Mardin Festivaline Dair

Mesut Sarıoğlu

Bir festival üzerine yazı yazmak bin festival yapmaktan daha zormuş. Ancak Mardin’de katıldığımız Ulusal Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali üzerine yazılanları ve de yazılamayanları okuyunca grup içinde dar alanda paslaşarak tükettiğimiz değerlendirmelerimizi paylaşmamız gerektiğine karar verdik. Sürçü lisan edersek affola, ilk yazı heyecanına verin!

Festival için söylenecek son sözü baştan söylemek en iyisi. Her nasılsa uzaktan büyük görünen ama sokaklarına indiğinizde eski bir Anadolu kasabasını andıran (yeni Mardin bu tarih kokan küçük Anadolu kasabasına sokulmuş beton uçlu bir hançerdir, o yüzden grubumuz tarafından süresiz kadro dışı bırakılmıştır) Mardin’de böylesi bir işin altından kalkmak ayakta alkışlanacak bir durumdur. -Ki biz küçük salonumuzda Mardin’in izini yaşatacak plaketi yerine koyarken küçük bir törenle bu işe emek veren herkesi alkışladık-

İster merkezi yönetimin politikası deyin, isterseniz yereldeki yöneticilerin cesareti, festivale maddi anlamda geniş bir özgürlük tanınmış. Türkiye’nin en batısında küçük bir kasabada bu işi yıllardır sürdürmeye çalışan bir ekip olarak bu avantajı festival kapsamında Türkiye’nin iyi ekipleri ve Mardinli çocuklar için değerlendiren arkadaşlarımızı biraz da imrenerek alkışladık.

İmrenmekle kıskanmak arasına sıkışan duygularımızın muhatabı bu işe emeklerini ve yüreklerini koyan arkadaşlarımız değildi elbet. Sorun sırtını batıya dönen ve bu yüzden yatırımlarında eşitlik anlamında yön duygusunu fena halde kaybeden Kültür Bakanlığı’naydı. Aslında onlara da kızmamak gerek. Her üç haberden birinin Güneydoğu’dan derlendiği bir kamuoyunda sadece “hayır” deyince haber olan bizlerin unutulması doğal. Gözden ırak olan gönülden de ırak oluyor demek. Eşitlik ise ana-yasal bir kavram olduğundan devlet “baba”yı ilgilendirmeyen bir hal.

Mardin’de ikincisi olmasına rağmen çok zengin bir programla karşımıza çıkan festivalin en güzel yanlarından biri 80’e yakın çocukla iki günde gerçekleştirdiğimiz kukla yapım atölyeleri idi. Şimdi orda bir Mardin var uzakta ve o Mardin’de bizim düşlerimizden doğup çocukların elleriyle hayat bulan kuklalar var. Oyunları düşlerinde gören çocuklar birlikte yaptığımız kuklalarla yeni oyunlar kurup perdenin hep açık kalmasını sağlayacaklar. Çok iyi bir işti yapılan, kim programa aldıysa aklına sağlık. Ekibimizin ışıkçısı ilk kez bir ışık ile ilgili atölye çalışmasına katıldı. Çalışma sonrası yanımıza geldiğinde gözleri parlıyordu. Festivalin son gününe dek “Ne yapıp edip hocanın elindeki kitabı almamız gerek” diyerek ortalarda dolandı.

Açılışta Mardin sokaklarında kostümlü yürüyüş var dendiğinden tüm grup siyahlarımızı giyinip yola düştük. Yürüyüşün iptal edildiğini alana geldiğimizde öğrendik, güneş tek kostümlü –hem de simsiyah- ekip olan bizleri ter içinde bıraktı. Yürüyüşte mutlu olan tek kişi bizim küçük fare Muf oldu. Mardin’li çocuklarla tanışıp sohbet eden Muf açılışın keyfini sürdü. Açılıştaki Danimarka’lı Batida’nın gösterisi festivalin iyi geçeceğini muştuluyordu.

Festivalde Dobriç Devlet Kukla Tiyatrosu, Tiyatro Tempo, Curcunabazlar, Tiyatro Boğaziçi ve Alpay Ekler gösterileri ile büyük alkışı hak ederken her festivalde olduğu gibi insana bu arkadaşlar geçerken mi uğramışlar, niye buradalar ya da bizim bu salonda ne işimiz var dedirten gösteriler de izledik.

Kalabalık Polonya ekibinden iki farklı gösteri izledik. Üzerinde çok konuşulmasa da olur türden gösterilerdi bunlar. Dil handikapını çözmek için oyuna eklenen açıklama bölümleri oyunla izleyici arasına örülen duvar gibiydi. Her kesinti seyirciyi oyundan biraz daha uzaklaştırarak sonlara doğru kopmasına neden oldu. Polonya ekibinin kukla oynatımları oyunu daha da zorlaştırdı. Israrla oyuncunun öne çıkartıldığı gösterilerde kuklaların ne işe yardığını anlamakta zorlandık. Belki de sadece Sinbad’ı oynasalar daha az hasarla atlatabilirdik Polonya ekibinin gösterilerini.

Tiyatro Çizgi için alınacak çok yol var deyip geçebiliriz. Çocuklara kurnazlığın erdemini müzikle satmaya çalışan metnin acilen gözden geçirilmesi gerek. Çizmeli Kedi’yi Dobriç ekibinden Bursa’da izlediğini düşündüğümüz ekibin bu oyunda bu şekliyle ısrar etmesini anlayamadık. Belki de grupların katıldıkları festivallerde oyun izlememe geleneği Tiyatro Çizgi için de var olan bir durumdur. Ancak festivale yaptığımız alkış töreninde desibeli düşüren en önemli figürlerden biri Tiyatro Çizgi’nin Çizmeli Kedi’siydi. Kanaatimiz odur ki bu kedi bu haliyle çocukların önünde çizme-me-lidir!

Festivalin en iyilerinden biri olan Tiyatro Tempo Uçmak Güzeldir ile hem bizim hem de çocukların gönlünü fethetti. Konu seçimi, anlatımın sadeliği ve oyundaki buluşlar çok etkileyici idi. Özellikle Hezarfen’in uçma sahnesinde kalabalığın ince bir oya gibi işlenerek sahnede canlanmasına söylenecek tek söz var; elinize sağlık Tiyatro Tempo ve Haluk Yüce!

Curcunabazlar harika bir sokak gösterisi ile Mardinli çocukları ve halkı kendilerine hayran bıraktı. Cumhuriyet Meydanı’ndan ayrılırken çocukların oyunculara sarılarak peşlerinden gitmeleri sanatın gücünün maddeye dönüşmüş hali gibiydi.

Alpay Ekler festivalin belki de en çok yorulan ama sözünü sahnede esirgemeyen sanatçısıydı. Teknik aksaklıklara ilişkin Karagöz’e söylettikleri günümüzde çocuk eğlencesi olarak algılanan gölge oyununun köklerinden gelen ses gibiydi.

Dobriç Kukla Tiyatrosu Havlamayı Bilmeyen Köpek adlı oyunun Türkçe sahnelerken zor bir işe imza attı. Su hortumlarının kuklalara ve dekora dönüşmesi, öyküdeki yalınlık ile Dobriç festivalin en iyi işlerinden birine imza attı. Ayrıca birçok oyunda yönetmenliğimizi de yapan Petar Petkov’un atölye çalışması da festivalin en önemli işlerinden biriydi.

Tiyatro Boğaziçi’nin oyunu acilen tüm gençlere izletilmeli. Biliyoruz biraz iddialı oldu ama bu türden gösterilere genç izleyicilerini çok ihtiyacı var. Ellerine sağlık Boğaziçi. Bu doğru iş ve doğru seçime katkısı olan herkesi ayakta alkışlıyoruz.

Fesitvalde en çok alkışı hak edenler ise Şişli Terakki Lisesi oyuncularıydı. Sahne ışıklarını yüzlerinde taşıyan bu gençleri geleceğimizin aydınlık yüzleri olarak içimize not ettik. Usta işi oyunculuklarını ve o gençlere yön veren yönetmenleri ile danışmanlarını ayakta alkışlıyoruz.

Festival dışı da olsa bir konuda daha değerlendirme yapma zorunluluğu duyuyoruz. Festivaller kentlere ışık getiren işler olduğu kadar katılan sanatçıları da aydınlatan işlerdir. 200’ü aşkın sanatçının katıldığı festivalde 15 katılımcı ile yapılan panel ve söyleşiler, katılımcı ve oyuncuların çoğu zaman oyun izlemek yerine kent gezilerini tercih etmeleri geleneği devam ediyor. Her söyleşinin her oyunun bize öğreteceği bir şey var oysa. Bu kendi dışındakilerle ilgilenmeme davranışı değerlendirmelere de yansıyor. Konuşulmayanların konuşulmuş gibi anlatılması ve oyunlara ilişkin değerlendirmelerin kısıtlı sayıda kalması bundan dolayı. Bu kadar zengin bir programdan biz ekip olarak payımıza düşeni alarak ayrıldık Mardin’den. Bütün oyunları izleyip, grubu bölerek bütün atölye çalışmaları ve söyleşilerde bize düşen yeni sözleri, sesleri ve renkleri derlemeyip paylaştık. Küçük bir kasabada yaşıyor olmanın açlığı ile başlayan bu alışkanlığın, bizim en iyi öğretmenimiz olduğunu söylemeden geçmek istemedik.

Mardin tek tek ekilen fidanlarla bir sanat ormanına doğru yürüyor. Nurhan Öktem ve ekibi bu topraklar için iyi bir iş yapıyorlar.

Bize düşen dikilen her fidana su vermek.

Yorum


işlemi tamamlayınız: