Irkçılığa Karşı Tiyatro

Yaşam Kaya

Tiyatrokare yirminci sanat yılında yine çarpıcı bir işe imza atıyor. Fransız yazar Romain Gary’nin yazdığı ‘Onca Yoksulluk Varken’ adlı roman Nedim Saban’ın yönetiminde sahnelerdeki yerini almış. Müslümanlarla Yahudiler arasında sürüp giden anlamsız din savaşlarına bolca gönderme yapan oyun, günümüz dünyasını kıyasıya eleştiri yağmuruna tutmuş. Böylesi dünyaca ünlü eserde Türkiye’nin seçkin sanatçılarını sahnede görüyoruz.

Tiyatrokare, tiyatro yaşantısını amatör ruhundan taviz vermeden ustaca sürdürüyor. Amatör dediysem hani bildiğimiz, anladığımız acemiliklerden bahsetmiyorum. Koskoca yirmi senedir her oyunda sanki ilk kez sahne alıyormuşçasına perdelerini açmak, bir topluluk için muhteşem bir başarı olsa gerek. Nedim Saban’ın tiyatro alanında yarattığı sinerji oyuncuların ufkunu açarken, usta isimlerle gençler ortak paydada bir araya geliyor. O paydada herkesin kendine aldığı ders var. Yani ‘usta-çırak’ ilişkisi Tiyatrokare’yi var eden ince bir nüans.

Yazımın başında belirttiğim Fransız yazar Romain Gary’nin kaleminden çıkan ‘Onca Yoksulluk Varken’, yazarın eserini tiyatro oyununa dönüştürmesiyle farklı bir anlam kazanmış. Gary, Emile Ajar takma ismini kullanıp oyununu bir kez daha piyasaya sunmuş, bunun karşılığında herkeste büyük bir şaşkınlık yaratmış; çünkü roman Fransa’nın en büyük edebiyat ödülü olan ‘Goncourt’ ödülüne layık görülmüşken, kitabın teatral hali de ödül kazanmış, yazarın kendi ismini değiştirip eserinin yapısına dokunmadan kitabını yeniden çıkartması enteresan işlerin oluşmasına sebep olmuş…

Oyunda Madam Rosa, Fransa’da fahişelerin doğurup sokağa attığı çocuklara evinde gönüllü olarak bakıcılık yapmaktadır. Kendisinin de eski bir fahişe olduğu gerçeği, Rosa’yı yaptığı işle vicdanen rahatlatmaktadır. Fakirlik içinde baktığı çocuklara karşılık cüzi miktarda para alan Rosa’nın karşısına bir gün Muhammet adında Müslüman bir çocuk çıkar. Babasının isteği üzerine Yahudi Rosa, Muhammed’i kendi değerlerini bilen bir Müslüman olarak yetiştirir. Rosa ile Muhammed arasındaki bağ zaman geçtikçe ‘anne-oğul’ çatışmasına dönüşecek, akıl sağlığını gitgide kaybeden Rosa için yaşam günden güne zorlaşacaktır. Muhammed’in iç çatışmaları, düşünceleri oyunun temel yapısını oluşturur.

Nedim Saban oyunu sahneye aktarırken yazarın küfürlü keskin dilini hiçbir şekilde değiştirmemiş. Ayrıca ‘ırkçılık’ kavramını daha bir anlamlı kılmak için sahne önüne yerleştirdiği 68 kuşağının devrimci söylemleri insanı oyun öncesi düşündürüyor. Muhammed’in büyüdükten sonra bir gün çocukluğunun geçtiği mahalleye dönmesi, Madam Rosa’nın şefkatli, sevgi dolu kollarını araması, din farklılığının sevgiye, aşka engel olamaması yönetmenin ince zekasıyla iyice belirgin bir hale dönüşmüş.

Rüçhan Çalışkur, Gökçer Genç, Rami Çakır, Halit Karaata, Soner Ansal gibi usta ve genç isimleri aynı potada eriten topluluk sahnede anlatmak istediğini net biçimde ortaya koymuş. Daha önce Türkan Saylan için çekilen sinema filminde görev alan, Devlet Tiyatrosu sanatçısı, usta oyuncu Rüçhan Çalışkur oyunu tek başına sırtlayıp taşımış. Madam Rosa’nın duygusal travmalarında, sevgiye olan inancında, insanlara dil-din-ırk üçgenine bakmasızın sahip çıkışında Çalışkur’un ayrıcalığını görüyoruz. Deneyimini konunun her karesinde bizlere hissettirebilmiş. Muhammet rolündeki Rami Çakır’ın, Rüçhan Çalışkur ile yakaladığı başarı inanılmaz! Sahnede her anlamda iyi bir oyuncu görüyoruz. Dininden, ırkından dolayı dışlanan, hor görülen; annesinin fahişe hayatını bilmeden kendisine düzen kurmaya gayret eden Muhammed’i Rami Çakır’ın oynaması büyük şans. Nedim Saban, Muhammed rolü için biçilmiş bir kaftan seçmiş. Muhammed’in büyümüş halini geçmişe yolculuk yaparak anlatan Gökçer Genç fevkalade iyi bir yolda oyunu sürüklüyor. Genç’in oyunculuğu seyirci tarafından seviliyor. Naif üslubunu koruyarak olayları anlatan oyuncu, sahnedeki önemli bir halka. Gösterideki diğer isimler üzerlerine düşen her şeyi gerçekleştirmiş.

Tiyatrokare’nin ‘ırkçılığa’ karşı süren sahne yaklaşımı, popüler kültür içinde kaybolup giden tiyatroya geniş anlamda nefes aldırdı. Sezon bitmeden oyunu mutlaka izleyin.

Oyun, 9 Nisan 2012 saat 20:30’da İstanbul Ataköy Yunus Emre Sahnesi’nde; 14 Nisan 2012 saat 20:30’da Profilo Kültür Merkezi’nde…

Birgün



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: