İnsan(lık) Resm-i Geçidi: Çehov-N.Simon: Sevgili Doktor (İBBŞT)

Melih Anık

İBB Şehir Tiyatroları, tiyatro repertuarının en popüler (ve tehlikesiz) oyunlarından birini Sevgili Doktor’u programına almış. Neil Simon’un Anton Çehov’un hikâyelerinden hazırladığı oyunu Taner Barlas yönetmiş.

Türkiye’de ilk kez 1975-76 sezonunda Devlet Tiyatroları tarafından oynanan oyun 2009-10 sezonunda da Sivas DT tarafından oynandı.

1927 doğumlu Neil Simon Amerikan tiyatrosunun en popüler oyun yazarlarından biri. Elinde sihirli bir değnek var sanki. 1957’den 2006’ya kadar her türlü ödülü almış, radyo, TV, sinema ve tiyatroda başarılı prodüksiyonların garantili ismi olmuş.

Neil Simon, Çehov’un yazdıklarından sekiz oyun çıkarmış sahneye uyarlamış; başta, sonda ve aralarda Çehov’u konuşturmuş; her yaşta seyirci için son derece keyifli bir oyun yazmış.

Sevgili Doktor her tiyatrocunun ezbere mizansen verebildiği/alabildiği bir oyun gibi gelir bana. Hatta Sait Faik hikâyelerinden yapılan uyarlamalar da bu oyunun etkisinde kalmıştır diye düşünürüm. (Sait Faik, bir Çehov; Çehov bir Sait Faik’tir bana göre) Tecrübeli ve iyi bir tiyatrocu Taner Barlas için de rahat ve kolay bir reji olmuştur eminim.

İki perdelik oyunun ilk perdesinde beş (Aksırık, Mürebbiye, Cerrah, Oyunculuk, Boğulan Adam), ikinci perdesinde üç (Baştan Çıkarma, Biçare Kadın, Uzlaşma) skeç var. Zamansız ve yersiz aksırıkla başlayan bir olayı, düşüne düşüne daha da sıkıntıya sokan devlet memuru, “bu kadar budala olması mümkün olmayan” mürebbiye, acemi dişçi, “Moskova’da amatör, Odesa’da profesyonel” oyuncu, “yüzme bilmeden boğulmaya kalkan” adam, kocası yoluyla kadını baştan çıkaran çapkın, hakkını almak için şirretleşen kadın, ilk “millî olma” heyecanı içindeki genç (“parası ödenen aşk” yoluyla aydınlanma, ya da ahlâk ve fazilet sahibi erkekler ahlâk ve fazilet sahibi kadına gider) bir tür insan koleksiyonu ve insanlık resmigeçidi sanki. James Wood’un belirttiği gibi, “Edebiyatın hayattan farkı hayatın sınırsız ayrıntılarla dolu olması oysa edebiyatın dikkat etmeyi öğretmesidir.” Çehov, eserleri ile ayrıntılara dikkat çekmiştir. Oyunun keyfi, modası geçemeyen Çehov oluşundan kaynaklanıyor. Zira Çehov, insanı insanla insana anlatıyor, tiyatro gibi. Ayrı hikâyeler olsa da ortak payda, insan. Hikâyelerini anlatış biçimi onlara hemen Çehov damgası basmanızı sağlıyor. “Evet, bu Çehov’un insanı, bu olayı ancak Çehov böyle anlatır” diyorsunuz klâsik bir müzik parçasının bestecisini tanıdığınız gibi. Oyunu sahneye koyan ve oynayan içinse bu sağlam temel üzerine birkaç ufak dokunuş yetiyor.

Taner Barlas, Barış Dinçel (Sahne Tasarımı) ve Nihal Kaplangı (Kostüm Tasarımı) ile çalışmış. Bu daha maçın başında öne geçmek gibi bir şey, zira hem Dinçel hem de Kaplangı Çehov’u ezbere bilir (sanırım). Dinçel, metnin önüne geçmeyen, kitap gibi açılan sahne düzeni yapmış, Kaplangı da döneme uygun kostümleri çantasında hazır olan onlarca seçenek içinden çıkarıvermiş. Dinçel ve Kaplangı’nın ufak parçalarla sahnede uygun atmosfer yaratmaktaki ustalığını göreceksiniz. Tabii ki onları Işık Tasarımı (Özcan Çelik) ve Efekt tasarımı (Yusuf Tuncer) desteklemiş. Ama açılan kitap sayfası nedeniyle sonradan yeri değişen masa neden düşünülmemiş anlamadım. Ayrıca bu dekor benzer sahne ister, turne yapılırsa sıkıntı olmasın? (Ben Musahipzade Celal Sahnesi’nde seyrettim.)

Yazar’ın “anlattığı” sahnelerde sesin hoparlörden (derinlerden) gelmesi değişik bir uygulama ama gerekli mi? Bu anlatan ile oynayan yazarı (Oyunculuk hikâyesi) ayırt etmek için kullanılmış belli ki. Ancak bir geçmiş hissi veriyor, hikâye ediyor, uzaktan sesleniyor. Oysa Çehov çağdaşımız değil mi!

Oyunun ilk iki hikâyesinde kullanılan “beş milyonluk bir mirasa konma” repliğinin oyun sonuna kadar bir daha tekrarlanmaması alıştırılan seyirciyi beklentiye sokuyor. Zira ilk iki skeçteki tekrar, her hikâyenin bir başka sonu da olabileceği hayalini ya da ihtimalini besliyor. Benzer şekilde anlatıcı (yazar) her skeçte ortaya çıkmıyor. Oyuncunun, yazarın kalktığı koltuğa oturması ile tercih edilen anlatım oyunun tümünde kullanılmamış.

Aziz Sarvan’ı General’de, Yalçın Avşar’ı Kuryatin’de, Nagehan Erbaşı Kız’da, Meriç Benlioğlu’nu Oyuncu Kız’da unutmayacaksınız. Funda Postacı’nın özellikle Biçare Kadın’da, Kubilay Penbeklioğlu’nun Zangoç’da çizdiği ve sahne tecrübeleri ile oyun arkadaşlarını bile gülümseten tulûat yeteneklerini çok seveceksiniz. Edindiğim izlenim şudur ki bu iki usta oyuncunun açtığı yolu diğer oyuncular da takip edecek ve oyun, seyirciyi, kahkahalarını tutamadığı bir tiyatro keyfine doğru götürecek. Oyunun yönetmeni ve ‘Yazar’ rolünün oyuncusu Taner Barlas bile sahnedeki ciddi halini bırakacaktır diye düşünüyorum.

Oyunun sonunda Çehov karşısında aynı Oyunculuk isimli skeçteki gibi tüm oyuncuların sınava girmeleri ve de oyun içindeki rollerinden kısa hatırlatma yapmaları (resmigeçit) nasıl olurdu acaba? “Oyun içinde oyun” gibi. Sonu düşük tempoya gerileyen oyun kanımca yüksek tempo ile final yapar.

Oyun dergisinde tiyatro repertuarına onlarca oyun kazandırmış çevirmen, eleştirmen, hoca Sevgi Sanlı’dan bahsedilmemesi bence bir eksikliktir.

Yazım içindeki ifadelerimden, yapılan işi küçümsediğimi çıkaran olursa onlara söyleyeceğim şudur: Bu, benim de en kolay yazdığım yazı oldu. Bunun nedeni, Çehov gibi bir yazarın hayatımın içinde işgal ettiği yerdir. Yıllarca önüne çıkan her Çehov’u görmüşsen ve okumuşsan, Sevgili Doktor gibi parçalardan oluşmuş bir oyun üzerine yazı yazmak çok zor olmaz. Neil Simon’un Sevgili Doktor’u eminim ki tiyatroculara kolay gelecektir ama hiçbir şekilde yaptıkları işe gösterdikleri özeni ve titizliği görmemize engel olamaz. Benim yazımı da “kolay” bulmayın lütfen.

Sevgili Doktor titiz çalışmış; eğlenceli, eğitici ve ailece seyredilebilecek bir oyun.

İlgi:

“Kurmaca Nasıl İşler?”- James Wood- Çeviren: Ekin Bodur – Ayrıntı Yayınları

Tanıtım:

Sevgi Sanlı

Sevgi Sanlı İzmir’de doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Filolojisi’ni bitirdi. Devlet Tiyatroları’nda baş dramaturgluk ve dış ilişkiler yöneticiliği yaptı. Tiyatro, radyo ve televizyon için oyun ve müzikal yazdı. Devlet Tiyatrosu ve Operası için birçok oyun çevirdi. Radyo uyarlamaları yaptı. Oxford, Cambridge, Durham, Edinburgh ve Manchester üniversitelerinde konuk öğretim görevlisi oldu. 1993 yılında En İyi Tiyatro Eleştirmeni Ödülü’nü aldı.

Çevirdiği oyunlardan ve müzikallerden bazıları: Lillian Hellman, Küçük Tilkiler (The Little Foxes); Edward Albee, Kılpayı (A Delicate Balance); Graham Greene, Oturma Odası (The Living Room); Peter Shaffer, Küheylan (Equus); G. Bernard Shaw, Kırgınlar Evi (Heartbreak House); Neil Simon, Sevgili Doktor (The Good Doctor); Willy Russell, Rita (Educating Rita); Václav Havel, Şeytan Çelmesi (Temptation), Öp Beni Kate (Kiss Me Kate).

http://www.ykykultur.com.tr/cevirmen/?id=235

Shakespeare ve B.Shaw çevirileri:

http://alisveris.iskulturyayinlari.com.tr/urun_liste.asp?kid=5203

Melih Anık – Düşünceler



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: