Törenler Kime ve Neye Yarar?

Sayın Prof. Dr. Serdar M. Değirmencioğlu tarafından editörlerimize iletilen bu yazının, kamuoyunda bir süreden beri devam eden törenler konusundaki tartışmalara önemli bir katkı sağlayacağını düşünüyoruz.

İki hafta önce Milli Eğitim Bakanlığı 19 Mayıs törenlerinin Ankara dışında artık stadyumlarda yapılmayacağını duyurdu. Orta Öğretim Genel Müdürlüğü’nün il müdürlüklerine gönderdiği yazıda, “kutlamaların sadece okullarda yapılması” ve törenlerde, “yönetmelikte yer almayan senaryo, değişik renk ve nitelikte gösteri ve fon çalışmaları gibi etkinliklere yer verilmemesi” istendi.

Gecikmiş bir adım

Bu karar aslında çok gecikmiş bir adım olarak görülmeli çünkü 19 Mayıs vb. törenlerin kaldırılması için birden çok sağlam gerekçe var. Ancak bu konu ele alındığında anlamlı bir incelemeye engel olan, sorunu demokratik bir toplum anlayışı ve çocuk hakları açısından ele almayan birçok tepki gelebiliyor. Eğitim Bakanlığı’nın açıklaması ardından gelen kimi eleştiriler de bu çeşit eleştirilerdi. Tam da bu nedenle, 19 Mayıs vb. törenlerin neden anlamsız ve hatta zararlı olduğunu dikkatle ele almak ve incelemek gerekiyor.

Gençlik yalnızca bir motif

19 Mayıs törenlerinin içeriği ve şekli dikkatle incelendiğinde görülecek olan, törenlerin gençler veya gençlik ile ilgili olmadığıdır. Gençler 19 Mayıs törenlerinin söyleminde yalnızca bir motif, törenlerin gerçekleştirilmesinde ise yalnızca bir oyuncu durumundadır.

Yıllar önce öğrencim Ömer Şirin ile 2001 ve 2002 yılında 19 Mayıs ve ertesi gün yayımlanan gazeteleri inceleyerek, “19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı” gazetelerde nasıl sunuluyor saptamaya çalışmıştık. Saptamalarımız şöyleydi:

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nda gençlerin sesleri gazeteler tarafından duyurulmamaktadır. Bunun yerine kimi gazeteler, gençlerin ağzından söylenmiş gibi görünen başlıkları kullanmakta, hatta manşete çıkarmaktadır. Gençlerin düşüncelerine ve görüşlerine yer verildiğinde, bu görüşlere ayrılan yer, devlet görevlilerinin, politikacıların ve diğer kişilerin görüşlerine ayrılan yere oranla çok küçüktür. Gençlerin duygularından çok devlet görevlilerinin veya eşlerinin duygularının (örn., “First Lady ağladı”) veya varolduğu iletilmek istenen duyguların (örn., “Tüm Yurtta Aynı Heyecan”) öne çıkarıldığı görülmektedir. Gençlerin duygu ve düşüncelerine değinildiğinde, bunlar yazıda özel bir öğe olarak değil, bir politikacıya verilen yanıt veya varolan bir görüşün savunulması için bir araç veya malzeme olarak kullanıldığı görülmektedir.

[19 Mayıs haberlerinde] genç, özne değil nesne olarak sunulmaktadır. Yayımlanan fotoğraflar incelendiğinde, odak noktasının düzenlenen törenler ve resmi ziyaretler olduğu, gençlerin bu tören ve ziyaretlerde neredeyse bir süs olarak yer aldığı görülmektedir. Yayımlanan haberlerde de benzer bir tablo sunulmaktadır. Gençlerin yaptıkları, yapmak istedikleri ve yapabilecekleri değil, gençler için yapılması gerekenler, gençlere yapılanlar ve gençlerin törenlerde yaptıkları dansların nitelikleri ele alınmaktadır. Gençler hakkında söylenen olumlu sözler – gazetelere yansıtıldığı kadarı ile – incelediğinde, bu sözlerde bile, gençlere bu özel gün dolayısıyla verilen geçici payeler ve gençlerin üzerine düşen ödevler ve görevler üzerinde durulduğu görülmektedir. Birçok açıklamada gençlerin resmi ideolojideki konumlarının, yani geleceğin kendilerine teslim edileceği, ödevlerini iyi bilen, uyumlu bir kitle olarak öne çıkarıldığı, gençlerin önemli bir politik hedefi eleştirebilmek için politik malzeme olarak kullanıldığı görülmektedir.

Düzenin törenleri

19 Mayıs törenleri dikkatle incelendiğinde, törenlerde baskın olan öğelerin milliyetçilik, militarizm, otoriter düzen ve gençlere bir şeylerin dayatılması olduğu görülebilir. 2001 ve 2002 yılında gazetelerde bu kolaylıkla görülebiliyordu:

[19 Mayıs haberlerinde] milliyetçi söylem birçok diğer ulusal bayramda olduğu üzere genel olarak yaygın, kimi gazetelerde ise özellikle baskındır. Özellikle vurgulanan “biz” ve “biriciklik” söylemi, gerek geçmişe (örn., “Hedef Yine Aynı Hedef”, “Bu Yolculuk Bitmez”, “Şahlanışın Yıldönümü”, “Esir Milletlerin Lideri”) gerekse Türkiye dışındaki coğrafyalara (örn., “19 Mayıs Kıbrıs ve Kosova’da törenlerle kutlandı.”) yapılan göndermeler gibi milliyetçi söylemlere özgü öğelerin öne çıkarılması dikkati çekmektedir. 19 Mayıs’ın tarihi önemi üzerine yazılan birçok yazıda Türkiye’nin düşmanları olduğuna ilişkin cümleler bulunduğu görülmektedir. Bu milliyetçi ve kavgacı söylem, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nın “bayram” ve “barışseverlik” yönleri ile öne çıkmasını engellemekte ve bu günün içeriğini kısırlaştırmaktadır.

19 Mayıs törenleri artık kokuşmuş bir düzenin törenleri olarak, haklar ve özgürlükler ile tümüyle çelişmektedir. Bunun göstergeleri medyada kolaylıkla bulunabilir. 2001 ve 2002 yılında yayımlanan gazetelerde bu oldukça belirgindi.

[19 Mayıs haberlerinde] çocuk ve gençlerin hakları, özellikle gencin katılım hakkı ve Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin en önemli öğesi olan bireyin yararı üzerinde durulmamaktadır. Vatandaşlık ders kitaplarına da yansıyan, “haktan önce ödevler gelir” söylemi gazetelere de yansımakta; gencin haklarından çok gence düşen görevler (örn., “Eğitime kenetlenin”, “Bilgiyi kullanmalısınız”) üzerinde durulmaktadır. Gençlerin tango yapması bir “çağdaşlık” göstergesi olarak sunulurken; gençlerin tango yapmak konusunda ne kadar istekli oldukları üzerinde durulmamaktadır. Gazeteler bu günün törensel ve politik yönüne (örn., “Derviş de İzledi”) daha geniş yer ayırmakta, gençlerin bir politik araç olarak kullanıldığı görüş ve yazılara yer vermektedir. Gazetelerde gençlerin neleri hak ettiği, hangi açılardan zor durumda bırakıldıkları veya engellendikleri ve gençlerin yararının nasıl öne çıkarılabileceği ele alınmamaktadır.

Yarar ve zarar?

19 Mayıs törenlerinde bireyin otoriteye boyun eğmesi stadyumlarda sergilenirken, bireylerin çıkarlarının göz ardı edilmesi olağan karşılanmaktadır. Yüce otorite – yüce devlet – için bireylerin özveride bulunması gerekir: Tören hazırlıkları nedeniyle derslerden geri kalınması, hatta hastalanmak, susuz veya aç kalmak gibi “özveriler” bir görevdir. Gençler otoriter düzende kendilerine düşen bütün görevleri yapmak durumundadır. Gençlerin çıkarlarının önemsenmediği 2001 ve 2002 yılında yayımlanan gazetelerde ortadaydı.

[19 Mayıs] törenlerinde gençlerin yaşadığı sıkıntılar gazetelere hemen hiç yansımamaktadır. Gençlerin törenlerde, örneğin “yine sıcak bir günde alanlarda olduğu” söylense bile bunun ötesinde bir yorum veya görüş belirtilmemekte; bu konuda özel bir duyarlılık veya karşı çıkış olmadığı görülmektedir. Tören hazırlıkları sırasında yaşanan sıkıntılar ise hiç ele alınmamaktadır. Törenler sırasında yaşananların yalnızca törensel (örn., “Tangolu Kutlama”, “Bayrağı Üç Kez Öperek Aldı”) ya da politik (örn., “Kırmızı Koltuğa Oturmadı”, “Bahçeli Sezer’in Elini Sıkmadı”) açıdan önemli olanları gazetelere yansıtılmaktadır.

Kimin etkinliği?

19 Mayıs törenleri vb. törenler bir devlet etkinliğidir. Bu törenlerde gençlerin (diğer örneklerde ise çocukların veya egemenliğin sahibi olduğu söylenen halkın) hiçbir şekilde söz hakkı yoktur.

Artık törenler gerçekleştirilmesi gerektiği için gerçekleştirilen, bürokratik bir alıştırma durumuna gelmiştir. 23 Nisan, 29 Ekim törenleri de içeriği ve şekli ile törene adını veren kavram (Çocuk Bayramı, Cumhuriyet Bayramı) ile çelişmektedir.

19 Mayıs vb. törenlerin bir devlet etkinliği olması ve kaçınılmaz olarak bürokratik bir alıştırmaya dönüşmesi, kutlanmak istenen temanın veya anımsanmak istenen tarihsel dönüm noktasının anlamsızlaşmasına da yol açmaktadır.

Tam bu noktada meseleye gençler açısından bakmak ve 19 Mayıs törenlerine hâlâ anlam yüklemek isteyenlerin yaptığı yanlışı görmek gerekir. Gençler açısından bakıldığında 19 Mayıs devletin bürokratik bir dayatmasından öte bir şey değil ise, bu durum 19 Mayıs’ın anlamlı görülmesini nasıl sağlayabilir?

Haftaya kaldığım yerden devam edip, 19 Mayıs gösterilerinin neden şimdi kaldırıldığını ve önerilen çözümleri ele alacağım.

Serdar M. Değirmencioğlu, Evrensel, 29 Ocak 2012, s.12

Yorum


işlemi tamamlayınız: