Başı ve Dili Bağlı Tiyatro

Melih Anık

Kadınlarının yüzde yetmişinin başı bağlı olduğu söylenen ülkemde -kadınlar toplam nüfusun yüzde ellisi olduğuna göre- başı bağlı kadınlar toplumun yüzde otuz beşi demektir. Hepsi tiyatroya gitse bu hesaba göre yüz kişilik bir salonda başı bağlı kadın sayısı otuz beş olur. Galiba gitmiyor. Keşke gitse.

Yüzde ellisi erkek olan ülkemde tiyatro salonlarında aynı oranda erkek görmek, onları başı bağlı ve bağsız olarak ayırt edebilmek de mümkün değil. Ama kanımca, başı bağlı erkeklerin seyirci olma olasılığı, başı bağlı kadınlardan geridedir. Başı bağlı erkekler için tiyatrosuzluk bir sorun değil galiba. Keşke olsa.

Yanımda oturan erkeğin başının bağlı olup olmadığını anlamak kolay olmadığı için onlar hakkında yorumum kanaatten öteye gitmez. Ama “ceo” olsan fark etmez, erkeklerin de bir türlü “başını bağlarlar”. “Başı bağlı” ya da değil erkeklerin çoğunluğunun, tiyatroyu “boş” işler sınıfına dahil ettiklerini sanıyorum. Onların “hayatları tiyatro” ya. Şaşırıp tiyatroya gidenlerin biletini de tahminimce kadınlar alıyordur.

Tiyatro salonlarında kadınlar daha çok ve başı bağlı olanların sayısı artıyor. Hatta başı bağlı olan kadınların tiyatro yapmakta olduğunu da görüyorum. Onlarla yan yana oyun seyrediyor gişe önlerinde bilet sırasında sohbet ediyorum.

Zaten çocuk oyunlarında çocukların ellerinden tutanların çoğu, başı bağlı ya da bağlanmış kadınlardır. Annesinin elinden tutan kız çocuk anne olunca kendi çocuğunun elinden tutacak tiyatroya götürecek; erkek çocuk, baba olduğunda “boş iş”lerle uğraşmayacaktır! O “para kazanmak” gibi “dolu” bir işten sorumlu ve “evin başı” olduğu için “boş iş” görevi, başı bağlı ya da bağlanmış karısına düşer. Malûm “baş olan boş olmaz!”

Aslına bakarsanız erkekler “evin başı” oldukları, bir kısmı “başa bağlı” ve bir kısmının da “başı bağlı”; kadınların çoğunluğunun da başı “bağlı” ya da “bağlanmış” olduğu için ortaya çıkan “başı bağlı” toplum resmi kimseyi şaşırtmaz. Düşünün, herkesin bir türlü “başı bağlı” olduğu bir toplumda, oyuncu -hiç kaçarı yok- bir “başı bağlı”ya -gözüne bakarak ya da bakmadan- “işi gereği” değecek. Zira tiyatro, “niteliği gereği” fiziken ve/ya zihnen “dokunur”; tiyatro ve oyuncu, seyircinin nabzından, soluğundan beslenir. Kaldı ki tiyatro “dokunma” ile yetinmiyor “suratına suratına” artık.

Arkadaşım Jak Deleon, Boğaziçi Üniversitesi’nde bale üzerine ders verirdi. Ondan dinlemiştim. Dersini alanlar içinde başı bağlı öğrenciler varmış. Onlara sormuş “Bu sanat size ters gelmez mi neden bu dersi alıyorsunuz?” Onlar da “Bale nedir, bilmek isteriz” demişler. “Oyunun kurallarını” bilmek yararlıdır.

Unutmamalı ki mağduru en iyi anlayacak ve anlatacak olan da tiyatro sanatıdır. Başını ve dilini bağlayarak tiyatroyu (ve sanatı) mağdur edersek, mağduriyetimizi anlatmak, hepimiz için zorlaşır.

melihanik.blogcu.com



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: