Fransız Burjuvazisinin Gizli Fantezileri Tiyatroya Ne Katıyor?

Yaşam Kaya

İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, 2010-2011 sezonunda Fransız yazar Choderlos de Laclos’un romanından Christopher Hampton’un uyarladığı Aleksandar Popovski’nin yönettiği Tehlikeli İlişkiler adlı oyunla seyirciyle buluşuyor. Oyun, 18. yy sonlarında Fransa’da zengin insanlar arasında yaşanılan çarpık ilişkileri gözler önüne seriyor. Günümüz dünyasından çok uzak, Türkiye’deki tükenmiş tiyatro ortamına katkı sağlamaktan öteye gitmeyen bu eser neden sahnelerimizde boy gösteriyor? Oyunu detaylarıyla işlerken sanatta içinden geçtiğimiz karanlık günleri de irdelemekte fayda var.

Tehlikeli İlişkiler’de birbiri içinde aşk yaşayan, birbirlerini aldatan sapık insanların kendi aralarındaki çekişmesi anlatılmış. Hırs, tutku ve aşk üçgeninde gidip gelen bu insanlar, o dönem bile toplumun içyüzünden uzak yaşantı içindeler. Günümüz Türkiye’sinde teatral anlamda halktan hızlı bir kopuş varken, Tehlikeli İlişkiler gibi hangi boşluğu doldurduğu belli olmayan bir oyun sahnelerimizi niçin işgal ediyor? Öncelikle oyunla ilgili kritiğe geçmeden, politik anlamda iyice yalnızları oynayan ülke tiyatrosuna değinelim.

2000’li yıllara gelene dek, tüm dünyada etkili olan siyasi fikirler 1990’lı yıllarda soğuk savaşın çökmesi ile tek kutuplu bir potansiyele kaydı. Bu çok geniş bir konu, ama sonuçta bu olayın etkileri politik alanda olduğu gibi sanatın tüm alanında etkisini gösterdi. Kapitalist örgü içinde kendisine tekrar çıkış kapısı arayan sanatsal üretimler ya tamamen kapitalizmin biçimlenmiş çarkına teslim oldu ya da kendi kabuğuna çekilerek “fütürizm” denilen düşünce bağı olmayan akıma yöneldi. Tiyatroda fütürist akımın etkilerini çokça görebiliriz. Halkın sorunlarını dile getirmeden çok uzak olan bu akım, tamamen bireysel eğlence araçlarını tiyatronun içine yerleştirdi. Alkol, uyuşturucu, seks, sapıkça ilişki biçimleri artık tiyatronun ayrılmaz birer eşi gibi sunulmaya başlandı. Tam bu noktada karanlık fantezilerle ve sapık seks ilişkileriyle yüklenmiş Tehlikeli İlişkiler oyununun neden sahnelerimizde bizleri zehirlediğini algılayabiliriz! Burjuva hayatının ne denli rezil bir yaşantı olduğunu biliyoruz, ama Türkiye gibi siyasi ve ekonomik anlamda bir hiçliği yaşayan ülkede, insanların içlerine düştüğü çaresizlik tiyatro sahnelerine hiç mi yansımayacak? Tehlikeli İlişkiler gibi, sahnelere hiçbir anlam katmayan oyunla hangi tiyatro seyircisi sahnelerden bilinçlenecek? Sahneleri sapıkça konulara teslim eden anlayışın küçük gruplar halinde tiyatro yapan özel tiyatrolardan ders alması gerekli!

Ayşenil Şamlıoğlu, Şehir Tiyatrosu Repertuarından Memnun mu? 

Marat/Sade ve Hizmetçiler (ki bu oyunlarda günümüz dünyasından çokça uzaktalar) dışında politik anlamda hiçbir değeri olmayan yapıtlarla sezona adım atan İstanbul Şehir Tiyatroları’nın Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu duruma nasıl bakıyor, merak içindeyim! Tiyatrosunda günümüz Türkiye ve dünya koşullarından uzak metinler boy gösterirken, suya sabuna dokunmayan bir Şehir Tiyatrosu daha nereye kadar yol alacak? Tiyatronun belediyenin partizan çizgisinde yönetildiği aşikar! İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun gidişatı pek sağlıklı görünmüyor. Son on sene içinde bu denli akıl tutulmasının yaşandığı başka bir dönem göremiyorum!

Sahnede Parlayan Bir Yıldız: Şebnem Köstem!

Konuyu bir kenara bırakarak oyunla ilgili değerlendirmelere gelince. Öncelikle Marguise de Merteuil rolünde sahnede parlayan bir yıldızdan bahsetmek istiyorum. Şebnem Köstem, Prêsidente de Tourvel’e hayatının en büyük acısını tattırmaya hazırlanan kindar, dirayetli, amacından şaşmayan sert bir karakteri oynuyor. Ama öyle muhteşem oynuyor ki, Prêsidente de Tourvel rolünde Selin İşcan sahnede olayın merkezinde olmasına rağmen pek hissedilmiyor. Başkarakter bir anda kendisi oluveriyor. Bakışları, duruşu, güzel bedeni sahnede parlıyor. Vicomte de Valmont’te Levent Üzümcü biraz abartılı bir oyun ortaya koysa da, zengin, kendini beğenmiş ve de çapkın Valmont yorumunda başarılı. Ama şu mektup sahneleri dahil olmak üzere Tourvel ile arasında gelişen aşk pek anlaşılmıyor. Aleksandar Popovski’nin aynalı sahne tercihi güzel düşünce. Yönetim anlamında da başarılı bir iş çıkarmış.

İstanbul Şehir Tiyatroları’nın acilen güncel konulara yönelmesi lazım. Böylesine oyunlar insanları hızla tiyatrodan uzaklaştıracak. Sahnelerde artık gerçekçi olmanın zamanı gelmedi mi?

Tiyatronline

 



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Okuyucu Yorumları

“Fransız Burjuvazisinin Gizli Fantezileri Tiyatroya Ne Katıyor?” yazısına bir yorum var.

  1. […] This post was mentioned on Twitter by Serra Yilmaz and Necayevlero, krepisteyen. krepisteyen said: @LermontovL şu yazıymış: http://mimesis-dergi.org/2011/01/fransiz-burjuvazisinin-gizli-fantezileri-tiyatroya-ne-katiyor/ […]

Yorum


işlemi tamamlayınız: