Eleştirmeni Duvara Çivilemeyi Düşünen (Çivici) Eleştirmen

Melih Anık

Eleştirmen, oyun eleştirisinde “Hoca’nın çevirisine lâf eden eleştirmeni, içimden duvara çivilemek istedim” demiş. Durup dururken… Aklına gelivermiş… Sözün önü ve arkası insana “ne alâka” dedirtiyor. Ömrü başkasına “lâf etmek”le geçen bir eleştirmen “lâf edilmesinden” belli ki rahatsız olmuş. Uysa da uymasa da söyleyecek. Söylemiş ama kalakalmış orta yerde.

Dostuna sahip çıkanı severim. Keşke herkes çıksa.. Keşke her konuda çıksa.. Örneğin bir tiyatro topluluğu, tüm Shakespeare çevirilerini bir ağızda ‘sildi’ de (çivici) eleştirmen “lâf etmedi”. (Çivici) Eleştirmen yapılan işe değil, dostlarına bağlıymış ve en çok da Hoca’yı seviyormuş meğerse, lâf dostuna dokununca duramadı. Hoca’yı savunması gerektiğini düşünmüş demek ki. Kaldı ki Hoca’ya bir saldırı da yok! Hem “Hoca çevirmenin” kendi aklı ve eli yok mu?

Şu ana kadar hoca, (çivici) eleştirmene ne yapıyorsun da demedi. Acaba (çivici) eleştirmen ve çevirmen hoca aralarında konuştular mı? Çevirmen umursamadı da (çivici) eleştirmen mi onun adına “doldurdu” kendini. Çevirmen umursadı ama (çivici) eleştirmen ‘sen dur ben veririm payını mı’ dedi? Bu tiyatro âlemi bir ‘âlem’… Neyin nereden çıkacağını bilemiyor insan.

(Çivici) Eleştirmenin “lâf kondurmadığı” çevirinin ilk baskısı 1984’de piyasaya çıkmış ve üstünden geçen 25 yılda 15 baskısı yapılmış. (Elimdeki kitabın baskı yılı 2009. 2011’de baskı sayısı 18 olmuş.) Çeviren, çevirdikten sonra okumuyor olmalı ki içindeki baskı yanlışları duruyor. Bir anlamda çeviri, sine-i millete ‘emanet’ edilmiş. Dünyada ‘hoca’ olan bir çevirmen kitabını el değmemiş bir şekilde ilk önsözü ile 18. baskıya kadar getirmez, dünyada 27 yılda 18 baskı yapmış bir çevirinin 18 tane önsözü, kullanılan kaynak listesi sayfalar dolusu olurdu. (Kağıda mı kıyamadılar?) Çünkü ‘hoca’ olmanın gereği, kendinden öncekilere saygı ve önce kendisini sonra dünyayı yeni gözlerle görme çabasıdır. Dünyadaki hocalar çevirilerini kaderine bırakmaz, yeniden okur ve dünyadaki yeni gelişmelere koşut gerekli değişiklikleri yapar, hiç değilse baskı hatalarını düzeltir. Hele çevrilen kitap, hakkında her gün yeni şeyler keşfedilen bir “dünya yazarı”na aitse.

Gelişmiş kültürlerde, çevirisi eleştirilen bir hoca, sessiz kalmaz düşüncelerini paylaşırdı. Ya hatasını kabul eder, yararlandığını belirtir, ya da itiraz eder ve ‘ders’ verirdi. Oysa bizde çeviren ‘görmezden’ geliyor. Son zamanlarda bir tiyatro topluluğu, hocanın işlerini de kapsayan “tüm Shakespeare çevirileri işe yaramaz” diye açıklama yaptı, hocadan ses çıkmadı. Bunun geleneksel bir temeli var elbette. “Onu mu muhatap alacağım?” Biz de muhatap almama bir büyüklük (!) göstergesidir.

“Çivilenecek eleştirmen” 27 yıllık suskunluğu bozarak yerine “çivilenmiş” bir çeviriye “dokununca” hocadan önce (çivici) eleştirmen alınmış. (Çivici) Eleştirmen, dostunu koruma niyetiyle yaptığı ‘çivileme’yle benim bu yazıma neden olduğu için “hoca” dostuna iyilik mi etmiş oldu? Hocayı da zor durumda bıraktı, şimdi her ikisinin de ‘mecburen’ ‘çivileme’ dışında bir şey yapmaları gerekecek. Herhalde (çivici) eleştirmen bu işi de üstlenir!

İyi de (çivici) eleştirmen, çeviri üzerine yapılan itirazı anlamış mıdır acaba? Karşılaştırmalı okumuş mudur? Neye, niye itiraz edilmektedir? Yoksa hoca dostuna olan güveni mi “çivilemesinin” nedenidir? Varsa itirazını yazmasına ne engel var, “çivilemek” ve lâf ‘sokuşturmak’ yerine?

(Çivici) Eleştirmenin dil olarak da yakın olduğu kültürde, ‘çivileme’ vardır; kiliselerinde, ressam ve heykeltıraşlarının eserlerinde “çivileme” tablolarına sıklıkla rastlanır. “Çivileme” o ülkenin tarihinde salt bir yüzme stili değil, antik bir cezalandırma biçimidir. Belli bir yakınlık nedeniyle bazı insanların aklına başka bir ceza da gelmiyor olabilir.

Yöntemi anladım da anlamadığım pek çok şey var bu “çivileme” işinde. Örneğin ‘çivileme’ yapılacak duvar nerede? (Çivici) Eleştirmenin kendi evinde mi, bir tiyatroda mı, Taksim meydanında mı, Roma’da mı? Ben şahsen Piazza Navona’daki bir duvara itiraz etmem. (D)

(Çivici) Eleştirmen nereden “çivilemek” ister acaba? Avuç içleri ve ayaklardan mı? Yoksa alnın tam ortasından mı? Yoksa başka bir önerisi var mıdır? Tek çivi yeter mi? Çivi ne boyda, çekiç ne ağırlıkta olmalı? Hazırlık tam yapılmazsa iş üstünde rezil olmak da var. Bu eylemde çevirmen ile (çivici) eleştirmen müştereken mi hareket edecekler? Kim çiviyi tutacak kim çekici? Tek vuruşta mı yoksa acı artsın diye küçük darbelerle mi çivi çakılacak? Yoksa (çivici) eleştirmen, her işi kendisi mi yapacak?

Önerim, (çivici) eleştirmenin yazdığım bu yazıdan fotokopiler çektirmesi, gezdiği dolaştığı yerlerde uygun bulduğu duvarlara iğnelemesi, yapıştırması, raptiyelemesi, dikmesidir. Yazı, gözü önünde durursa bakarsınız ne yaptığını idrak eder. Ayrıca bu, bir insanı duvara “çivilemek”ten daha insancadır. Ama önce kendini “çivilendiği” koltuktan sökmesi gerekecek. Zira “çivilendiği” koltukta, taşıdığı apoletlerle bu işi yapması salt onun değil tiyatronun utancı olacaktır.

Hatanın neresinden dönülse kârdır ama tiyatromuzun tarihi, “eleştirmeni duvara çivilemeyi düşünen apoletli eleştirmeni (duayen?)” kendi duvarına yapıştırmıştır çoktan.

Melihanik.blogcu.com



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: