyol Kaymakamı OYÇED’i arayarak “komisyon raporlarına rağmen” kendi inisiyatifini kullanarak Ayla Çınaroğlu‘nun Miğfer adlı çocuk oyununun oynanması konusunda konulan engeli kaldırttığını bildirmiştir… Yapılan açıklamaya sayın kaymakamın duyarlılık göstermesi ve hatadan dönülmesi önemli bir adımdır, kutluyoruz. Bu hatadan dönüşün emsal olmasını ve bir daha asla bir sanat eserine yasak konmamasını diliyoruz.”

Ben kutlayamıyorum.. Sen yasakla, ama sonra, “Ay, şey, pardon yani, yasak değilmiş..” de; ne öykücük!

Batman’da ‘Sanatçı açılımı’: 13 sanatçıya sanat yasağı! Bir ilke imza atan Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi, katıldıkları kültür-sanat etkinliklerinden dolayı haklarında açılan dava kapsamında Bahar Kültür Merkezi (BKM) üyesi 13 kişiye, 5 yıl boyunca “Sanat yapmama” cezası verdi. Yargı kıskacındaki BKM üyesi 13 sanatçı hakkında 10 ay hapis cezası istenirken, 4 yılda açılan 70 dava ise devam ediyor… Kürt, Alevi, Sanatçı gibi her alanda “Açılım” yapan AKP hükümeti döneminde, yargı alanında yaşanılanlar sürecin tersine seyir ediyor. Bahar Kültür Merkezi’ne (BKM) bağlı ve Batman’ın ilk Kürtçe müzik grubu ve tek Kürtçe Tiyatro gurubu üyelerine 5 yıl boyunca etkinliklere katılma yasağı getirildi. Batman Kültür Sanat Festivali, Newroz kutlaması ve basın açıklamalarına müzik aletleriyle katıldıkları için haklarında “Gösteri ve yürüyüş kanununa muhalefet” iddiasıyla Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açılan BKM Müzik ve Tiyatro Grubu üyelerine sanat yapma yasağı getirildi… Mahkeme, şartlı tahliye olan ve biri hala cezaevinde bulunan 13 tiyatrocu ve müzisyen hakkında, “5 yıl boyunca hiçbir sosyal ve sanatsal etkinliğe katılamazlar” kararını verdi… Konser ve Yürüyüşlerde erbane çaldığı için hapis cezası alan ve 4 ay hapis yatan Çiçek Tekdemir, şartlı tahliye oldu ancak ona da sanat yasağı getirildi. “Def Çaldığım için 54 yıl hapsim istendi” diye tepki gösteren Çiçek Tekdemir, 11 yıl 8 aylık cezasının 4 ay’ını hapiste geçirdikten sonra önceki gün şartlı tahliye oldu..”

“Sanat yapmama cezası” ne demek?!. Böyle bir deyişin ve anlayışın nerde, nasıl, ne biçimde yazılmış olduğu, ilgimi çekmekte.. Gerçekten yazılı mı bu bir yerlerde böyle?.. Yazılıysa, tez elden yok edilmesi gerekmekte.. Yav kardeşim, sen hapse atarsın, zindana atarsın, kuyuya atarsın, nereye atarsan atarsın da, o kişinin sanatçı kimliğini elinden, yani ruhundan-bedeninden koparıp söküp atamazsın.. Sanatsal yaratım ve üretim, sanatçının ürününü kitlelerle buluşturma biçimi-biçemi ve yöntemi, sanatın-sanatçının özgürlüğü bağlamında kendince ele alınası bir konu; başkaca bir güç ve erkçe engellenmesi, susturulması, sanatın-sanatçının suçlandırılması söz konusu bile olmamalı…

 Mahkemenin kullandığı “sanat yapma yasağı” gibi tümcesi yanlış bir yaklaşımda, şu sanat denen şeyin sanki bir ruhsatı var izlenimi yaratıyor bende.. Hani bina, ev, araba, bar ruhsatı gibi mi ne: sanatın ruhsatı?!? Sanki böyle bir ruhsat var ve bunu vere vere sen veriyorsun ve de sanatın ruhsatını iptal eyliyorsun?!? Tapusu sende demek sanatın?!..

 AB deniyor da, peki, Avrupa’da arasak var mıdır acaba benzeri, hiç görülmüş müdür şimdilerde: “sanat yapmama cezası”; def çaldığı için sanatçının elli dört yıl hapsi istendiği.. On bir yıl sekiz aylık cezasının dört ayını hapiste geçirdikten sonra önceki gün şartlı tahliye olduğu..

 Acılı bir öykücük değil mi?!..

 Yukarıdakiler, birkaç örnek..

 Oysa daha ne öykücükler var, ne öykücükler…

 Söylemediklerim..

 Siz de sorun, sorgulayın biraz ama..

 Ben de başkaca gizdökümler(itiraf) sunayım..

 

İTİRAFLAR* 
 

 En sevdiğiniz erdem – Sadelik.

 Başlıca özelliğiniz – Amaç keskinliği.

 Mutluluk nedir – Savaşmak.

 Mutsuzluk nedir – Boyun eğmek.

 En kolay hoş gördüğünüz kötü huy – Çabuk kanmak.

 En nefret ettiğiniz kötü huy – Uşaklık.

 En sevdiğiniz iş – Kitap kurdu olmak.

 Şair – Shakespeare, Aeskhilus, Goethe.

 Düzyazıda – Diderot.

 Kahraman – Spartakus, Kepler.

 Kadın Kahraman – Gretchen.

 Çiçek – Defne.

 Renk – Kırmızı.

 Ad – Laura, Jenny.

 Yemek – Balık.

 En sevdiğiniz maksim – İnsani olan hiçbir şey bana yabancı değildir.

 En sevdiğiniz söz – Her şeyden şüphelen. 

 * Bu, Marx’la kızları Laura ve Jenny’nin oynadığı bir oyundu. Onların sorularına cevap veriyordu. (Marx-Engels Sanat ve Edebiyat Üzerine/ Birikim Yayınları, 1971) 

evetbenim.com



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: