Törene Güle Güle, Dayatmaya Devam

Bu yazı sayın Prof. Dr. Serdar Değirmencioğlu tarafından editörlerimize iletilmiştir.

Geçen hafta 19 Mayıs törenlerinin Ankara dışında artık stadyumlarda yapılmaması kararından yola çıkarak 19 Mayıs vb. törenlerin neden anlamsız ve hatta zararlı olduğunu incelemeye başlamıştım.

Geçen haftaki saptamaları özetlersem, öncelikle kabul edilmesi gereken 19 Mayıs törenlerinin ne içeriği, ne de şekli açısından gençler veya gençlik ile ilgili olmadığıdır. Gençler 19 Mayıs törenlerinin söyleminde yalnızca bir motif, törenlerinde ise yalnızca bir figuran durumundadır.

Baskın olan öğeler, milliyetçilik, militarizm, otoriter düzendir. Törenler başından sonuna gençlere bir şeylerin dayatılması üzerine kuruludur; haklar ve özgürlükler ile tümüyle çelişmektedir. 19 Mayıs törenlerinde genç bireylerin otoriteye – yüce devlete – kitlesel olarak boyun eğmesi stadyumlarda sergilenmekte, bireylerin çıkarlarının göz ardı edilmesi olağan karşılanmaktadır. Öğrencilerin tören hazırlıkları nedeniyle okula gidememesi, hastalanması, susuz veya aç kalması onların görevidir. Gençler otoriter düzende kendilerine düşen bu ve diğer görevleri yapmak durumundadır.

19 Mayıs törenleri bir devlet etkinliğidir. Bu törenlerde gençlerin hiçbir söz hakkı yoktur. Törenler gerçekleştirilmesi gerektiği için gerçekleştirilen, bürokratik bir alıştırma durumuna gelmiştir. 19 Mayıs törenleri içeriği ve şekli ile törene adını veren kavram, yani gençlik ile çelişmektedir. Bu törenlerin bir devlet etkinliği olması ve kaçınılmaz olarak bürokratik bir alıştırmaya dönüşmesi, kutlanmak istenen temanın veya anımsanmak istenen tarihsel dönüm noktasının anlamsızlaşmasına da yol açmaktadır.

Tam bu noktada meseleye gençler açısından bakmak ve 19 Mayıs törenlerine hâlâ anlam yüklemek isteyenlerin yaptığı yanlışı görmek gerekir. Gençler açısından bakıldığında 19 Mayıs devletin bürokratik dayatmasından öte bir şey değildir.

Kamu denetimi

19 Mayıs veya benzer törenleri ele alırken törenlerin nasıl düzenlendiğinin titizlikle incelenmesi gerekir. Geçen hafta 19 Mayıs törenlerinin düzenlenmesi sürecinin tümüyle yukarıdan aşağıya işletildiğine ve gençlerin bu törenler üzerinde hiçbir söz hakkı olmadığına değinmiştim. Bu noktada sorulması gereken diğer önemli soru, toplumun bu törenler için yapılan harcamalardan haberi olup olmadığıdır. Demokrasilerde toplumun devletin üzerinde denetimi vardır. Eğer tören gibi bürokratik bir alıştırmaya harcanan tutar, toplumun denetiminde değilse, bu bir sorundur. Türkiye’de kamu harcamaları üzerinde toplumun söz hakkı hemen hiç kalmadığı için tören harcamaları ile ilgili herhangi bir denetim söz konusu değildir.

İstanbul gibi büyük kentlerde öğrencilerin okullardan alınıp tören alanlarına götürülmesi için uzun süredir belediye araçları kullanılmaktadır. Bu araçların asıl hizmetlerinden alınıp törenler için kullanılmaları bile tartışmalıdır. Bir otobüsün törene gidecek öğrencileri taşıması için ne süre ile kullanıldığı ve ne kadar akaryakıt yaktığı, eskime payının ne olduğu gibi sorular – araçlar kamu malı olduğu ve kamu otoritesi tarafından verildiği için – bugüne dek sorulmamıştır. Bu uygulama kamu bütçesinin ne kadar keyfi kullanıldığının da somut bir göstergesidir. Bu noktada, Özal döneminden bugüne baş tacı edilen ve devlete örnek gösterilen özel sektörde böyle bir uygulamaya izin verilmeyeceğini de eklemek gerekir.

Çocuk Hakları

19 Mayıs törenlerine katılması sağlananlar gençler olsa da, bu gençlerin hemen hepsinin yaşı 18’den küçük olduğu için konuya çocuk hakları penceresinden bakmak gerekir. Çocuk hakları penceresinden bakıldığında iki temel sorun öne çıkar. Öncelikle törenler çocuğun yararı ilkesi ile çelişmektedir. Yani, bu törenler düzenlenirken önce çocuğun yararı düşünülmemektedir. Bu gibi törenlerin çocukların yararına olduğunu gösterir hiçbir dayanak olmadığı gibi, törenlerin uzun hazırlık süresinin öğrenme süreçlerini aksattığı, törenlere hazırlanan öğrencilerin hastalandığı, hatta özellikle 23 Nisan törenlerinde rastlandığı üzere, tören alanından ambulansla çıkarılanların olduğu bilinmektedir.

İkinci olarak törenler baştan sona katılım hakkı ile çelişmektedir. Katılımcıların – yani figuranların – ne törenin içeriği ve şekli, ne de katılıp katılmama konusunda söz hakkı yoktur. Törenlerin otoritenin çocuğa, geçmişin bugüne, sıkıcı olanın heyecan verici olana tahakkümü olarak bugün göze batması kaçınılmazdır.

Ya yeni düzenleme?

Orta Öğretim Genel Müdürlüğü’nün il müdürlüklerine gönderdiği yazıda, “kutlamaların sadece okullarda yapılması” isteniyor. Bu 19 Mayıs törenlerinin, Ankara’da yapılacak olanı dışında, daha küçük çaplı olması anlamına gelecek. Bu önemli bir değişim olmakla birlikte, tek başına yeterli bir çözüm olarak görülemez. Tören anlayışı değişmedikçe, yani törenin yapılması törenin içeriğinden önemli görüldüğü sürece, tören bürokratik bir dayatma olarak kalacak ve yapılan etkinlik anlamsızlaşacaktır. Diğer yandan, törenin okulda kutlanması yapılacak olan etkinliklerin daha garip ve uç uygulamalara varmasına bile neden olabilir. Ama var olan gidişat, törenlerin okullara havale edilmesinin, aslında törenlerin ortadan kaldırılmasının hazırlığı olduğunu düşündürtüyor.

Neden şimdi?

Kitlesel 19 Mayıs törenlerinin kaldırılması – yani törenlerin stadyumlardan çıkarılması – olumlu ve çok gecikmiş bir adım olarak görülse de, zamanlama sorusu üzerinde mutlaka düşünmek gerekiyor.

Karar aslında çok ciddi bir araştırmanın sonucu olarak alınmış değil. Bakanlıktan yapılan açıklamada, “Kutlama törenlerinin hazırlık döneminin mevsim olarak soğuk bir zamana denk gelmesi nedeniyle sağlık sorunlarına yol açmasına, çalışma süresinin uzun olması nedeniyle öğrencilerin derslere ilgisinin azalmasına, motivasyonlarının düşmesine, gönüllü olmayan öğrenci velilerinin okullarla olan ilişkilerinin bozulmasına sebep olduğu yönünde duyumlar alınmaktadır.” denmiş. Yani bakanlık bu konuda sağlam dayanakları olmadığını söylemekten kaçınmıyor.

Aslında AKP’nin eğitim bakanları, yaklaşık on yıldır 19 Mayıs törenleri hakkında benzer şeyler söylüyorlar. Ama görüşlerini ne araştırmalara dayandırıyorlar, ne de “çocuk hakları”, “katılım hakkı” gibi doğrudan haklara dayalı bir anlayışa. Bu, tahmin edileceği üzere, ideolojik bir reddin söz konusu olduğunun göstergesi. Bu adımın şimdi atılması ise, AKP’nin başka birçok konuda olduğu gibi bu konuda da artık güçlü bir muhalefet ile karşılaşmayacağını düşünmesinden kaynaklanıyor olabilir.

Kapışma bayramı

Yıllar önce, öğrencim Ömer Şirin ile 2001 ve 2002 yılında 19 Mayıs’ta ve ertesi gün yayımlanan gazeteleri incelediğimizde, konu 19 Mayıs olduğunda yaşamdan kopuk bir ideolojik atışmanın devreye girdiğini saptamıştık. Cumhuriyet gibi gazetelerde 19 Mayıs ille de “çağdaşlık” ile birlikte anılıyordu. Örneğin, gençlerin stadyumlarda tango yapması çağdaşlık göstergesi olarak sunuluyordu.

İslamcı basında ise özellikle kızların bu törenlerde yer almasından, giysilerinden ve erkeklerle birlikte olmalarından rahatsızlık duyulduğu görülüyordu. İslamcı basın 23 Nisan konusunda bu kadar endişeli değildi çünkü İslamcı “hassasiyetler” özellikle genç kızların “iffetli”, “namuslu” olmasını yoğunlaşıyordu.

Günümüzde bu çağ ve akıl dışı meydan savaşı sürüyor. Örneğin Bekir Coşkun, 14 Ocak tarihli Cumhuriyet’te “19 Mayıs nerenize battı?” başlığı ile “19 Mayıs = çağdaşlık” söylemini sürdürüyor. Bir başka yerde ise Ali İlbey, “19 Mayıs bayram değil, dekolteli öğrenciler gösterisidir” başlığını atıyor. İlbey, “Batı’dan ithal edilen bu uydurma resmî törenler, toplumu modernleştirmek için oluşturulmuş Kemalist umhuriyetin İslâm’a mugayir bir projesidir,” saptaması ardından şöyle yazıyor: “Öyle ki, millî anâneye aykırı bu şenî törenlere ‘bayram’ demekten hep hicap duydum. Kemalist seküler cumhuriyetçiler ve bir kısım milliyetçiler cehaletlerinden ve idrâklerinin İslâm medeniyet değerlerine kapalı olmasından dolayı bu törenlere ‘millî bayram’ diyorlar.

Dayatmanın cinsi değişiyor

Tüm göstergeler kitlesel 19 Mayıs törenlerinin kaldırılmasının olumlu bir yöne evrilecek bir tutumun sonucu olmadığını gösteriyor. Başbakan hafta içinde, o kendine özgü külhanbeyi üslubu ile dindar gençlik istediğini açık açık söyledi. Ali İlbey gibi nice yazarın iffet ve namus saplantıları da ortada. Gençlerin özgürleşmesi ve kendi kararlarını kendilerinin vermeleri AKP’nin ve AKP destekçilerinin ufkunda elbette ki, yer almıyor.

Kitlesel törenlerin sakıncaları olduğunu söyleyen Eğitim Bakanlığı, Cami ve Din Görevlileri Haftası (1-7 Ekim) boyunca çocukların okullardan alınarak camilere götürülmesini destekledi. Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri her yıl daha da dayatmacı bir şekilde gerçekleştiriliyor. Yani kitlesel katılımla… Mehmet Akif’i anma etkinlikleri ilkokullardan üniversitelere yaygınlaştıkça yaygınlaşıyor – yaygınlaştırılıyor. Bu seneki atılım ise Diyanet İşleri Başkanlığı’nın öğrencileri dönem arasında Umre’ye götürmesi. Kitlesel etkinlikler sürüyor.

Zorunlu din dersi dayatması da sürüyor. Müfredatta 4. Sınıfa dek din dersi yok ama tarikat okullarında var. Bakanlık kitlesel din dersi dayatmasını kaldırmayı elbette ki düşünmüyor. Özetle, çocukları ve gençleri gözeten ve özgürleştirmeyi hedefleyen bir yaklaşım söz konusu değil. Dayatmanın çeşidi değişiyor, o kadar. Militarizmin azaltılması ve İslamcılığın çoğaltılması bu. Yani, Türk-İslam Sentezi’nin “Müslüman Türk” kalıbı ile yaygınlaştırılması ve dayatılması.

19 Mayıs törenleri kaldırılıp yerine başka dayatmacı, haklar ve özgürlükler ile ters düşen uygulamalar getirilirse, bunlar iktidarın kendine uygun bir düzeni hem gençlere, hem topluma dayatmaya çalıştığını gösterir. Buna da demokrasi denemez.

Serdar M. Değirmencioğlu, Evrensel, 5 Şubat 2012, s.12

Yorum


işlemi tamamlayınız: