Peru- Cuzco Resim Okulu ve Sanatın Gücü

Peru’nun başkenti, “Krallar Şehri” Lima’dan 1650 km uzakta İnka Krallığı’nın başkenti olan Cuzco, uçakla 1 saat.

1 saat içinde deniz seviyesinden 3416 metre yüksekliğe çıkınca yaşadığınız baş dönmesi, Cuzco’ya 3-4 saat mesafedeki “Kayıp şehir” Machu Picchu’ya varınca başka türlü bir şekil alıyor.

Amacım gezi anlatmak değil. Amacım başka. Bu yazıdaki “baş döndürücü”lüğün kaynağı başka.

Bu yazının asıl “kahramanı” Francisco Pizarro (d. 1475 – ö. 13 ekim 1541), Peru’daki İnka topraklarını ele geçiren (1531-1533) İspanyol işgalci komutan.

Konkistador (fatih) unvanlı bu savaşçının, keşfettiği Peru’da yaptıkları, evrensel dilde bir vahşet olarak nitelendirilirken, Avrupa halkınca bir kahramanlık olarak anlatılmıştır. Pizarro, Peru civarında faaliyet gösteren diğer bir İspanyol komutan Diego de Almagro ile mücadelesinde onu öldürtmüştür. Almagro’nun yerine geçen oğlu II. Diego de Almagro, babasının intikamını almak için yirmi zırhlı savaşçı ile Pizarro’nun sarayını basmış ve onu öldürmüştür.

İspanyol Pizarro, Lima’yı kurmuş, Cuzco’da öldürülmüş. İşgal ettiği İnka topraklarında kaldığı kısa süre içinde ise tarihe “kazınmış”!

İspanyolların Peru’yu işgal etmesinden kısa süre sonra, Cuzco’da Avrupalı tekniklerin öğretildiği bir sanat okulu kurulmuş. Cuzco resim okulu ve tekniği bugün bile hala çok meşhur. Okulun amacı İnka’ları Katolikleştirmekmiş. Avrupa’dan dini konuları resmetmekte ustalaşmış öğretmenler Cuzco’ya gönderilerek yerli halka dini resimler yapmasını öğretmek hedeflenmiş. Bir taşla iki kuş yani. Hem sanat öğretilecek hem de din… Yani din yoluyla didaktik bir sanat eğitimi.

Sonunda yerli ve geleneksel, Hıristiyan ikonografi ile kaynaştırılarak yeni bir üslup ortaya çıkarılmış.

Biraz da arsızca İnka’ların tapınaklarını yerle bir ederek, temelleri üstüne kiliselerini inşa eden “Fatihler”(?) bu yöntem ve kendi dinsel propagandaları ile toplumu değiştirmeyi düşünmüşler.

Pek doğaldır ki İspanyollar için “fethedilmiş” topraklardan gönderilecek resimler, uzak topraklardaki egemenliğin göstergesi olarak İspanya’daki bazı çevreleri de sevindirmek amacı ile tasarlanmış olabilir.

Oysa ki yerli ressamlar İspanyolların öğrettikleri resimlerin içine kendi geçmişlerini, geleneklerini, bir anlamda “gurur”larını yerleştiriyorlarmış. Bu ay, güneş, savaşçı melekler vb. simgelerle yer buluyormuş resimlerde. Bu resimlerin en iyileri Cuzco Katedrali’nin duvarlarında bulunuyor.

Cuzco resimlerinin çoğunun ressamı bilinmiyor.Ama bu kuralın dışında kalanlardan biri var ki o, okulun son dönem üyelerinden biri: Marcos Zapata (1710-1773).

Zapata, çok bilinen İsa’nın Son Yemeği tablosunu kendince yeniden yorumlamış. Resim, Hz. İsa’yı 12 havarisi ile bir yemek masası etrafında göstermektedir.

Çeşitli kaynaklar, masanın üstündeki içki ve yemeklerin Peru topraklarına ait olduğu yorumunu yapmaktalar.

Resmi ilginç kılan husus, seyredene göre resmin sağ tarafında ve önde yer alan ve doğrudan resme bakana bakan yüzün Francisco Pizarro’ya benzemesidir. Daha da garip olan, yüzü Pizarro’ya benzetilmiş olan Judas’tır.

Resimde elinde para kesesi tutan Judas , Hz. İsa’ya 30 parça gümüş için ihanet eden havari olarak tanınmaktadır. Judas’ın zaafı paraya olan düşkünlüğüdür. Bir başka yoruma göre de ülkesini sevdiği için yapmıştır. Şeytana uymuştur da denebilir.

Kesin olan şudur ki Judas’ın ihaneti yüzyıllardır filozof ve yazarları meşgul etmektedir. Ama Judas “Hain” kelimesinin “sinonim”i olarak hatırlanmaktadır.

Resim, sanatın ve sanatçının durumu üzerine beni düşündürttü. Sanat, kimin elinde olduğuna bakarak bir propagandanın aracı ve de toplumları değiştirme amacı olarak kullanılabilmekte. Ama öte yandan ne yaptığının ve de kendinin farkında olan bir sanatçı, HER ŞEYE RAĞMEN, iletisini yüzyıllar sonrasına taşıyacak söylemi bulabilmekte ve “işgalciyi”, “hain”i onun yöntemini kullanarak tarih önünde mahkum edebilmektedir.

Sanatın bu büyük gücü önünde kim durabilir ki !

melihanik.blogspot.com



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: