KAST’da Kısa Oyunlar Festivali

İBB Şehir Tiyatroları-Genç Tiyatro, Kast (Kadıköy Sanat tiyatrosu) ve Kumbaracı50’nin işbirliği ile hazırlanıp sunulan Kısa Oyunlar Festivali’nin son gösterisini, KAST’ın Kadıköy’deki salonunda izledim.

Festivalin program dergisinde 14 oyun tanıtılmış olmasına rağmen o akşam 12 oyun sunuldu . Benim seyrettiğim akşamın programında sahne almayan iki topluluk daha önceki iki gösteride varmış.

KAST’ın Kadıköy’deki salonu son “yer”ine kadar dolu idi . Koltuklar dolunca, insanlar “yer”lerde oturdular.

Kısa Oyunlar Festivali düzenlenmesini çok olumlu buldum. Bu çabanın devam ettirilmesini diliyorum. Fikri ortaya atanları, destek verenleri kutlarım.

Ülkemizde tiyatroya gönül vermiş pek çok genç var. Bu vesile ile onlardan bir kısmını da olsa sahnede görebilmek, tiyatromuzun geleceği için bir umut olacaktır . Eminim ki bu girişim duyuldukça pek çok genç, bir şeyler yaratmak için gayret gösterecektir. Zamanla yurt dışından katılımlarla daha uzun süreli bir şenlik haline gelmesini diliyorum.

Festivalin bu yıl İstanbul Tiyatro Festivali, 1.Uluslararası Genç Günler, İstanbul Amatör Tiyatro Günleri 2010 , Avrupa Üniversiteleri Tiyatro Şenliği, Uluslararası Giresun Aksu Festivali , “ZİFTT” Üniversiteler Arası Tiyatro Festivali, Uluslararası İstanbul Kukla Festivali, Uluslararası Karadeniz Tiyatro Festivali ile ayni zamana denk gelmesi bir şanssızlık. Bunları koordine edecek bir merci yok mu acaba? Türkiye (İstanbul) tiyatro ile boğuldu!

İş hayatında gençlere verilen bir örnek vardır. İş hayatının en güçlü adamı ile bir asansörde karşılaştınız ve önünüzde 3 dakikanız var. O kişinin hafızasında yer etmek için ne yaparsınız, ne söylersiniz? Ben çoğu gencin buna zihni bir hazırlık yapmadığı kanısındayım. Oysa ki insan hayatını değiştiren anlar vardır. Her genç o an için olmasa da kısacık bir sürede kendini anlatmak için en uygun jest ve kelimeleri bulmak, hazırlamak durumundadır. Hayat, ne yazık ki herkese, uzun uzun kendini anlatma fırsatı vermiyor.

Tiyatroda kısa oyunlar da buna benzer. Oyunlar kısa olmasına rağmen dolu ve çarpıcı olmalıdır. Az ama akılda kalıcı şeyi söylemelidir. Doğaldır ki estetik olmalıdır ve iyi oynanmalıdır. Tüm bunları başarabilmek için de özgün bir sahne dili yaratmak gerekir.

Seyrettiğim oyunlarda saydığım özelliklerin tümünün yer aldığını söyleyemeyeceğim ama seyrettiklerim içinde ilginç fikir ve sahnelemelerin, iyi oyunculukların olması beni umutlandırdı.

Galatasaray Üniversitesi Tiyatro Topluluğu, Şahika Tekand, Sadri Alışık Tiyatrosu, GSM Oyuncuları gibi kurum isimleri anılsa bile benim gözlemim, festivale katılımların genellikle kişisel başvurular şeklinde olduğu yolunda. Kurum isimleri, oyuncuların kökenini anlamamıza neden oluyor.

Galatasaray Üniversitesi Tiyatro Topluluğu’nun sunduğu iki İonesco oyunundan (Önder ve Gelinlik Kız) Gelinlik Kız’ın yorumunu (Eda Erman) ve oyunculuğunu (Canan Günaştı, Ceren Ülgen) daha çok beğendiğimi belirtmeliyim. Önder’in yorumu (Gizem Kastamonulu), oyunculuğu (Nezaket Erden, Eceaytan Anı Kızıltan, Perim İşisağ, M.Ozan Küren, Ayla Yıldırım, Senem Ünal / Pelin Kaya) ve oyun seçimi umut verdi.

Burak Safa Çalış’ın H.Böll’den uyguladığı ve oynadığı “Çok Sayıda Tek Sevgili”deki fikri beğendiğimi, ayrıntılarda yapılacak çalışma ile oyunun çok daha iyi olacağını belirtmeliyim.

Kainat Güzeli’nin (kendini öyle tanıtmış) yazıp, yönetip, oynadığı “Fuat,Ali, Kemal,Harun, Burhan, Mehmet” zekice kotarılmış ve çok sempatik bir gösteri idi. Tiyatro’da “an”ların işlenmesini sevdiğim için, Kainat Güzeli’nin sınırlı sayıdaki kelime ile yaptığı teşekkür konuşmasındaki “geniş açılımı” çok anlamlı buldum. Sahne dilini sevdim.

Brecht’in kısa oyunu Muhbir’den uyarlanan “Orada Her Şey Pek Temiz Değil-miş” isimli gösteriyi tasarlayan ve oynayan Ali Özdeş Akyuva, kendi ipini çeken adam kompozisyonu ile akılda kalıcı bir gösteri sundu. Oyunun bitişi için seçenek düşünmeli.

“Geçici Kesinlikler” ile Murathan Mungan hikayesinden yola çıkarak, tasarlayan ve oynayan Ertürk Erkek’in iyi bir “damar” yakaladığını ama ayrıntılara dikkat eden bir sahneleme ile etkili olacağını söylemeliyim.

GSM Oyuncuları’nın (Duygu Doyran, Ceren Kaçar, Berk Konya, Tuğçe Yanat, Oğulcan Güler, Sevda Deniz Tunçel, Fatih Sapçı) sunduğu “Yedim-iras” hızla gelişen bir hikaye uyarlaması ile değişik bir sahne dilini denedi. Ancak oyunculuk düzeylerindeki farklılık, oyunun da belli bir düzeyi yakalamasını engelledi.

Judy Tate oyunu “Çakma Deha” (çeviren-Selin Arat), gecenin profesyonel oyunculuk katsayısı en yüksek oyunu idi. Sema Mağara, Selin Arat ve Salih Usta’nın oyunculukları ile keyifli bir gösteri izledik. Çakma Deha, sezon oyunu olarak değerlendirilebilir.

Gecenin dikkati çeken isimlerinden biri Kerem ile Şirin (Ceren Menekşedağ-Serhat Yıldız), Ferhat ile Aslı (Melda Narin – Ozan Ağaç), Leyla ile Mecnun (Evrim Akbayırlı , Yiğit Pakmen, Suad Abdullah) Aşk3lemi’ni yazan Ozan Ağaç idi. “Genç” soluklu bir üçleme yazmış Ozan Ağaç. Espirili bir dili var. Yaraların kabuklarını kaldırmaya meraklı. Biraz asi biraz alaycı… Yeni kuşak dilini kullanıyor ama geyik muhabbetinin sınırlarını zekice zorluyor. Dikkat edilmesi gereken bir yazar. 3 oyunun kısaltılarak arka arkaya sunulması denenebilir mi acaba? İsimlerin tarihsel çağrışımlarından yeterince yararlanılmadığını düşünüyorum. Bir de ilk ikisinde oyunların merkezinde olan koltuk, üçüncüsünde de kullanılsa ve oyun, çağdaş görünüm ile sahnelense (Emre Narcı) daha iyi olur kanısındayım. Ayrıca, ders verir nitelikteki bölüme gerek olmadığını düşünüyorum. Ceren Menekşedağ ve Melda Narin’in iyi oyunculukları dikkat çekici.

Sabahattin Yakut’un yazdığı ve yönettiği “Katil- Maktül” oyunu gecenin en umutlu ışıltısı oldu. Özellikle iyi oyunculukla (Burcu B.Arslan, Alp Sunaoğlu) sahnelenen oyunun metni, yeni kuşakları belli bir klişeye hapsetmeye çalışanlara ders verir nitelikte idi. Fikir çarpıcı. Tiyatro severler umarım bu 3 ismi gelecekte daha çok duyar.

Bu sene “Şiddet” teması ile hareket edilmiş ama bunda başarılı olunduğunu söyleyemem. Kaldı ki bu tür bir gösteride temanın sınırlayıcı olacağını düşünüyorum. Katılımcıları serbest bırakmak daha doğru gibi geliyor bana.

Kısa Oyunlar Festivali’nin gençlerde yarattığı heyecanı görmekle mutlu oldum. Onlar için yaratılan bu platformun sürdürülmesine destek verilmesi tiyatro dünyamıza düşen bir görevdir . Bu desteğe karşılık verebilecek bir potansiyelin olduğunu gördüm.

Gecenin yolunda gitmesi için tüm olanaklarını seferber eden KAST’ı kutluyorum. Umarım tiyatro dünyamız İstanbul’un merkezden çok da uzakta olmayan bir köşesinde tutuşan tiyatro ateşini görmek için, kendileri ile “iyi geçinme çabası” beklemeden KAST’ın salonunu ziyaret eder ve KAST’ı “görür”. (Tiyatro dünyası, sezonun en iyi oyunlarından birini , Striptiz’i görmemek için gözlerini yummuştu da.)

3 kurum tarafından düzenlenen festivalin bu gecesinde gözlerim diğer destekçilerin temsilcilerini aradı. Keşke destekledikleri festivalde nezaketen de olsa salonda “var” olsalardı.

Haldun Taner’in muhteşem bir tevazu göstererek, her davet edişimizde Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları’nı seyretmeye gelişindeki “büyük gönüllü” tiyatroculuğunu özlüyorum.

melihanik.blogspot.com



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: