Bir Fiziksel Tiyatro Deneyimi

Asya Saydam

DV8 Fiziksel Tiyatro geçen dönem aldığım çağdaş tiyatro dersi ile performatif gruplar dağarcığıma girmiş bir İngiliz bir dans/tiyatro grubu. Fakat benim fiziksel tiyatro başlığı altında izlediğim önceki performansların yerine, aklımda canlandırdığım sahnelerin ötesinde bir performansla günümüzün ve tarihimizin gerçekliğine dikkat çekiyor. İslamiyet ve bunu nasıl tartışamadığımız. Londra asıllı bu grup Avrupa turnesinde şimdi. Yeni projeleri  Can We Talk About This? adlı performansları ile Budapeşte’yi ziyaret ediyorlar. Ben de onları ön sıradan boş bir parke sahneye bakarak bekliyorum. Işıklar kapanıyor, kafası aşağıda, bir ayağı kafasından yukarda duvara dayalı biri beliriyor ışıklar açlınca. ‘Kendini Talibandan daha üstün hisseden var mı’ diye soruyor. Ses yok. Ve anlatmaya başlıyor. O andan itibaren sahne durmaksızın bir devinim içine giren oyuncuların ve bedenlerinin dans diye de nitelendirebileceğimiz  hareketleriyle ve onların ağızlarından dökülen gerçekleriyle örülüyor. Yalın kostümler, kumaş pantolonlar ve tercihen koyu renkli gömlekler, üstler. Oyunun -ya da performansın mı demeliyiz- başından sonuna sahneye gelen herkesin ayakları ayrı kafası ayrı bedeni de ayrı oynuyordu. Kulağa saçma gelebilir ya da ilgi çekici gelmeyebilir, veya kafanızda canladırmakta zorlandığınız bir görüntü olabilir ama izlerken nasıl bir harmoni, melodi içinde olduklarını hayretle takip ediyorsunuz. Oyuncuların dillerinden dökülenlerle bedenleri arasında bir uyum, birbirleriyle olan iletişimlerinde ayrı bir uyum var.

Bahsettikleri konuya gelince; Llyod Newson’unun etrafındaki müslüman kesim dikkatini çekmiş olacak, İslam dünyası üzerineydi anlatılanlar.. Bradford’da öğretmenlerin müslüman ailelerin çocuklarıyla karşılaştıkları durumlar, İngiltere’de kalabalık nüfuslarından ötürü İngiltere hukukundan bağımsız, kendilerinin şeriyat ile yönetilmek istediklerini söyleyen kesim, bir kadının müslüman ülkelerde zorla evlenmeye mahkum edilmesi ve o kadınların çaresiz hayatları, islami düşünce ayrılıkları yüzünden Pakistanda, Afganistanda, Mısırda, İranda, Somalide ve Türkiyede öldürülenler.. Sahneye, ellerinde A4 kağıtlarına öldürülenlerin fotoğrafları ve yılları basılı olan 5-6 oyuncu geldi. Sivas katliamında öldürülen 37 kişi ve Bahriye Üçok  da vardı bu upuzun listede, yere dökülen sayfalarda.. Şeriat ise apayrı bir konu; üzerine konuşulması dahi Mısır ve Pakistan liderleri tarafından Avrupa Parlamentosunda yasaklanan bir kurallar bütünü. Neden konuşamıyor, tartışamıyoruz? Bugün dünyanın önde gelen ülkeleri olarak varsayılan -en azından düşünce özgürlüğünün bizim ülkemizden önde olduğuna hem fikir olabileceğimiz-  ülkelerde bile korku var İslam dünyasına karşı. Danimarkalı karikatürist yazıp çizdiklerinden dolayı ölüm tehditleri aldı, ve yıllardır korumayla geziyor. Onun karikatürünü filminde kullanan Geert ise Hollanda hükümetinin onun adına özür dilemesine sebep oldu. Adları yitip giden kadınlar… O kadınları anlatmaya çalışan bir yönetmen Theo Van Gogh, 2004’te bir Hollandalı Müslüman tarafından öldürüldü. Selman Rüşti ise yazdığı kitap “Şeytanın Ayetleri” ile Humeyni tarafından başına 3 milyon dolar konulan dünyanın 100 entellektüeli arasında. Kuran’ın Florida’da bir kopyasının yakılması dahi Afganistanda 12 kişinin ölümüyle sonuçlandı. Bir kopya bu kadar can’a mal olabilir mi? Kadın haklarının savunucusu Meryem Namazie uzun süre Sudan hükümeti tarafından tehdit edildi yaptıklarından dolayı. Taliban’ın bütün vahşetine, çirkinliğine rağmen ondan daha üstün olduğumuzu düşünemiyoruz ki büyük çoğunluk el kaldıramamıştı performansın başında. Evet.

Kareografi incelikle işlenmişti. Bir adım dahi yanlış atsalar oyunun bütünlüğü bozulabilirdi. 10 kişilik grup bir nevi dans ederek bahsettiğim bütün bu konulara ve isimlere dikkat çektiler  1 saat 25 dakikada. Llyod Newson, DV8’in 1986’da kurulmasına yön veren ve hemen hemen DV8’in bütün prodüksiyonlarının yazarı, bu oyunun yazımında tamamen kişisel deneyimlerden ve medyadan edindiği bilgiler ışığında biraraya getirmiş Can We Talk About This? metnini. Bir nevi konuşma özgürlüğü, sansür ve insan hakları üzerine bir belgesel yaratılmış. Budapeşte’de izleme şansı bulduğum bu grubu ve bu projelerini Türkiye’ de ağırlayabilsek, izeyebilsek keşke. Ama müslüman bir ülkeye gelmek onlar açısından ne derece güvenli olur?  Soru işaretleri ve endişeler ile ayrıldım gösterimden.

Yorum


işlemi tamamlayınız: