Polonya’da Çocuk Tiyatro Buluşması

Elif Temuçin

1-15 Nisan 2011 tarihleri arasında Polonya Tiyatro Enstitüsü tarafından gerçekleştirilen Varşova Tiyatro Buluşması etkinliklerinin 31.’si gerçekleştirildi. Bu yıl ilk kez 7-11 Nisan tarihleri arasında Polonya’nın en iyi çocuk tiyatroları bu buluşmanın bir parçası oldu. Yurtdışından gelen birçok gözlemcinin yer aldığı bu etkinliğe, 2009 yılında Poznan’da gerçekleştirilen Oyun Yazarları Forumu’nda tanıştığım ve festivalde çocuk tiyatrosu başlığının yer almasını sağlayan Alicja Morawska-Rubczak tarafından davet edildim. Böylelikle dört gün gibi kısa bir sürede gündüzleri çocuk oyunları, akşamları yetişkin oyunları izleyerek, Polonya’daki tiyatro yaşantısı hakkında kabaca bir bilgi sahibi oldum. Bu yazıda festivalde izlediğim oyunlar üzerine kısa bilgiler verip, benim için önemli görülen gözlemlerimi paylaşmaya çalışacağım.

Her şeyden önce böylesi geniş kapsamlı, Polonya’nın en iyi oyunlarının bir araya geldiği köklü bir festivalin içinde Çocuk Tiyatrosu’nun da aynı özenle ve başarılı bir biçimde eklenmiş olması, bizim için güzel bir örnek oluşturuyor. Özellikle İstanbul Tiyatro Festivali çalışanlarına buradan duyurulur! Kim bilir belki bir gün bizde de çocuk tiyatrosu hak ettiği özenle bu festivalde yerini alır..

Varşova’ya vardığım 8 Nisan tarihinden itibaren yoğun bir program bizi bekliyordu. Saat 10:00’daki oyuna uçağımın saati nedeniyle yetişemeyince 16:00’da Polonya Bydgoszcz Tiyatrosu tarafından gerçekleştirilen ‘Tilki Vitalis’in Dalavereleri’ isimli oyunu izleyebildim. Oldukça büyük bir tiyatro salonunda izlediğimiz bu oyun, eğitimini sinema alanında yapmış, ama sonrasında tiyatro yönetmenliğine yönelmiş Lukasz Gajdsiz tarafından yönetilmiş. Yönetmenin görkemli dekorlar ve özellikle ışık kullanımıyla sahne üzerinde sinema etkisi yaratmaya çalıştığı açık bir biçimde gözleniyordu. ‘Günümüz kahramanları nasıl yaratılıyor?’ temasına sahip oyun, bilinen kurnaz tilki karakterini kullanıyordu. Sözün ağırlıkta olduğu, Michael Jackson şarkıları eşliğinde bol bol dans edilen bir oyun izledik. Sahnedeki enerjinin, ışık kullanımının görsel anlamda pek çok güzel an yakaladığını düşünsem de, içerik olarak çocuk seyirci için tatmin edici olduğunu düşünmüyorum. Aynı günün akşamı Walbrzych Szaniawski Tiyatrosu’ndan ‘Andrzej, Andrzej, Andrzej ve Andrzej’ isimli yetişkinlere yönelik oyunun ilk perdesini izleyebildim. Oyunun yaklaşık dört saat olması ve metne dayalı oluşundan da kaynaklı, oyunculuklardaki yetkinliğe rağmen yorgunluğa yenik düştüm. Ertesi gün festivalde çalışan Polonyalı sanatçılarla söyleştiğimizde oyunun ‘şöhret olma’ üzerine gerçekten başarılı bir metne sahip olduğunu öğrenmiş oldum. Burada altını çizmek istediğim bir konu, Polonya’daki özel ya da ödenekli tüm tiyatroların klasik yazarlar kadar çağdaş, genç Polonyalı yazarların metinlerine inanılmaz ilgi gösteriyor olmaları. Bu yüzdendir ki genç yazarlara tanınan olanak, ister istemez genç seyirci sayısının ve özellikle üniversiteli kesimin tiyatroya ilgisinin yüksek olmasını sağlıyor.

-9 Nisan-

İlk olarak Tiyatro Och’un oyunu olan ‘Yeşil Hayvanatbahçesi’ adlı oyunu izledik. Oyun yaklaşık 3 yaşındaki bir çocuğun odasında kurduğu hayali sirkte geçiyor. Sahne üzerindeki bir çok oyuncak kullanılarak sirk havası yaratılıyor. Canlı müziğin kullanıldığı oyunda, müzik ve dans hakim. Oyuncuların mikrofon kullandığı oyunda o kadar güçlü bir ses sistemi var ki, izleyeni rahatsız etmemesi olanaksızdı. Oyunculuklar ise samimiydi. Bu oyunun festival kapsamına alınmasının en önemli sebebi, oyunda başrol oynayan Ewa Konstancja Bulhak isimli oyuncu Polonya’da yetişkin tiyatrolarında oldukça ünlü bir isim; ve ilk kez bu oyunla çocuk tiyatrosuyla da ilgilenmeye başlamış. Alicja bu konu da şöyle söylüyor: ‘Bizim için, yetişkin tiyatrosunda böylesi başarılı bir oyuncunun çocuk tiyatrosu da yapmaya başlaması çok önemli. Çocuk tiyatrosunun daha fazla saygı ve ilgi duyulan bir alan olmasına yardımcı olacak bir adım.’ Türkiye’de çocuk tiyatrosunun, genellikle ‘acemi’ oyuncuların sahneye alıştırılmaları için kullanıldığı düşünülürse, yetişkin tiyatrosu alanındaki birçok başarılı sanatçının çocuk tiyatrosuna burun kıvırması çok ‘doğal’ görülüyor. Bu nedenle Türkiye’de beğeni toplayan kimi ödenekli veya özel tiyatroların yetişkin oyunlarına harcadıkları özenle çocuk tiyatrosu yapmaları, kuşkusuz alana büyük katkıda bulunacaktır.

Gün içinde izlediğim ikinci oyuna gelince 1945’te kurulmuş, Pinokyo Kukla-Oyuncu Tiyatrosu’nun ‘Burnu Üstünde Oynayanlar İçin Şarkılar’ adlı gösterisiydi. Bu keyifli isme sahip gösterinin şansızlığı havanın yağmurlu olmasından kaynaklı kapalı, küçük bir mekanda sergilenmeye çalışılması oldu. Canlı müzikle genç yedi oyuncu/müzisyenin verdiği konser çocuklar için keyifli olsa da yüksek ses ve kapalı alan bir süre sonra fazlaca yorunca benim gibi birçok izleyenin salonu terk etmesine neden oldu. Bence festival açılışı ya da kapanışı için iyi bir tercih olabilirmiş. Ama bu şekliyle pek keyif vermedi sanırım. Çoğu çocuk seyirci de yüksek sesten şikayet edip dışarı çıktı.

-10 Nisan-

Sabah gerçekleştirilen turistik Varşova gezisinin ardından Varşova Ulusal Tiyatrosu’nun ‘Çocuklar İçin Öyküler’ oyununu izledik ve çocuklar için yapılmış bu kadar büyük bir prodüksiyonla ilk kez karşılaşmanın şaşkınlığını yaşadım. İnanılmaz paraların harcandığı ama bunun her kuruşunun değdiği, çocuklara büyük bir özenle hazırlanmış bir oyun.. Kulağa hoş geliyor değil mi? Türkiye’de kimi ödenekli veya sponsorlu özel tiyatroların çocuk oyunları için koca dekorlara, şaşalı kostümlere milyarlar harcayıp korkunç işler çıkardıklarını biliyorum da böylesini görmemiştim işte! Oyunun yönetmeni Piotr Cieplak, Ulusal Tiyatro’da oldukça ‘ünlü’ bir yönetmen. Hatta öyle ki Polonya’nın en yetenekli yönetmenleri arasında yerini almış ve böylesi bir yönetmen çocuklar için oyun yapıyor! Oyundan kısaca bahsetmek gerekirse; oyunun metni Nobel ödüllü Polonyalı- Amerikalı Yahudi yazar Isaac Bashevis Singer’ın kısa öykülerinden hareketle oluşturulmuş, yedi bölümden oluşuyordu. Fantastik olanla, İncile ilişkin ve eski Yahudi kasaba hayatına ilişkin dünyaları harmanlayan, Amerika sokaklarındaki krallara, yoksul insanlara ve gündelik hayatımızdan daha birçok karaktere uzanan inanılmaz şiirsel bir dünya yaratılıyor sahnede. Dekor kullanımı, müzik, koreografi, ışık her şey usta ellerden çıkmış. Sahneye gerçek boyutlarda bir geminin bile getirildiğini ve bu gemiye yaklaşık yirmi oyuncunun binerek sahneden ayrıldıklarını söylesem sanırım prodüksiyonun büyüklüğünü yeterince açıklamış olurum. Oyunculuğa gelince; sahne üstünde 60 yaşlarından 10 yaşına kadar hemen hemen her yaştan yiriminin üstünde ‘yetkin’ oyuncu var ve hiçbiri ‘figüran’ değil. Temiz, akıcı ve keyifli bir biçimde sahnede oyunculuklarını sergiliyorlar. Dinamizm özellikle çocuk seyircinin ilgisinin bir an olsun kopmasına izin vermiyor. Her yeni sahne insanda ‘bakalım şimdi neler olacak?’ duygusu yaratıyor, dil bilmeyen bizler de bile.. Sonuçta bu kadar özenle yapılmış iki buçuk saat süren böylesi bir oyunu izlemek büyük bir şanstı benim açımdan.

Aynı günün akşamı, güzel bir çocuk oyunun ardından yemek üstüne tatlı kıvamında bir de başarılı bir yetişkin oyunu örneği izledik. Krakow Ulusal Tiyatro’sundan ‘Üçleme’ isimli Polonya tarihi üzerine yapılmış komedi tarzında bir oyundu. Bu oyunu izlemek de yine benim için çok farklı ve keyifli bir deneyim oldu. Şöyle ki; oyun tam olarak dört saat sürdü ve tamamıyla söze dayalı, Lehçe bir oyundu ve ben çok eğlendim. Nasıl mı? Tabii ki oyuncuların ve yönetmenin başarısı sayesinde.. Sahnede uzun zamandır izlediğim en iyi oyuncular vardı diyebilirim. Sahnede olmaktan, neredeyse tek dekorları olan tekerlekli hastane yataklarıyla, sahnedeki diğer oyuncu arkadaşlarıyla oynamaktan öylesine keyif alıyorlardı ki bize de onlarla bu güzel anı paylaşmak kalıyordu. Fizikaliteleri de benim gibi dil bilmeyen bir seyirciyi bile kazanmalarını sağlıyordu. Oyunu birlikte izlediğim Polonyalı arkadaşım Julia’nın söylediğine göre oyununun metnini, liselerde de okutulan, Julia’nın deyimiyle Polonya edebiyatının ve hatta dünyanın en sıkıcı roman yazarının üçlemesinden oluşturulmuş. Ama o kadar başarılı ve eğlenceli bir uyarlama olmuş ki, Julia ‘Bu metinlere bu kadar güleceğimi düşünmemiştim’ dedi oyun sonunda. Yine Polonya’nın yetişkin tiyatrosunda en başarılı yönetmenlerinden kabul edilen Jan Klata’nın, Koyu Katolik ve milliyetçi Polonya tarihine hicivli yaklaşımı Varşova Tiyatro Buluşması’nın en beğenilen oyunlarından biri olmasını sağladı.

-11 Nisan-

Günümüz, sabah erken saatte, yaşları 1’le 3 arasında olan ‘fazlasıyla’ genç izleyicilerle izleyeceğimiz, Atofri Tiyatrosu’nun ‘Bay Satie’ oyunuyla başladı. Sahnede bir piyano ve bir sürü kağıttan başka bir şey yoktu. Genç seyirciler, anneleri, babaları ya da büyük anne-babalarıyla birlikte, sahnede oyuncuların yanı başında, onlar için ayrılan bölümde yerlerini almışlardı. Oldukça yeni ve Avrupa’da popüler bir akım olan 0-3 yaşa tiyatro, benim de ilgimi çeken ama çok az bilgi sahibi olduğum bir alan. Bu yaşa tiyatro yeni bir tür olduğu için üzerine kuramsal bilgi bulmakta da güçlük çekiliyor. Bu nedenle, bir tür deneyim paylaşımı için ne kadar çok örnek izlenirse o kadar iyi diye düşünüyorum. Bu bakımdan Türkiye’deki Çocuk Tiyatroları festivallerine bu alanda emek veren tiyatroları çağırmanın iyi bir yol olduğu kanaatindeyim. İzlediğim ‘Bay Satie’ oyununa gelirsek, sahnede iki oyuncu vardı ve bu oyuncular hoş ve atmosfer yaratan, sakin bir müzik eşliğinde, sahne üstünde bulunan kağıt parçalarıyla bin bir türlü yaratıcı şey yapıp, farklı yolculuklara çıktılar/çıkardılar. Sözün kullanılmadığı, ses-beden-müzik odaklı bu gösteri genç izleyicilerin heyecanlı tepkileriyle iyice güzelleşti. Oyunun sonunda seyirciler de kağıt parçalarının içine atlayarak, oyun hazzını doyasıya yaşadılar. Biz yetişkinler ise tuhaf bir enerji ve huzurla çıktık tiyatro salonundan. Bebeklik günlerimizdeki oyun oynama güdüsü içimizi gıdıkladı. Galiba Bay Satie’nin istediği de tam olarak buydu..

Oyunun hemen ardından Varşova Goethe Enstitüsü’nde gerçekleştirilen ‘Polonya’da Çocuk Tiyatrosu’ başlıklı sunuma katıldık. İlk önce Marzenna Wisniewska Polonya’daki çocuk tiyatrosu üzerine hazırladığı akademik çalışmadan yararlanarak gayet özetleyici ve kapsayıcı bir sunum yaptı. Marzenna, ülkemizde de olduğu gibi Polonya’da da bu alanda yeterli çalışma ve araştırmanın ne yazık ki yer almadığına değindi. Ama özellikle 90’larda başlayan bir hareketlilik sayesinde hızla geliştiğini dile getirdi. Geleneksel kukla tiyatrosunun özellikle 1989 yılından başlayarak, Henryk Jurkowski’nin kuramsal katkılarıyla ivme kazandığını ve günümüzde modern kuklacılığın hem yetişkin hem çocuk tiyatrosunda özel bir yeri olduğunu belirtti. Ayrıca artık kukla, sahne üstünde oyuncuyla birlikte yer aldığı bir tarz kazandığı için, çoğu köklü kukla tiyatrosunun ismi kukla-oyuncu tiyatrosu olarak değiştirildiğini de belirtti.  2000’li yıllara gelindiğinde ise biçimsel birçok yeniliğin yanı sıra – modern kukla tekniği, multi- medya kullanımı, müzikaller, dans tiyatrosu gibi- içerik olarak Polonya’da yeni bir çağın başladığı söylenebilir. Öyle ki artık çok daha sert temalar işlenmeye başlanmış. Örneğin ölüm gibi.. Başta bu tarz oyunlar yetişkinleri korkutsa da zamanla kabul edilir hale gelmiş. Son üç senede ise küçük yaşa tiyatro üzerine araştırmalara ve çalışmalara başlanmış. Son dönemlerde ekibini gençlerin oluşturduğu birçok bağımsız tiyatro kurulmaya başlandığını ve çocuk tiyatrosunun hızlı ve sağlam adımlarla geliştiğini belirtip sunumunu tamamladı. Ardından Alicja Morawska-Rubczak, Çocuk Sanat Merkezi adına ‘21. yüzyılda Polonya Oyun Yazımı’ üzerine bir konuşma sundu. Bu sunumdan benim ilgimi çeken şeylerden yine özetle bahsetmeye çalışacağım. Polonya’da ‘Çocuklar İçin Yeni Oyunlar’ başlıklı oldukça başarılı bir dergi var. Bu dergi Alicja’nın da bahsettiği üzere, Polonya’daki birçok yazara ulaşıp, onların yeni oyunlarını bir araya getiriyor. Dergi ülkedeki tüm tiyatro çevrelerince takip ediliyor. Dolayısyla herhangi bir tiyatro çocuklar ya da gençler için yazılmış bir oyun araştırdığında bu dergiden yararlanabiliyor, yazara kolaylıkla ulaşıyor. Hatta www.nowesztuki.pl adlı bir web siteleri de var. Polonya’daki ödenekli, özel ya da bağımsız her tiyatro, bu web sitesinden tüm yazar bilgilerine ulaşabildikleri gibi, oyun arşivinden de yararlanabiliyorlar, ayrıca metinler üzerine tartıştıkları bir forum da var. Ne yazık ki site Lehçe. Ama bu fikri Türkiye’de de uygulamak çok yararlı olacaktır. ASSITEJ Türkiye Merkezi’nin geçmişte böyle bir düşüncesi vardı ama hayata geçirilememişti. Umarım yeni dönemde gerçek olur. Çocuk Sanat Merkezi’nin Polonya’da her yıl düzenledikleri oyun yazımı yarışması ise oldukça önemli bir yarışma. Çünkü yine bu yarışma sayesinde yazarlar ciddi bir tanınırlık kazanıyorlar. Oyunlar büyük bir özenle ödüllendiriliyor ve özellikle genç yazarların görünürlüğünü sağlıyor. Türkiye’de Mitos Boyut yayınevinin açtığı oyun yazma yarışmasının daha yaygınlaştırılarak sürdürülmesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Ayrıca Polonya’da bu yarışmaya katılan birkaç yazarla sohbetimde, kendilerini ciddi biçimde motive eten, her yıl yeni bir oyun yazmaya iten bir güç olduğunu söylüyorlar. Bu nokta da Alicja, yazılan oyun sayısının ve genç yazar sayısının 25 yıldan beri hızla arttığını da dile getirdi. Bunun birkaç nedeni olduğunu belirtti; yarışmalar, çağdaş çocuk ve gençlik tiyatrosunun olumlu gelişimi ve tiyatro çevresince beğeni toplayan yönetmenlerin, oyuncuların dolayısıyla başarılı tiyatroların da çocuk ve gençlik tiyatrosuna ilgi göstermeye başlamaları. Son olarak bu sunumda benim dikkatimi çeken iki şeyden daha söz etmek istiyorum: Birincisi ‘Okuma Tiyatrosu’ adı altında yürütülen bir çalışma var. Bu çalışmanın amacı gençler için hali hazırda yazılmış ya da yazılmaya başlanmış oyunların, hedef kitlesine göre liselere ya da üniversitelere gidilerek okunması. Ardından tartışma ortamı oluşturularak, yazarın oyununu geliştirmesini sağlamak hedefleniyor. Böylelikle oyunlar test edilebiliyor, dramaturjisi gençlerle birlikte oluşturulmuş oluyor. Alicja’nın bu çalışmadan deneyimlediklerine göre, eğer gençler gerçekten onları ilgilendiren bir konuyla karşı karşıya kalırlarsa çok iyi bir tartışma ortamı yaratılıyor ve bu, yazara büyük katkı sağlıyor.  İkinci üzerinde durmak istediğim konu ise, Çocuk Sanat Merkezi ve Polonya ASSITEJ’inin birlikte yürüttüğü bir araştırma: Çocuk Tiyatrosu’nun klasikleri neler?  Bu alanda araştırma başlatılarak farklı ülkelerin çocuk oyunları Lehçe’ye çevrilmeye başlanmış. Gerçekten kapsamlı ve oldukça faydalı bir araştırma.

Soru cevap kısmından sonra sunum tamamlandı. Bence katılımcıların ilgisini ayakta tutmayı başaran, derli toplu bilgi sahibi olduğumuz bir sunum oldu.

Günün sonunda festivalin son çocuk oyununa gidildi. Baj Pomorski Tiyatrosu’nun ‘Saat Sekizde Arkta’ isimli oyununu izledik. Oyunun Alman yazarı Urlich Hub, özellikle doğu ve batı Avrupa’da bu oyunuyla oldukça ünlenmiş bir yazar. Metnin konusu ilginç ve çocuklar üzerindeki etkisi düşünülünce çok başarılı. Oyunun konusu şöyle: ‘Oyun, bağlılık, Tanrı ve arkadaşlık üzerine kurulu. Penguenler münazara yapmayı severler. Bu kez Tanrı üzerine düşünüyorlar. Tanrı her şeyi görür mü? Bazı kurallardan vazgeçebilir mi? Yoksa belki de hiçbir zaman var olmadı mı?’ Üç penguenin bu oldukça karmaşık ve zor soruları sordukları oyun inanılmaz eğlenceli bir biçimde, oyunculuk ve rejideki başarıyla keyifle izletiyor kendini. Bir saat on beş dakika boyunca bu kadar kendilerini kaptırmış bir şekilde oyun izleyen çocuk seyircileri uzun zamandır görmemiştim. Nefes dahi almadılar diyebilirim. 6 yaş ve üzerine yapılmış bu oyun gösteriyor ki zorlu temalar da çocukların ilgilerini çekecek şekilde işlenebiliyor.

Sonuçta Polonya’daki çocuk tiyatrosu ve biraz da yetişkin tiyatrosu üzerine düşündüğümüz, tartıştığımız, deneyim paylaştığımız dört gün geçirmiş olduk. Konstantin Stanislavski’nin bir sözüyle bitireyim yazımı: ‘Çocuk ve yetişkin tiyatrosu arasında bir fark yoktur. Sadece yetişkin tiyatrosu yaparken düşündüğüm her şeyi, çocuk tiyatrosunda iki kere düşünmem gerekiyor.’

Elif Temuçin

Yorum


işlemi tamamlayınız: