Bizim İşimiz Bitti, Çocukları Ciddiye Alın

Söyleşi /

De Stilte’nin Sanat Yönetmeni Jack Timmermans ve Tiyatonun Müdürü Jan Baastra ile İstanbul turneleri sırasında çocuklar için dans tiyatrosu üzerine Mimesis olarak konuşma fırsatı bulduk.

Eskişehir, Ankara ve İstanbul’da seyretme fırsatı bulduğumuz De Stilte’nin son oyunu Madcap, sanatsal niteliği açısından oldukça dikkat çekiciydi. De Stilte Hollanda’da etkinliklerini yürüten bir grup ve sanat yönetmenliğini Jack Timmermans yapıyor. Sadece çocuklar için dans tiyatrosu gösterileri hazırlayan grup aynı zamanda eğitim çalışmaları da yapıyor. Ülkemizde örneğine rastlamadığımız çocuklar için yapılan dans tiyatrosu formları bizlere yeni bir ufuk açtı. Somut hikayeleri sahneye yaratıcı yaklaşımla taşıdıkları Madcap ile tiyatronun bir bütün olduğunu, sadece çocukları eğlendirme amaçlı bir etkinlik olmadığının altını çizdiler. Sessizliği ve durağanlığı sahnenin önemli bir niteliği olarak kullanan grup hem dans tiyatrosuna hem çocuk tiyatrosu yapanlara alışık olunmayan bir örnek sahneledi. Çocuk izleyiciye saygıyı ön planda tutan grupla çalışmaları ve oyunları üzerine sohbet ederek, başarılarının ardındaki düşüncelerin izlerini sürmek istedik.

Söyleşiyi yaptığımız De Stilte’nin sanat yönetmeni Jack Timmermans’a ve tiyatronun müdürü Jan Baanstra’ya bilgileri paylaşmadaki cömertlikleri ve sıcak yaklaşımlarıyla sundukları dostlukları için teşekkür ederiz.

Sadece çocuk tiyatrosuyla ilgilendiğinizi biliyoruz, neden çocuk tiyatrosu?

Çünkü, çocukları yetişkinlerden daha çok seviyorum. Sanat iletişimdir bence; ve özellikle dans tiyatrosunda büyüklere nazaran çocuklarla daha rahat iletişim kurabiliyoruz. Çünkü çocuklar çok daha açıklar. Ayrıca her çocuk soyut yaklaşıma sahip olabilirken, bunu yetişkinlerin hepsi yapamayabiliyor. Hollanda’da birçok insan -dans tiyatrosuyla ilgili herhangi bir fikre sahip olmamasına rağmen- dans tiyatrosunu sevmediğini söyler. Bu yüzden toplumda dans performanslarını takip eden çok küçük bir kesim var. Zaten ülkemizde toplumun yüzde onu tiyatroya gidiyor, bunun da çok küçük bir kısmı dans tiyatrosuna ilgi duyuyor. Dolayısıyla kime ulaşacağız, kime dans edeceğiz. Ben çok kalabalık bir ailede büyüdüm, ailemizin kültürel faaliyetlerle pek bir ilgisi yoktu, sanatla okul vasıtasıyla tanıştım ve aynısını şimdiki çocuklara yaşatmak, onların sanatla tanışmasını sağlamak istiyorum.

Bütün oyunlarınızı dans tiyatrosu formunda mı yapıyorsunuz, söz kullandığınız oyunlarınız var mı?

Hayır metinli tiyatro yapmıyoruz. Sadece konuşarak iletişim kurmaya o kadar çok alışmışız ki, bazen çocuklar da bizim performanslarımız için ‘neden konuşmuyorlar’ diye sorabiliyorlar. Dans iletişim kurmanın başka bir yolu ve başka türlü bir kendini var etme yolu sahnede. Ama bu metni reddettiğimiz anlamına gelmemeli. Koreografi tasarlamaya başladığımda özellikle şiirden ilham alırım, çünkü bence dans, tiyatronun şiiridir. Yaratıcılık sürecinde çıkış noktası olarak her şeyi kullanabilirim; bu bir resim, bir müzik, bir metin, herhangi bir şey olabilir.

Prova sürecinizden bahsedebilir misiniz?

Başlangıçta elimizde bir tema oluyor, bu temayı sahne üzerinde arıyoruz ve her şeyi sahne üzerinde geliştiriyoruz. Yani, evde bir hikaye oluşturup, provaya geldiğimde ‘tamam şimdi hikaye bu ve şunu şöyle yapmanızı istiyorum’ diye bir şey yok. Tamamen her olasılığa açık olma durumunu seviyorum. Bu bir keşif süreci bizim için, sahne üzerinde ‘o anda’ olan şeyden etkilenmek, ilham almak ve onu takip etmek. Aynı şekilde prova sürecinin başında, sahnede kullanabileceğimiz materyalleri belirlediğimizde, o malzemelerle çalışırken başka olasılıkları keşfedebiliyoruz. Yani kullandığımız malzeme ve o malzemeyle dansçının kurduğu ilişki hikayenin gidişatını etkileyebiliyor, hatta ortaya bambaşka bir hikaye çıkabiliyor. Başlangıç noktamızla vardığımız nokta birbirinden tamamen farklı olabiliyor. Bu süreçte sürekli ve yoğun doğaçlamalarla neyin işe yaradığına ve nereye evrildiğimize bakıyoruz. Prova sürecimiz bir dikte süreci değil, sahnede olup bitene kulak verme süreci. Farklı malzemelerle çalışıyoruz, işe yaramayan bir şey varsa atıp yeni materyallere bakıyoruz. Müzik kullanımı bazen provaların çok sonraki evrelerinde devreye girebiliyor ve aynı şekilde müzik de değişip dönüşebiliyor bu süreçte. Kimi zaman premier sonrasında bile değişiklikler yapabiliyoruz. Sahnede ne olup bittiğini anlamak için her zaman duyularınızı ve duygularınızı kullanmalısınız. Bence iyi bir oyun duygularla oluşturulur ve yönlendirilir, kafayla değil. Sonuçta, bir oyunun tasarım ve yaratıcılık süreci aslında sonu olmayan, devam eden bir süreçtir ve her yeni oyunda da en baştan başlamak ve yeniden keşfetmek zorundasınız.

Daha önce ülkemizde oyunlarınız oynandı, Hollanda ve Türkiye’de çocukların tepkileri nasıl?

Çocuklar dünyanın her yerinde neredeyse aynı. Hollanda’daki çocuklar Türkiye’deki çocuklara göre daha serbestler, ama diğer taraftan da Hollandalı çocuklar buradaki çocuklardan daha az disiplinli. Örneğin, Hollanda’da oyun başlamadan beş dakika önce çocukları tiyatro salonuna alıyoruz; eğer onları oyundan bir saat önce salona alırsak ortalık cehenneme döner. Oturma ve bekleme disiplinine sahip değiller çünkü. Türkiye’deki çocuklar ise bu disipline sahipler. Diğer yandan, burada ilk oyun oynadığımızda çocuklardan gerçekten çok etkilendim, çünkü hayal güçlerinin çok zengin ve uyanık olduğunu gördüm. Biz eğlence için oyun yapmıyoruz, eğlenceyle ilgilenmiyoruz, çünkü dünyada yeterince eğlence var, özellikle de televizyonda. Her şey çok hızlı, çok gürültülü. Ben tersini yapmayı seviyorum; sessizliği, zamanı kullanmayı ve böylelikle çoculkarı bu dünyadan başka bir dünyaya götürmeyi. Bu şehirde çocuk olarak yaşamanın ne demek olduğunu ve oyunumuza nasıl tepki vereceklerini gerçekten merak ediyorum mesela, çünkü İstanbul gibi bir şehirde eğer gerçek anlamda koklamaya, bakmaya, dinlemeye kalkışırsanız çuvallarsınız. Böyle bir şehirde duyularınızı kapatmanız lazım, ve bu çocuklar için de geçerli, onlar da duyularını kapatmayı öğreniyorlar. Biz zor olanı seçiyoruz, eğlenceye yönelmek yerine sakin bir şekilde zamanı kullanmayı yeğliyoruz. Ve hemen hemen her zaman çocuklar bu yeni ritmi, bu farklı dünyayı benimsiyorlar ve oyunun içine giriyorlar. Sonuç olarak her seyirci birbirinden farklıdır. Bir oyun yaptığımızda ‘çocuklar’ için yapmıyoruz oyunu aslında, kişisel olarak her bir seyircinin duyuları ve duyguları için yapıyoruz oyunu. ‘Seyirci’ diye bir şey yok, ‘çocuk’ veya ‘yetişkin’ diye bir şeyin olmaması gibi. Genelleme yapamayız, herkes birbirinden farklıdır. Benim çıkış noktam bu dünyanın yansımalarını içeren yeni, başka bir dünya kurmaktır. Oyunlarda herkes kendi kişisel deneyimleriyle oyunu algılar ve oyunun içini kendi kişisel deneyimiyle doldurur. Her çocuk kendine hastır, her birey başkadır, kendine özgüdür ve bu bireyselliğe saygı duymalıyız.

Eğitim projelerinizden bahsedebilir misiniz?

(Jan ve Jack beraber cevapladılar)

Hollanda’nın farklı okullarında, bir yılda yaklaşık 700-800 civarında eğitsel atölye çalışması yapıyoruz çocuklarla birlikte. Her hafta 6-7 farklı okula giden ve çocuklarla dans atölyeleri yapan bir grup dans öğretmenimiz var. Ayrıca yetişkin amatörlerle de atölye çalışmaları yapıyoruz. Çünkü dansın insanları değiştirdiğine inanıyoruz. Dans bir başka dil, bir başka iletişim ve ilişki biçimi sunuyor onlara. Bazen de tek bir mekana özel projelerimiz oluyor, bir veya iki defa oynamak için. Daha önce öğrencilerimiz olanlar şimdi bizimle beraber sahnede dans ediyorlar, bu heyecan verici bir durum.

Hollanda’da gençler için yapılan tiyatrodan bahsedebilir misiniz? Hükümetinizin alana bakışı nasıl?

Her dört yılda bir ülkemizde seçim yapılıyor ve yeni bir hükümet başa geçiyor. Birkaç gün önce son seçimler yapıldı ve sağcılar kazanacak gibi görünüyor, bilmiyorum ne olacak. Dolayısıyla, çocuk ve gençlik tiyatrosu için durum her zaman kritik ve tehlike altında, yeni hükümet ne yapacak bilmiyoruz. Şu anda çocuklar ve gençler için tiyatro yapan birçok tiyatro topluluğu var, bunların bir kısmı da bizim gibi çocuklar için dans tiyatrosu yapan topluluklar. Yıllardır genç seyirci için yapılan tiyatronun ciddiye alınması için savaş veriyoruz. Yetişkinlere tiyatro yapmak için yeterince iyi olmadığımızdan çocuk tiyatrosuna yöneldik şeklindeki bakış açısıyla da mücadele ediyoruz. Hollanda’da çocuk tiyatrosu yapıyorsanız hükümetten (yani kültür bakanlığından), belediyeden ve yerel yönetimden maddi yardım alabilirsiniz. Bazı tiyatrolar bu üçünden de yardım alıyor, bazılarıysa sadece yerel yönetimler tarafından destekleniyor. Destek miktarı tiyatroların kalitesine göre belirleniyor. Bizim de içinde bulunduğumuz 12 adet çocuk ve gençlik tiyatrosu en yüksek maddi yardımı alıyor. Bu durum maddi olarak bizi güvende hissetiriyor ama diğer taraftan da bu yardımı bu oranda almaya devam edebilmemiz için başarılı olma zorunluluğu da bir baskı yaratıyor açıkçası. Yetişkin tiyatroları daha çok yardım alıyor tabi. Hollanda’da çocuklar için yapılan diğer dans tiyatrolarını izlediğimde doğrusu beni heyecanlandıran oyun sayısı az oluyor. Bir sürü kötü şey izliyorum. Bu, çocukları ciddiye almakla ilgili bir şey. Birçok oyunda yetişkinlerin küçük embesilleri oynadığını görüyorum ve bunu sözde, çocuklarla aynı seviyede olmak adına yapıyorlar. Giderek daha fazla insanın çocuk tiyatrosunu, çocuk için sanatı ciddiye almasını ve çocuk tiyatrosunda ‘sanat’ı araştırmasını umut ediyorum. Ama kimi insanlar da ‘eğer çocuk tiyatrosu yapıyorsanız o kadar da iyi olmak zorunda değilsiniz ki’ diyebiliyor. Bu ne ki! Nasıl bir mantık?! Çocuklar için bir şey yapmış olmak için tiyatro yapmak berbat bir şey; çocuğun dünyasında ‘sanat’ı araştırmak ve keşfetmek gerekir, çünkü, aslında çocuklar en iyi sanatçılardır.

Hollanda’da çocuk ve gençlik tiyatrolarının örgütlenme süreci nasıl gelişti kısaca bahsedebilir misiniz bize?

(Çoğunluğunu Jan cevapladı)

Theatre Institute Netherlands (Hollanda Tiyatro Enstitüsü) adlı bir örgütlenme var, Hollanda’daki tüm tiyatro toplulukları için bir çeşit çatı kurumu. TIN’in temel amacı topluluklara herhangi bir sorunları veya soruları varsa yol göstermek ve tavsiyelerde bulunmaktır. Ayrıca başka bir kurum daha var ki, onlar da, tiyatro koşulları, maddi konular, insanlara nasıl yaklaşılması gerektiği gibi konularda yol göstercidir. Aynı zamanda çocuk ve gençlik tiyatrosu alanında çeşitli araştırmalar yaparlar. Bu araştırmalar farklı çalışma grupları tarafından yürütülür; mesela ben ‘Hollanda’da Gençlik Tiyatrosu’ üzerine çalışan, araştırmalar yapan ekibin başındayım.

Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Çocukları ciddiye alın. Onlara tepeden bakmayın. Onlar bizim geleceğimiz. Gelecek, bütün bu binalar, yollar, önemli gördüğümüz şeyler değil; çocuklardır. Geleceği çocuklar kuracak, biz değil, bizim işimiz bitti. O zaman, onların bu geleceğin parçası olabilmelerini sağlamak gerekir. İdeallerinin önünü açmak, hayal güçlerine yol vermek gerekir. Bu noktada sanata ihtiyacımız var.

Söyleşi Erkan Uyanıksoy, Elif Temuçin ve Ceren Okur tarafından yapılmıştır.

Okuyucu Yorumları

“Bizim İşimiz Bitti, Çocukları Ciddiye Alın” yazısına3 birden fazla yorum var.

  1. hicran dedi ki:

    güne güzel başladım…elimizdeki en güçlü şey bir “sanat” alanı olarak “çocuk tiyatrosu” yapmaya inancımız,aşkımız…
    üçünüze ve de Jack Timmermans’a sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
    elinize kalbinize sağlık
    kolay gelsin…

  2. serkan dedi ki:

    ne güzel şeyler oluyor.
    elinize sağlık.

  3. haluk yüce dedi ki:

    Dans tiyatrosu üzerinden çocuk tiyatrosuna yönelik de çok anlamlı düşünceler içeren bu görüşmeyi gerçekleştirdikleri için Erkan, Elif ve Ceren’e teşekkür ederim. Hollanda’daki çocuk-gençlik tiyatrosu üzerine de bir perspektif edinmek gerçekten çok güzel. Ellerinize sağlık.

Yorum


işlemi tamamlayınız: