Beş Yaşında Bir Çocuk İstiklal Marşı Dramatizasyonu Yapmalı mı?

Bülent Sezgin

Olmaz olmaz demeyin, Türkiye’de birçok şey oluyor. Yazıya bu çarpıcı başlığı koymamın nedenini yazıyı sonuna kadar okuduğunuzda daha iyi anlayacaksınız. 1-2 Nisan tarihlerinde Nevşehir’de Anne Çocuk Eğitim Vakfı’nın (AÇEV’in) düzenlediği Okul Öncesi Çalıştayları Programı’nda Ceren Okur ile birlikte eğitimci olarak görev yaptım. AÇEV’in davetlisi olarak gittiğimiz çalıştaydaki görevimiz okul öncesi öğretmenlerine drama ve tiyatro konusunda uygulamalı eğitim vermekti.

Konu olarak da “Okul öncesi dönemde performans odaklı yıl gösterileri nasıl yapılandırılmalı?” başlığını seçmiştik. Bu başlığı seçmekteki amacımız Türkiye’de sanat eğitimi alanında yaşanan sorunlara dair problemleri sorgulamak, bir tür kanayan yara haline gelmiş yılsonu gösterilerini estetik ve pedagojik açıdan eğitimcilerle tartışmak ve küçük yaşlardaki öğrencilerin yaptığı performanslara dair alternatif bakış açılarını gündeme sokabilmekti.

Türkiye’nin değişik illerinden (İzmir, Diyarbakır, Ordu, Şanlıurfa, Kars, Sivas, Çorum, Iğdır, Afyon ve Adıyaman) çalıştaya katılan 200 okul öncesi öğretmeni ile çalışmak, benim açımdan ülkemizdeki realiteyi yakından gözlemlemek adına oldukça yararlı oldu. Öğretmenlerin hepsi devlet okullarında çalışıyordu ve büyük bir bölümü drama ve tiyatro eğitimi alma imkânına çok fazla sahip olamamıştı. Olanakların oldukça kısıtlı olduğu okullarda çalışan okul öncesi öğretmenleri, özel okullardaki gibi branş hocaları olmadığı için, sanatla ilgili tüm işleri kendi başlarına kotardıklarını anlattılar. Aydınlanmaya dair hala inancı olan ve kendini geliştirmek için çaba harcayan öğretmenlerle birlikte olmak benim açımdan oldukça keyifliydi. Ayrıca İstanbul’un irrasyonel kaotikliğinden iki gün bile uzaklaşmak ve sivil toplumcuların tabiriyle “sahaya inmek” işin cabasıydı.

Dört farklı grupla 90 dakika boyunca yaptığım uygulamalı atölye çalışmasında, ben katılımcılara ilk olarak çocuklarla birebir deneyebilecekleri müzikli çember oyun örneklerini sundum. Çember oyunlarını seçmemin nedeni, küçük yaş öğrencileriyle yapılan gösterilerdeki mizansen mantığını da tartışmaya açmaktı. Herkesin bildiği üzere hâkim anlayış, öğrencileri İtalyan çerçeve sahne sınırları içinde seyirci karşına çıkarmaktır. Bu da aslında çocuk açısından seyrediliyor olma kompleksini ciddi oranda artıran bir etkendir. Tek bir noktadan üzerine odaklanan gözler, küçük yaştaki bir çocuğu strese sokar. Çocuk böyle bir ortamda sahneye çıktığında ya anne babasına odaklanarak gösteriden kopacak ya da aşırı stresten dolayı kasılacaktır. Öğretmenler gösteri sırasında altına çişini yapan çocuklar olduğunu ya da gösteriye çıkmak istemeyen çocukları olduğu anlattılar. Hâlbuki çocuğun doğal oyun davranışı olarak benimsediği sihirli çemberden yola çıkmak ve dolayısıyla İtalyan çerçeve sahneyi tartışmaya açmak alternatif bir yaklaşım olabilirdi.

Atölyede okul öncesi dönemde bir çocuğun seyirci karşısına nasıl çıkması gerektiği üzerine kısa bir tartışma yaparken eğitimci, yönetici ve veli bazında yaşanan sorunlar üzerinde duruldu. Eğitimcilerden bu noktada öncelikle çuvaldızı kendilerine de batırmalarını istedim. En çok üzerinde durdukları, okul yöneticilerinin istediği tarzda gösteriyi ortaya çıkarabilmek için çocukları aşırı derecede zorlamaları ve prova sürecinde çocuklar üzerinde baskı kurmalarıydı. Ben de asıl çatışmanın, “o anda ve şimdi davranış kalıbını” seven bir çocuğa tekrara dayalı hareket serisini dayatmaktan kaynaklandığını belirttim. Aşırı tekrar, ezber ve prova süreçleri küçük çocuklarda bıkkınlık yaratır, bu yüzden de 1930’lı yıllardan beri devam eden egemen sanat anlayışının başta tartışmaya açılması gerekmektedir. Çocuğu çocuk olarak değil yetişkinmiş gibi gören resmi anlayış, oyun çağındaki ve dramatik anlatı yeteneği kısıtlı bir çocuğa “profesyonel” sanatçıymış gibi muamele yapar. Öğretmenden beklenen, hiç hatasız, lineer mizansenlerde yapılan gösterileri oluşturmaktır. Bu aynı zamanda onların “başarı” ya da “başarısızlığı” olarak kayda geçer. Öğretmen de “başarılı” olabilmek için çocukları baskı altına almaya ve farkında olmadan ilk kalıcı sanatsal hasarları ortaya çıkarmaya başlar.

Öğretmenler bir diğer önemli sorun olarak tema seçiminde yaşanan problemleri söylediler. Okul gösterilerinde dramatize edilmesi istenen genellikle çocuğun yaş gelişim özelliğine uygun olmayan konulardır. Yetişkin diliyle ve bakışıyla yazılmış metinlerin çocuklara dayatılması önemli bir sorundur. Salt öğreticiliğe dayalı, fantastik imgelemden uzak bir şekilde ele alınan konular çocuklarda ilk olarak algılama sorunu ortaya çıkarmaktadır. Varlık-yokluk, ölüm, milliyetçilik, dinsel ve mistik öğeler gibi konuların tema olarak seçilmesinin yarattığı sorunları, oldukça rağbet gören Tören, Çocuk ve Tiyatro adlı yazımda irdelemiştim. (bkz http://mimesis-dergi.org/2010/11/toren-cocuk-ve-tiyatro) Benzer görüşlerimi atölyeye katılan öğretmenlere aktardığımda, herkes içini dökmeye başladı. Çocukların ezberlediği cümlelerin anlamını bile bilmediğini, metinlerde eğlence öğesi olmadığını, gösterilerin süre olarak çok uzun olduğunu, Nisan ve Mayıs aylarının gösteri baskıları yüzünden çile dönemine dönüştüğünü vs. aktardılar.

Tartışmanın bu bölümünde bir okul öncesi eğitimcisi, 5 yaş grubu çocuklarından İstiklal Marşı’nı dramatize etmesinin istendiğini ve hatta bunun yarışmasının bile yapıldığını söyleyince şaşırdım. 5 yaşındaki bir çocuktan Mehmet Akif Ersoy’un şiirinin dramatize etmesinin istenmesi, ülkemizde sanat eğitiminin içinde bulunduğu durumu göstermesi açısından oldukça çarpıcıdır. Bence bu konu örgün eğitim kurumlarında ve eğitim fakültelerimizde sanat eğitimi dersleri veren hocalarımız tarafından ciddiyetle ele alınmalı ve bir aydın tavrı oluşturulmalıdır. Meseleyi salt milliyetçi ideoloji açısından değerlendirmiyorum. 5 yaş grubu çocuklarının İstiklal Marşı’nı ezberlettirilmeye çalışılması çocuk dünyasına yetişkin müdahalesinin uç bir örneğidir. Burada çocuğu nesneleştiren mantık sorgulanmalıdır. Aynı mantıktan yolan çıkan birisi milliyetçilik yaparken, bir diğeri dinsel ajitasyon çalışmalarını ön plana çıkaracaktır. Bir çocuğun bilişsel algılama düzeyi yetersizken politik bir tahakküm altına bırakılması tartışılması gereken önemli bir sorundur.

Atölyede öğretmenlerle sorunları tartıştıktan sonra da, küçük yaş çocuklarının yapısına uygun gösteri mantığı nasıl oluşturulabilir üzerinde durduk. Kısa bir süre olduğu için ben daha çok yaklaşım örneklerini gösterdim. Çalışmamda ilk olarak teknik bir çalışma yaptırarak ses ve vokal kullanımı üzerinde durdum. Öğretmenlerin en çok ihtiyaç duydukları şeylerden birisi, özelikle masal okuma saatlerinde seslerini kullanmaya dair sorunlardı. Öyküleri monoton ve sıkıcı bir şekilde okuyorlar ve bu yüzden gösterinin eğlence öğesini zedeliyorlardı. Bu konuda ses-mesafe, ses-beden duruşu ve ses-anlam ilişkisi üzerine bir çalışma yaptık.

Daha sonrasında ise, küçük yaş çocuklarına uygulayabilecekleri basitlikte spontan tiyatro tekniklerinden örnekler yaptırdım. Hem o anda doğaçlamayla ortaya çıkan, hem de seyir keyfi veren bir formdan yola çıkmanın küçük yaş grupları için alternatif bir yöntem olabileceğini düşünüyorum. Normal şartlarda bir çocuk 10-11 yaşlarında dramatik anlatı yeteneğini gelişkin bir şekilde kullanmaya başlar. Küçük yaşlarda çocuk, olay örgüsüne dayalı bir anlatı yeteneğine sahip değildir. Çok basit olarak 4 yaşındaki bir çocuk ev adresini, telefon numarasını ve o gün ne yaptığını bile sıralı bir şekilde söyleyemez. Bu yüzden de, özelikle okul öncesi dönemde zaman atlamalı, fantastik ve didaktiklikten uzak formlara ihtiyaç vardır. Bu formlar en fazla birkaç prova ile gösteriye dönüştürülebilir. Sanki bir drama dersi yapıyormuşçasına bile gösteri yapabilirsiniz aslında. İşte bu vizyonu anlatabilmek için, buruşuk kâğıt parçası, fotoğraf oluşturma tekniği, anında öykü yazma ve oyunlaştırma, orman orkestrası, gülmeyen prensesi güldürme gibi çalışmaları öğretmenlerle denedik.

Son olarak da öykülerin yorumlanması üzerine konuştuk. Bir öyküde geçen olaylar ve karakterler hakkında nasıl analiz yapılabilir üzerinde durduk. Ben masallardaki şiddete dayalı, ırkçı ve cinsiyetçi (erkek egemen) öğelerin farkına varmanın öneminden ve eğitimcilerin sorumluluklarından bahsettim. Öğretmenler Kırmızı Başlıklı Kız, Pamuk Prenses, Hansel ve Gratel gibi masallarda sorun olarak gördükleri konulardan bahsettiler. Tabi katılımcıların %99’u kadın olduğu için konu ister istemez kız çocuklarının toplumdaki pozisyonu oldu. Atölyenin sonunda kısa bir değerlendirme yaptık ve geleceğe dair iletişim kanalları neler olabilir konusunda fikir teatisinde bulunduk. Çok farklı toplumsal kesimlerden gelen eğitimcilerle hayatın içinde, sahici ve gerçek tartışmalar yapmanın bir eğitimci olarak bana da çok katkısı oldu. AÇEV’in oldukça profesyonel ve nitelikli ekibinin katkısıyla oluşturulmuş bu organizasyonda, tiyatronun ve dramanın yol göstericiliğinde geleceğin sanatçılarını yetiştirecek öğretmenlerle birlikte olmak 1 Nisan şakası kadar keyifliydi.



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Okuyucu Yorumları

“Beş Yaşında Bir Çocuk İstiklal Marşı Dramatizasyonu Yapmalı mı?” yazısına11 birden fazla yorum var.

  1. Melih Anık dedi ki:

    Sevgili Bülent,

    “Okul öncesi dönemde yıl sonu gösterisi” yerine “yıl sonu eğlencesi” demek daha doğru olmaz mı? Çocuğa kendini eğlendirmeyi öğretmek gerek. Bizde piste çıkan eğlenmek için değil başkalarına göstermek için dans ediyor gibi geliyor bana. “Gösteri” denince çocuk bir şeyler “göstermesi” gerektiğini o yaşlardan öğreniyor.
    Aslına bakarsan,esas değişimin ailelerden başlaması gerekiyor galiba.”Göstermek” isteyen esas onlar. Eğitim sisteminin de “göstermeci” yaklaşımdan kurtulması lazım.

    Yazın bana umut verdi,çok güzel ışıklar aldım. Sizler gibi konuyu önemseyen ve dert edinenlerin açtığı ufukla değişimin sağlanacağına inanıyorum.

  2. Sevgili Bülent,
    Yazını çok beğenerek ve malesef hak vererek okudum. Drama ile tiyatroyu birbirine karıştıran bir anlayışa karşı direnmek zorunda kalıyoruz. Benden 4-6 yaş grubu öğrencilerine içinde tiyatro metni, şarkılar, danslardan oluşan., süreside 30-40 dk olması gereken , yetişkinlerin anlayacağı dilde müzikal yönetmemi isteyen okullar var. ne yazık ki dramanın ne olduğunu ne kadar anlatmaya çalışsam da illa tiyatro gösterisi isteniyor. Sahne fobisi ve topluluk önünde konuşamama korkularını bu yaşta edineceklerini söylediğimde bizim çocuklarımız çok özgüvenlidir diye geçiştiriliyor. Bu gösteri konusu çok ciddi bir sorun. M.E.B bu konuya acil çözüm bulması gerek…

  3. Dilara Sarpdere dedi ki:

    Sevgili Bülent Hoca’m çocuklara sanatla ilgili bazı değerler katma konusunda okul öncesi öğretmenlerinin eğitilmesini çok önemsiyorum ve bu konuda sizin çok çok kıymetli bir iş çıkardığınıza inanıyorum. Bunun yanı sıra eğitimcilerin (sadece öğretmenler değil elbette tüm eğitim kurumu çalışanlarının)çocukların gelişim dönemleri ile ilgili bilgi sahibi olmaları gerektiğini de bu eğitimlerde sezdirdiğinizi görüyorum.Bu da yaptığınız işin ek bir katkısı bence çocuklar için.
    Daire şeklinde sahnede bulunma konusundaki düşüncenizi de bir psikolojik danışman ve gelişimci olarak çok doğru buluyorum, okul öncesi döneminde derin bir egosentirizm yaşayan çocuğun hali hazırda herkesin kendisine baktığına dair çok büyük bir inancı varken onunda seyircileri göreceği bir sahne düzeneği kurmak yaşayacağı kaygıyı maksimum düzeye çıkarabilir.Burada yaşanan olumsuz bir yaşantı,ileride özgüven yitimi, performans kaygısı… gibi baş etmesi çok daha zor boyutlara da zemin hazırlayabilir.
    Sene sonu gösterilerinin ya da eğlencelerinin velinin veya kurum çalışanlarının değil,çocukların haz alacakları yaşantılara dönüşebilmesi dileğiyle.

  4. Yıldız Yaman dedi ki:

    Sevgili Bülent Hocam,
    drama meslek hayatıma basladıgımdan beridir gündemde olan ve kolay kolay da çözülemeyecek bir sorun olan okul oncesinde yılsonu gosterisi meselesi, alanda calısan herkesin mutlaka bir yerini acıtıyor. Ama uygulama sırasında ister istemez drama ogretmenlğinin meslek bile sayılmamasından ötürü de kaynaklanan sorunlar, guvensizlikler en cok cocuga zarar veriyor bu gercek. Okul yoneticileri, aileler, eğitimciler olarak nasıl oluyor da cocuklarla cocuklara ragmen drama yapılmasına seyirci kalabiliyoruz?
    Bu durumun Türkiyedeki tiyatro anlayısı ile dogrudan bağlantılı oldugunu düşünüyorum son zamanlarda. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş yıllarında geleneksel tiyatroya ragmen naturalist tiyatro yapma sevdası ve bunu batılılık şeklinde algılama eğilimi tiyatroyu ve tiyatroya dahil olan’ı (oyuncu, seyirci, organizasyoncu vs)sanata da bilgiye, aydınlığa dahilmiş gibi algılamayı da beraberinde getirdi bence. Yani “Tiyatro ve tiyatroya dahil olan” toplumun biraz daha üstünde biraz daha entele aydına yakın görüldü. Günümüzde küçücük çocuktan TİYATRO bekleyen YANİ yazılı bir metni defalarca tekrarlayarak EZBERE DAYALI bir gosteri olusturmasını bekleyen zihniyet tamda yukarıda bahsettiğim tiyatroya yani bir bakıma SANATA sahip görüyor kendisini bence.Bu sekilde kendisini hayatta baska bir yerde konumlandırıyor sanki… Sahibi olduğu okulda dramacı çalıştıran tiyatro ister, cocugunu dramaya gönderen tiyatro ister, yılbasında tiyatro, 23 nisanda tiyatro, anneler gününde tiyatro, babalar gününde tiyatro, yaz okulunda tiyatro, 2 yaşta tiyatro 3 yaşta tiyatro; dahada öteye götürenler de var ingilizce tiyatro var bir de (eğitim amacının dısında tamamen veli odaklı ve ezbere dayalı gösteri beklentisinden bahsediyorum)…birileri bu kadar kolaylıkla gerçekleştirilebiliyorsa biz mi acaba beceriksiz oluyoruz bu durumda?
    Daha üzerine yazılacak söylenecek çok şey var. Yapılması gereken en dogru tavır bu talebe karşı işini, mesleğini, eğitim programını ve kazanımlarını savunmak, drama sürecinin eğitimdeki, bireyin gelişimindeki yerini ispatlamak (once uygulamacı olarak kendine sonra ogrenci ve veliye en son kurucu ve müdüre). Coğrafyacıdan nasıl cocuga enleme boylama dayalı dunya haritasını çizilmesi ve anlatması istenemezse, tarih dersi alan çocuk nasıl sahnede inkılap tarihini bayıla bayıla anlatamazsa, 7 yasındaki cocuk nasıl trigonometri sorusu çözemezse; okul öncesi cocuk da fizyolojik ve ruhsal düzeyde hazır olmadıgından ezbere dayalı bir gösteriyi sahnede okumaya, canlandırmaya zorlanamaz. Eğitimin etiğine, ogretmenin işine müdahele anlamına gelir. Buna uygulamayı gerçekleştirenler olarak mani olmak lazımdır.
    Uzun vadede tiyatro ve drama eğitmenliğinin meslek örgütü olarak kabul görülmesi için çalışmalar başlamasını umut ediyorum.
    Saygı ve Sevgilerimle

  5. mujde bayar dedi ki:

    hocam meraba:)
    sizinle çalışmak gerçekten cok keyifliydi. oldukca verimli bir çalışma oldu bizim açımızdan. uyguladığımız örneklerde dogru muzik secimi ve uygun hareketler ile biz bile cok eglenceli vakit gecirdik ki çocukların bu uygulamaları gerceklestirmeleri bir o kadar kolay ve eglenceli olacaktır. hersey için tesekkur ediyorum umarım tekrar çalışma imkanımız olur:)

  6. Pembe YAZICI dedi ki:

    herkese merhaba.
    Hocam yazıyı bizimle paylaştığınız için teşekkürler.Sizinde yazınızın başında belirttiğiniz gibi olmaz olmaz demeyin burası Türkiye herşey oluyor.Ülkemizde okulöncesi malesef ki yeni yeni oturmaya başladı,altyapısı henüz tamamlanmamış bir bölümüz ,birçok köy okulunda sınıflar mevcut fakat öğretmenimiz, eşyamız,ve bırçok yerde sınıflarımız eksik.hepimiz lisans mezunuyuz 4 yılımızı bölümümüze harcadık ve inanın benim mesleğime başlamadan önce drama hakkında en ufak bilgim yoktu.bize verilen teorik bilgiler ne bize ne de çocuklara faydalı oldu.AÇEV aslında çok güzel bir noktada bize destek oldu.Bir çok arkadaşım drama , müzik ve hareket vb konularda halk eğitimlerde açılan kurslara katılıp kendılerını geliştirmeye çalıştıklarını öğrendim.Gösteriler okularımızın vazgeçilemezi olarak değerlendiriliyor özellikle bünyesinde anasınıfları varsa bu yükün büyük kısmı onların üstünde demek oluyor.Özellikle drama hakkında daha kapsamlı bilgimiz olsa belki o gösteriler için çocuklarla birlikte bizde strese girmeden eğlenerek çalışacaktık.Ümidim ilerki senelerde bizlerle paylaştıgnız bilgileri kullanarak eğlenerek ve öğrenerek çocukların tiyatro, müzik, taklit vb yeteneklerini köreltmeden bir gösteri hazırlamak.Sizinle vakit geçirmek zevkti oyunlar için teşekkürler.

  7. Aydan GÜRPINAR dedi ki:

    Değerli Bülent hocam,
    Bende diğer arkadaşlarım gibi uygulamalarınıza zevkle katıldım. Hizmetiçi seminerde ve yüksek lisans derslerimde drama almıştım.bu konudaki bilgilerime sizde yenilerini eklediniz. teşekkür ederim. Ayrıca idarecilerden gelen gösteri baskılarına, öğretmen arkadaşlarımızın yönetmeliğe hakim olarak karşı çıkabileceklerini düşünüyorum.okulöncesi yönetmeliğinde çocukların seviyesine uygun olmayan, uzun gösteriler yapılmamalı denilmekte. Bunun yerine kısa süreli sınıf içinde öğrenilmiş oyunların sunumu olmalı.
    ben 6-7 yıldır yıl sonu gösterisi yapmıyor ve idarecilerimi bu konuda ikna ediyorum. Çalışmalarınızda başarılar dilerim. Bir dahaki seminerlerde görüşmek dileğiyle sevgiyle kalın.

  8. Tuğba KONTAŞ dedi ki:

    Merhaba Bülent Hocam yazınız da tıpkı Nisan seminerindeki paylaşımınız gibi aydınlattı beni.Okudukça aynı düşünce ve duyguları paylaşan çok kalabalık bir kesim olduğumuzu anladım.Öte yandan anlamayan kalabalığın biz den fazla olduğu bir gerçek.Yazınızda demişsiniz ya sahaya indim.Aslında biz sahadan çıkıp bir yere geldik nisanda.Esas sahada bu çalıştığımız köylerde okulöncesi eğitim bile anlaşılmamışken gösteri mantığını değiştirmek epeyce zor olacak.Ancak bizler -%99 u kız olan okulöncesi öğretmenleri;)-kolay vazgeçmeyiz, tuttuğumuzu koparırız.Paylaşımınız için tekrar teşekkürler.Sizin gibi insanlarla karşılaşmak yüreğimize başarabileceğimize dair umut tohumları serpiştiriyor.İşte bu yüzden yeniden karşılaşmak ümidiyle…

  9. Belgin Doğan dedi ki:

    Bu yazınızda da diğer tören, cocuk ve tiyatro adlı yazınızda olduğu gibi birçok doğru noktaya temas etmişsiniz. Ve ben de kesinlikle katılıyorum size. Ama iki noktanın da özellikle altını çizmek istiyorum. Birincisi biz neden gercektende yıl sonu eğlencesi demiyoruz da yıl sonu gösterisi diyoruz. Bu başlık altında cocuklar hazırlanırken kendilerini eğlendirmek yerine fazla stresten dolayı kendilerini kasıp baskalarını eğlendirmeye çalışıyorlar ki bu da bu işi sevmemelerine sebep oluyor. Digeri de aynı mantıkta, cocuklara daha cok çember oyunlari oynatmaliyiz çünkü acik oyunlarda seyirci merkezli bir mantık olduğu icin cocuk yine dogal olamiyor ve kendini rahat bir sekilde ifade edemiyor. Bu yüzden biz de cocukların rahatsız oldukları bu noktaları onlara göre değiştirmeli ve onlara uyarlamaliyiz bence ki bu sayede de cocuklar kendilerini gelistirebilsinler.

  10. Nigal Mustak dedi ki:

    Öğretmenlerin de bu konuda bilinçlendirilmesi, çeşitli etkinliklere katılmaları faydalı olur.Öğretmenler “Yıl sonu gösterisi” için müdürün yada üst yetkili kişinin oluşturduğu baskıya karşı öğrenciler için yaşlarına uygun oyunlar önerebilmelidir. Küçük yaşlardan itibaren dayatılan ezbere dayalı sistem, daha sonraki yıllarda kendini doğru ifade edememe, yeteri kadar düşünmeme gibi olumsuz sonuçlara neden oluyor. Öğrenci yaşına uygun oyunlarla, oyunda ne yapacağına nasıl hareket edeceğine oyunun kuralları içinde kendisi karar verebilmelidir. Bu durumda ezberletmekten ziyade çocuğu yönlendirmek ve sonrasını çocuğa bırakmak yeterli olacaktır.

  11. Meltem Uğurlu dedi ki:

    Bir ay sonra 6 yaşında olan yeğenimin ‘okuma bayramı’ adı altında hazırlanan yıl sonu gösterisi var. Çocuklara bayram denilen şey günde 2 saat aralıksız süren prova görünümlü eziyet! Artık bu eziyete dayanamayan yeğenim okula gitmek istemiyor. Öğretmenlerin de bir noktada çaresiz kaldıklarını düşünüyorum. Bu tip gösteriler hazırlamayan öğretmenler okul idaresi ve öğrenci velileri tarafından baskı altına alınıyor. Bir şekilde mecbur bırakılıyorlar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: