Sahnede Bir Çağdaş Masal: Narnia Günlükleri

Küçüklere ve büyüklere Narnia, Ankara DT’de. 60 yıllık başarılı çocuk kitabı, Disneyland’ı fethinden beş yıl sonra bu kez sahnede.

İrlandalı C. S. Lewis (1898-1963) Narnia denilen paralel evrenin yalnızca yaratıcısı değil vakanüvisidir de. Yedi kitaplık Narnia Günlükleri’nin yazılış ve yayımlanış bakımından ilk, iç sıralama bakımından ikinci kitabı Aslan, Cadı ve Dolap, bu sezonun başından bu yana Irita Kutchmy’nin uyarlaması, Işıl Kasapoğlu’nun rejisiyle Ankara Devlet Tiyatrosu’nda. Müzikal formundaki oyunun müzikleri Kemal Günüç’e ait. Oyun, 7-17 yaş arasına tavsiye ediliyor. Tabii bir de büyüklere; çocuklar için yazılmış her iyi eserde olduğu gibi.

Lewis’in Narnia’sının 60 yıllık bir macerası var. Yayımlanışından bu yana 41 dilde 100 milyondan fazla basıldı, 2005 yılında gösterime giren filmi (yön. Andrew Adamson) Walt Disney’in en çok izlenen üçüncü filmi oldu ve hikâyede önemli bir rol oynayan ‘Türk lokumu’ satışlarını ABD’de patlattı. Öyküde Türklere tek referans lokumdan ibaret değil, bütün dizinin en sürekli ve en kilit karakteri ‘Aslan’ romanda da Türkçe adıyla yer alıyor: Lion Aslan. Bu oyundan sonra Ankara’da çocukların lokuma ama daha da önemlisi Lewis’in Türkçeye de çevrilmiş olan kitabına daha fazla ilgi göstereceklerini tahmin ediyoruz!

Masal, Mitoloji, Din

Masal anlatıcılığı tarihinde bir dönemleştirme yapmaya izin varsa, 19. yüzyılı bir kırılma noktası olarak tanımlayabiliriz. Bu tarihten sonra masallar tek tek kahramanların başından geçen olaylar olmaktan çıkmaya, kahramanların içinde devindiği bir masal dünyası olarak ortaya çıkmaya başladı. Alice ve Peter Pan, bugün mesela Shrek’te gördüğümüz çeşitli mitos ve masal kahramanlarının bir arada devindiği türden masal dünyalarına giren ilk kahramanlardan.

Narnia da bu dünyalardan biri. Aslan, Cadı ve Dolap, savaş yıllarında sığındıkları aile dostu Profesör’ün şatosundaki bir odada bulunan bir gardırobun kapısından masal ve mit dünyası Narni’nın paralel evrenine geçen dört kardeşin, Narnia’yı kışa mahkum eden Beyaz Cadı’nın hükümranlığına ve içlerinden birinin ihanetine karşı, Aslan ve taraftarlarıyla birlikte verdiği mücadeleyi anlatıyor.

Hıristiyanlığı akılcı temeller üzerinde açıklamaya çalışan bir teolojik akım olan apolojetiğe bağlı olan Lewis’in öyküsü, İskandinav, Kelt ve Yunan-Roma mitolojilerinden öğeler barındırmakla birlikte asıl olarak Eski ve Yeni Ahit’e dayanıyor. Örneğin Aslan’ın ölmesi ve öykünün o anına dek bilmediğimiz bir ‘Derin Büyü’ sayesinde dirilmesi ilk bakışta bir kurgu hatası gibi görünse de aslında mitolojilerin en eski temalarından olan tanrının ölüp dirilmesine referansta bulunur. Aslan, ölüp dirilen İsa, gelmesi beklenen Mesih’tir aynı zamanda.

Bir ‘misyoner oyun’la karşı karşıya değiliz elbette, hatta Hıristiyan temalarının Türkiyeli çocuğa dinsel bakımdan neredeyse hiç dokunmayacağı, tiyatrocu jargonuyla söylersek “seyirciye geçmeyeceği” bile söylenebilir. Ama Narnia, Hıristiyan öğeler bir yana bırakılsa bile, insanın insan olmayana, büyüğün küçüğe üstün olduğu; kadınların dikiş diktiği, erkeklerin savaşa gittiği bir “kurulu düzen” dünyası. Zaten masalların birçoğu tuhaf bir tutuculuğa sahiptir. Halk edebiyatının bir başka türü olan türkülerde isyancı öğelere sıkça rastlanırken masallarda bunlara pek rastlanmaz. İsyancılar varsa da sonunda padişahın kızıyla evlenip şehzade olurlar ya da Narnia’da olduğu gibi krallık tahtına geçerler; gerçi kötü Beyaz Cadı’nın krallığından iyi yürekli dört kardeşin iktidarına geçiş tiranlıktan aristokrasiye geçiş diye yorumlanabilir, ama olsa olsa züğürt tesellisi olur bu. Masallar, çocuklara demokratik bilinç aşılamak zorunda değil, masal dinleyen çocukların büyüyünce faşizm yanlısı olduklarını doğrulayacak bir istatistik olduğunu da sanmıyorum ama masal kurgusunun politika düzleminde bir şeyler ima ettiği kesin ve masal uyarlamalarında bunu akılda tutmakta yarar var.

Çocuktur, anlar

Sözkonusu olan çocuk ve gençlik tiyatrosu ise, belki de ilk bakılması gereken, çocukların ve gençlerin “hafife” alınıp alınmadığıdır. Onların oyunu “anlaması” gibi bir kutlu hedef uğruna hikâyeler basitleştirilir, oyun kişileri yüzeyselleştirilir, oyuncular bağıra çağıra konuşmaya başlarlar. Oysa “Çocuktur, anlamaz” klişesinin asıl yetişkinlerin çocukları anlamadığını göstermekten başka bir faydası yoktur.

Çocuk edebiyatının böylesine önemli bir eserinin Kasapoğlu gibi deneyimli bir yönetmenin ellerinde büyük bir sahnede, gösterişli bir prodüksiyonla perde açtığını görünce umutlandık ve bu umudun bütünüyle boşa çıkmadığını görünce daha da umutlandık.

Gerçekten de Kasapoğlu rejisi büyük bir emeğe ve yapıma dayanıyor. Hemen her an sahneyi dolduran 40’tan fazla oyuncu, oyunun belki yarısını oluşturan müzikleri de yapan Kemal Günüç’ün yönettiği yedi kişilik orkestra, Maral Cerenoğlu’nun düzenlediği danslar, Hakan Dündar’ın sofistike dekor ve giysi tasarımı ve daha pek çok tiyatro emekçisinin katkılarıyla ortaya çıkartılan büyük bir prodüksiyon. Ancak bu yoğunluğun sorunlu tarafları da var. Her an herkes sahnede, her an herkes bir şarkıya bir dansa başlamak üzere; dans sorunlarıyla da birleşince trafik bazen oldukça karışıyor; tüm bunlar oldukça zihin yorucu.

Öte yandan, çocuk ve gençlik tiyatrosu cemaatinde yaygın olan ve az önce saydığımız “batıl inanç”ların gölgesinden kurtulmanın öyle kolay olmadığını da gördük. Metnin zaten çok karmaşık olmayan olaylar dizisi, herhalde “çocuklar anlasın” gibi kutlu bir hedef uğruna iyice basitleştirilmiş. Hakan Dündar’ın kostüm ve dekor tasarımındaki özeninin hakkını vermek gerekiyorsa da çocuk tiyatrosu savaşçılarının üniforması peluşla (hayvan = peluş) yine bol bol karşılaşıyoruz. Oyunun peluşlu hayvanlarından biri Susam Sokağı’nın o “Minik” Kuş’unu hatırlatıyor; oyundaki kısa ama önemli rolünü söylemeyelim ki sürpriz bozulmasın: Narnia’da bir kuş var, elbet bunda bir iş var!

Çocukları illüzyona kaptıran şey öyküdür ve göstermeci yöntemler onların gerçeklik duygularını hiç de zedelemez ama bu oyunda sahne değişimini görmeyelim diye suratımızda patlayan flaş ışıklar beyinlerini zedeleyebilir. Bu yöntem kolaycı olmakla kalmıyor zararlı da olabilir. Öyle ki bazı ülkelerde çocuk oyunları sahneye çıkmadan önce bu tür flaşları ölçen bir mekanizma var ve eğer oyunda bunlar fazla kullanılmışsa yasal olarak sergilenemiyor.

Her şeyin büyük olduğu bir yerde incelikler daha az göze çarpar. Oyunda, başından beridir her şey o kadar kalabalık, gürültülü ve eğlendirme çabası dolu ki romana derinlik katan birçok diyalog ya atlanmış ya da arada kaynıyor. Romanın zaten çok sofistike olmayan kurgusu daha da basitleştirilmiş. Bu durum, masallarda hoş görülebilecek deux ex machina’ların* göze batmasına neden olmuş. Ses düzeni ve melodik yapı sorunları yüzünden oyunun belki yarısını oluşturan şarkıların belki yarısının ne dediği anlaşılmıyor; sözler, en hafif deyimiyle, çok “basit,” melodilerse karmaşık fakat güçsüz. Üstelik kurguyla halledilmesi gereken bazı şeyler şarkıyla çözülmeye çalışılıyor ki şu mealde bir şarkı sözü duyduğumu hatırlıyorum: “Bekle sonucu büyük merakla. Zaman yavaş geçiyor beklerken. Sinirler gerildi vs.” Sitkomlarda nerede güleceğimizi hatırlatan kahkaha efektlerinin merak duygusuna uyarlanmış hali olmalı bu!

Ancak, anne-babalarıyla birlikte salonu tıkabasa dolduran çocukların oyunu baştan sona kahkahalarla ve ilgiyle izlediği göz önüne alınırsa, Kasapoğlu rejisinin önemli bir teli titrettiği kesin. Perde arasında görüşlerine başvurduğum bir ufaklık oyunu çok sevmişti fakat filmin mi oyunun mu daha iyi olduğuna “henüz karar verememişti”. Kendisinden randevu alamadığım için oyunun tümünü seyrettikten sonra ne karara vardığını öğrenemedim, ama yaşıtlarının neredeyse hepsinin oyunu onun kadar beğendikleri coşkulu haykırışlarından, sözlerini tam anlamadıkları şarkılardan sonra bile koparttıkları alkış fırtınalarından ve oyuncular tarafından kendilerine yöneltilen her soruyu derhal yanıtlamalarından belliydi.

1950’lerde kitap, 2005’te film ve 2009’da oyun…

Narnia Günlükleri’ni “tutan” C. S. Lewis’in bize söyleyecek çok sözü olmalı ki 60 yıldır ne büyükler ne küçükler; ne edebiyat, ne sinema ondan vazgeçemedi. Gardırop kapılarının yanı sıra kitap kapaklarından ve sinema perdelerinden de girilen Narnia’ya bu kez de sahneden geçiyoruz. Tüm masallarda olduğu gibi, gerçek dünyaya dair bir şeyleri anlamak için.

* makineden tanrı (Lat.): bazı kurgu sorunlarının beklenmedik ve hazırlığı yapılmamış gelişmelerle çözülmesi.

NOT: Bu yazı Radikal Gazetesi için hazırlanan ‘Narnia’ya Sahneden Girmek’ (http://bit.ly/am4F4q) ve Halkbank Kültür-Sanat Sitesi için hazırlanan ‘Narnia’da Bir Kuş Var’ başlıklı yazılardan derlenmiştir.

Yorum


işlemi tamamlayınız: